"Erdal Sağlam" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Erdal Sağlam" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Erdal Sağlam

Piyasa ekonomisi ve şirket kurtarma

BAŞBAKAN seçim propagandası için yaptığı bir şehir mitinginden sonra, o şehirde şirketi zor durumda olan bir işadamını "resmi uçağı"na alıyor, sıkıntılarını dinliyor, ardından şirketin borçlu olduğu iki bankayı arıyor ve "bu şirkete kolaylık sağlanmasını" istiyor.

Bunun üzerine bankalar harekete geçiyor ve özel kolaylıklar hazırlıyorlar. Bu arada Başbakan’ın partisinin genel başkan yardımcısı, şirketi zor durumda olup iktidar partisi tarafından kıyak çekilen şirket sahibi ile oturup, "Başbakan’ın ne kadar iyi bir iş yaptığını" basına açıklıyorlar.

Evet, yanılmadınız, burası Türkiye...

Hani piyasa ekonomisi uygulamasını artık seçime giren her partinin temel ekonomik tercih olarak ortaya koyduğu, AB’ye girme müzakereleri yapan, küreselleşmeye entegre olup, 10-15 yıl içinde "dünyanın en büyük 10 ekonomik gücü" arasına girmeyi kendine hedef almış ülke.

Bu olay batılı çağdaş başka bir ülkede olsa, yani bir hükümet "özel şirket kurtarma" yapsa, seçim öncesinde, övünerek, bir şirkete rakiplerine kıyasla özel bir ayrıcalık tanısa ne olurdu?

Kimsenin şüphesi olmasın; batılı çağdaş bir ülkede kesinlikle böyle bir hareket yapılamaz, hele ki, basının gözü önünde övünerek, hiç yapılamazdı. Yapılsa bile gizli yapılır, sonradan açığa çıktığında bunu yapan hükümet görevinde kalamazdı...

Ama Türkiye’de böyle bir girişime bırakın karşı çıkmayı, alkış tutuluyor...

Özal döneminde de oldu, daha önceki hükümetler döneminde de oldu ve hepsine karşı çıktık. O dönemlerde, son AKP hükümeti döneminde de şirket kurtarma hareketleri oldu ama bu kurtarmalarda bile, her ne kadar kapsama girecek şirketler belli olsa da, yine genel prensipler saptanır, bu kapsama giren herkese aynı kurtarma uygulanırdı.

Bu örnekte olan ise tek bir şirkete özel, Başbakan emriyle yapılan ayrıcalıklı muamele..

Hem de bu ayrıcalıklı muamele kamu kaynakları kullanılarak yapılıyor. Çünkü Başbakan’ın talimat verip şirkete kolaylık sağlanmasını istediği bankalar Halk Bankası ile Vakıflar Bankası. Yani sermayelerinin büyük bölümü kamuya ait, kamu adına hükümetin yönetime hakim olduğu bankalar. Yani kamu kaynakları kullanılıyor.

Aynı sektörde, aynı şartlarla çalışan rakip bir firma, bu firmaya ayrıcalık yapıldığı için itiraz etse, kamu kaynakları kullanılarak haksız rekabet oluşturuluyor dese, haksız mı?

Bu tür yazıların sevimli olmadığını, "ilkesel yaklaşım"la, popülist olmayan, aykırı düşünceler belirtildiğinde çok kızıldığını, daha önce aldığım tepkilerle çok iyi biliyorum. Ancak birilerinin, sevimsiz görünse de bunları söylemesi gerektiğini düşünüyorum.

BAŞBAKAN’IN GÜCÜ

Bu o kadar önemsiz bir şey değil. Her şeyden önce kamu bankalarının neden özelleştirilmeleri gerektiğini, "özelleştirmeyeceğiz" diyen partiler da anlamalı, özelleştirmelere karşı çıkan çok kesimler de... Çünkü kamu kaynakları işte böyle kullanılıp, kara delikler oluşuyor.

Bir Başbakan özel bankaya telefon açıp "şu şirkete kolaylık sağlayın" diyemez, dese bile mevzuata aykırı olduğu için uygulanmaz. Bir bankanın zaten ödeme kabiliyeti olsa bir şirkete kolaylık göstermeyeceğini, şirkette batacak parasını almak için uğraşmayacağını, düşünebiliyor musunuz? Yani zaten yapılacak bir şey olsa bankalar kendiliğinden yapar, çünkü parasını geri almak ister. Ancak o parayı almaktan umudunu kesmiş, şirkette gelecek göremiyorsa, zararını biran önce azaltmaya çalışır. Zaten kanunlar, BDDK kuralları da vardır ve alacak tahsilinde buna uymak zorundadırlar. Şimdi bu kamu bankalarının yöneticileri işi zorlayacak. Olmadı "Başbakan söz verdi " diye kurallar esnetilir, gerekirse mevzuat değişiklikleri yapılmaya çalışılırsa, kimse şaşırmasın. Daha önce yaşamadık mı?

Bu örneğin bize gösterdiği başka bir şey de "demokrasinin olmadığı" gerçeğidir. Hani seçim mitinglerinde yapılan "demokrasi, demokratlık" tartışmaları var ya...

Şimdi bir düşünün; hangi demokratik ülkede, çağdaş batılı demokraside bir Başbakan’ın bu kadar gücü vardır. Rakip firma korkup itiraz edemiyorsa, demokrasiden söz edilebilir mi? Yani; piyasa ekonomisi ve demokrasinin de, "sözde değil özde benimsenmesi" gerekir.
X