Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Petrolün geleceğinde ne var

    Daniel Yergin*
    31.08.2009 - 17:30 | Son Güncelleme: 31.08.2009 - 17:31

    Gelişmekte olan ülkelerden gelen talep yeni teknoloji kozunu oynuyor

    28 Ağustos 1859 tarihinde kuzeybatı Pennysylvania’nın ormanlarında Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk başarılı petrol kuyusu açıldı. Bu gelişme balina yağını gereksiz hale getirip bir enerji devrimine yol açarken, sanayileşmiş dünyayı da dönüştürdü. 150 yıl sonra bugün, gelişmekte olan ülkelerde petrole olan talep yükselse bile, petrolün küresel ekonomideki yeri hiç bu kadar sorgulanıp eleştirilmemişti.

     

    Pekiyi, Dünya’nın toplam enerji ihtiyacının yüzde 40’ını karşılayan bu kullanışlı enerji kaynağı hakkındaki bu tartışmaların sebebi nedir? Öncelikle enerji güvenliği, derinleşme, siyasi riskler ve ulusların kaynaklar üzerindeki paylaşım kavgası gibi geleneksel kaygılar söz konusu. Küresel gelir dalgalarındaki büyük değişimler de küresel güç dengesi üzerindeki muhtemel etkilere dair endişeleri arttırıyor. Her ne kadar 800 petrol üretim bölgesi dahil olmak üzere Dünya’daki kaynaklar üzerinde yapılan araştırmalar yeraltında geniş kaynaklar olduğunu gösterse de bazıları fiziksel arzın tükeneceğinden endişe ediyorlar. Yer üstündeki siyaset ise ayrı bir tartışma konusu.

     

    Fakat tartışmayı ateşleyen iki yeni faktör var. Birincisi, petrolün elde ettiği ikincil kimliği. Petrol artık fiziksel bir emtia değil, aynı zamanda da hisse senetleri, tahviller, döviz kurları ve dünyanın finans portföyündeki diğer türler gibi finansal bir kaynak. Bu yeni kimlik ciddi fiyat dalgalanmalarına sebep oldu. 2004 yılında 40 doların altında olan petrolün varil fiyatı Temmuz 2008’de 147,27 dolara çıktı, Aralık 2008’de tekrar 32,40 dolar seviyesine indi. Şu anda ise 70 doların üzerinde seyrediyor.

     

    Bu dalgalanmaların benzin istasyonlarında alışveriş yapan vatandaşları sinirlendirmenin ötesinde ciddi sonuçları var. Öncelikle gelecekteki enerji sektörü yatırımlarının petrol ve doğalgaza mı, yenilenebilir ve alternatif yakıtlara mı yapılacağının planlanmasını zorlaştırıyor. Dahası bu durum ciddi ekonomik etkilere sahip; Detroit’in hesabı kredi krizi öncesinde, 2007 ve 2008 yıllarında, benzin pompası tarafından kesilmişti. Bu tür bir dalgalanma hali gelecekte resesyonları ve enflasyonu tetikleme ihtimali de söz konusu.

     

    Dalgalanmalar siyasi bir patlayıcı haline gelmiş durumda. İngiliz Başbakanı Gordon Brown ve Fransa Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy geçtiğimiz günlerde “yıkıcı dalgalanma”ya karşı bir küresel çözüm çağrısı yapmış, ama “kolay bir çözüm”e ulaşılamayacağını da eklemişlerdi.

     

    Tartışmayı ateşleyen ikinci faktör iklim değişikliği. Bu yıl Aralık ayında Kopenhag’da yapılacak Birleşmiş Milletler iklim değişikliği konferansının sonuçları ne olursa olsun karbon salınımına getirilecek düzenlemeler petrolün geleceğinin önemli bir parçasını oluşturuyor.

     

    Dünyadaki petrol kullanımına büyük kesintiler getirilmesi mümkün mü? Hem ABD Enerji Bakanlığı hem de Uluslararası Enerji Ajansı, 2006 ile 2030 yılları arasında enerji kullanımının neredeyse yüzde 50 artacağını, petrolün de dünya enerji ihtiyacının en az yüzde 30’unu karşılamaya devam edeceğini öngörüyor.

     

    Bu artışın sebebi de bugüne kadar görülmemiş bir olgu: talebin küreselleşmesi. Artık büyümekte olan petrol piyasalarını Kuzey Amerika, Batı Avrupa ve Japonya’da bulmak mümkün değil. ABD “benzin talebinin zirvesi”ne çoktan ulaşmış durumda.

     

     Talepteki büyüme artık önemli ölçüde hızla büyüyen gelişen ekonomilere kaymış durumda; Çin, Hindistan ve Ortadoğu akla gelen ilk örnekler. 2000 ve 2007 yılları arasında dünya petrol talebindeki büyümenin yüzde 85’i gelişmekte olan ülkelerden kaynaklanmaktaydı. Talepteki bu kayma bugün de sürüyor: bu yıl Çin’de ABD’dekinden fazla yeni otomobil satıldı. Ekonomik iyileşme kalıcı olursa gelişmekte olan ekonomilerin durumu toplam tüketim bağlamında belirleyici faktör olacak.

     

    Talepteki bu büyümeyi karşılamanın iki yolu var: ya ekonomik büyüme geri çekilecek ya da yeni teknolojiler bulunacak. Birinci çözüm kabul edilebilir bir yol değil. Dolayısıyla sorunun çözümü teknolojide yatıyor. Mesele petrole ekonomik açıdan geniş ölçüde rekabetçi, kullanışlı ve güvenilir alternatifler bulabilmek.

     

    Pekiyi bu alternatifler ne olacak? Günümüzde çok popüler olan bataryalar, piller ve diğer elektrikli otomobiller mi? Geliştirilmiş biyoyakıtlar mı? Doğalgazla çalışan araçlar mı? Pilleri daha yeşil bir elektrik nesliyle birbirine bağlayabilecek akıllı ızgara gelişmeleri mi? Yoksa içten yanmalı motorlarda yakıt verimliliğini iki hatta üç kat arttıracak gelişmeler mi?

     

    Doğrusunu söylemek gerekirse bu sorunun cevabını bilmiyoruz ve bir müddet daha bilemeyeceğiz. Ancak şu an yeniliklere çok büyük destek, kapsamlı hükümet teşvikleri ve sübvansiyonlar verildiğini ve teknolojik değişikliğin kaçınılmaz olduğunu biliyoruz.

     

    Petrol konusunda asıl ilgi taşımacılığın üzerinde. Ne de olsa Amerika’da elektriğin sadece yüzde 2’si petrolden elde ediliyor. Son zamanlara kadar, elektrikli otomobiller ve benzinle çalışan otomobiller arasındaki maliyet ve performans yarışının bir asır önce benzinli araçların galibiyetiyle sonuçlandığı düşünülüyordu. Bugün yarış yine ortada.

     

    Ancak gelişmeler ne olursa olsun, önümüzdeki 20 yıl içindeki petrol kullanımına etkileri küresel otomotiv sanayinin boyutlarına ve geniş çaplı üretimin kendini döndürebilir hale gelmesi için geçecek zamana bağlı olarak adım adım ortaya çıkacak. Benim şirketim IHS CERA, sıra dışı yeni teknolojilerin gelişimi gibi büyük engeller çıkmaz ve agresif satış hacimleri tutturulursa, pille çalışan yarı benzinli otomobillerin ve tamamen elektrikle çalışan araçların 2030 yılında dünyadaki yeni otomobil satışlarının yüzde 25’ine tekabül edeceğini tahmin ediyor. Ama toplam otomobil kullanımı içindeki değişimin hızının düşük olması dolayısıyla benzin tüketiminde çok aşırı azalmalar yaşanmayacağı da öngörülüyor. Daha sonraki dönemde gelişimin etkileri belki de kapsamlı biçimde büyüyecek.

     

    Ancak ABD’de en azından önümüzdeki 20 yıl için içten yanmalı motorun büyüyen verimliliğinin, gelişmiş dizel araçların ve ikinci nesil biyoyakıtlarla ve başka yeni hafif maddelerle birleştirilmiş hibrid araçların etkisi çok daha büyük olacak. Ama küresel bağlamda bir nokta söz konusu. Eğer küçük boyutlu, düşük maliyetli elektrikli araçlar gerçekten Asya’daki büyüyen otomobil pazarlarını yakalayabilirse, bu durum petrole yönelik talepteki büyümenin grafiğini ciddi anlamda aşağılara çekebilir.

     

    Petrolün önümüzdeki 150 yılının nasıl geçeceğini ancak tahmin etmeye başlayabiliyoruz. En azından önümüzdeki 20 yılda gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerinde yaşananlar petrolün küresel olarak büyümekte olan bir sektör olmasını sağlayacak.

     

    *Yergin IHS CERA’nın başkanı, “The Prize: the Epic Quest for Oil, Money, and Power” kitabının yazarıdır. Petrolün geleceğiyle ilgili yazısı Foreign Policy dergisinin en son sayısında ve 30 Ağustos 2009 tarihinde Wall Street Journal gazetesinin internet sitesinde “Why Oil Still has a Future” başlığıyla yayınlanmış, çevirisi hurriyet.com.tr tarafından yapılmıştır. (ST)

     

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı