Gündem Haberleri

    Peştu-Pakistan ittifakı Obama’nın başarısına engel

    Planet
    05.12.2009 - 00:37 | Son Güncelleme:

    Taliban’ın güçlenmesi ve Afgan hükümetinin durumu Obama’ya asker arttırmaktan başka seçenek bırakmadı. Taliban zaferin kokusunu aldı ve müzakere etmekle ilgilenmeyecektir.

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">INTERNATIONAL HERALD TRIBUNE<ı style="mso-bidi-font-style: normal">

    Olivier Roy: Peştu-Pakistan ittifakı Obama’nın başarılı olmasını engelleyebilir.

     

    Taliban’ın güçlenmesi ve Afgan hükümetinin durumu Obama’ya asker arttırmaktan başka seçenek bırakmadı. Taliban zaferin kokusunu aldı ve müzakere etmekle ilgilenmeyecektir.

     

    Ya çekilmek ya da savaşı tırmandırmak gerekirdi.

     

    Irak’taki gibi yerel liderler aşırılara karşı “maddi-manevi” desteklenecek, radikallerden hoşlanmayan halkın yardımı alınmaya çalışılacak.

     

    Kabil yönetimi ise bu stratejinin sırtında bir yük. Taliban’ın ne olduğu ve Pakistan’ın ülkedeki rolü iyi anlaşılmalı. Taliban hem etnik (Peştu) hem sosyal bir hareket. Aşiretlerin yapısındaki değişimin bir sonucu. Afganistan ve Pakistan’da Taliban’ın etkin olduğu yerler Peştu bölgesiyle sınırlı.

     

    ABD ülkede Peştu olanlarla olmayanlar arasında ince ve zor bir denge tutturmak zorunda. Diğer gruplar Afgan ordusuna güvenmiyor.

     

    Karzai, Peştu aşiret aristokrasisine yaslanıyor ama artık bu grup yerel köklerini kaybetti. Irak’ta aşiret liderleri El Kaide’ye karşı General Petreaus’la ittifak yapmaktan kaçınmadılar ama Afganistan’da böyle bir yapı yok.

     

    Aşiret elitinin yerini medreselerde eğitim görmüş, Pakistan ve Körfez’le bağlantılı genç Taliban aldı. Taliban’ın Pakistan’da sığınağı olursa önümüzdeki iki yılı atlatabilir.

     

    Taliban, ABD’nin ne aşiret liderlerini kullanarak ne de Kabil’de kalıcı bir merkezi otorite oluşturamayacağını düşünerek resmin dışında Amerika’nın gitmesini bekleyebilir.

    Pakistan ordusu Hindistan korkusu nedeniyle ve Kuzey Batı eyaletler dışına taşmaması şartıyla Taliban’a göz yumdu ve hatta onu destekledi. Ama Taliban bu anlaşmayı bozdu. Pakistan ordusu karşılık vermek zorunda kaldı ama şimdi bile Taliban’ı yok etmek değil sadece ona haddini bildirmeye çalışıyor.

    Peştuların Afganistan’daki sıkıntıları çözülmedikçe ve Pakistan Taliban’ı ölüm kalım tehdidi olarak görüp politikası değişmedikçe bu böyle devam eder. Daha geniş açıdan bakmak gerekiyor. 

    Graham Fuller: Yıllar önce alandaki genç bir CIA ajanı olarak eğer olayları merkeze doğru şekilde rapor edersem siyaset yapma sürecinin diğer unsurları da başının çaresine bakar diye düşünürdüm.

    Halbuki sonradan öğrendim ki, “siyaset hep yereldir” ve deniz ötesindeki gerçekler Washington’daki karar alma sürecini ancak sınırlı derecede etkiler. Obama’nın kararı da büyük ölçüde iç siyasi mülahazalarla alındı.

    Obama’nın halka savaşı kazanmadığımızı ve bunun mümkün olmadığını söyleyeceğini sandım. Ama tabii böyle bir kabul onun siyasi olarak intiharı olurdu.

     

    Afganistan’da kalpleri ve zihinleri kazanıyor değiliz, zaten kazanamayız da. Peştuların çoğu ülkenin geleceğiyle ilgili bir Amerikan planını kabul etmezler. Peştu olmayanlar da (Tacikler, Özberkler ve Hazaralar) bir tür iç savaş olan bu mücadelede her türlü dış desteği kabul ederler. ABD istemeden de olsa bu çatışmada taraf olarak görülüyor. 

     

    Yeni Amerikan askerleri Peştu bölgelerine aktıkça geleneksel yabancı düşmanlığı daha da depreşecek. Peştuları ABD’nin dost, Taliban’ın düşman olduğuna ikna etmek imkansız.

    Taliban’a bakışları karmaşık olsa da ABD gittikten sonra da Taliban’ın burada olmaya devam edeceğini biliyorlar.

    Bush Yönetimi, Afganistan’ı imparatorluk sonrası dönem için bir ileri karakol olarak görüyordu. Artık buna oluşan yeni küresel güç, ekonomi, prestij ve etki mimarisini analamayan birkaç kişi dışında pek inanan kalmadı.

    Sevelim sevmeyelim Taliban’ın bu ülkenin geleceğinin temel bir unsuru olacağını kabul edelim. Taliban liderlerin ülkelerini işgalden kurtardıktan sonra küresel cihatçı gruplara destek vermek için pek bir nedenleri olmayacak.

    Zaten daha önce de bunu isteyerek yapmamışlardı. Bin Ladin’i 1996’da da kucaklarında bulmuşlardı.

    İktidarda payı olan bir Taliban dışarıdan gelen para ve uzmanlığa Batılı bir stratejik ambalajı olmaması şartıyla olumlu yaklaşacaktır.

    Sıkı bir İslamcı rejim belki Afganistan için en iyisi değil ama en gerçekçisi. Temel gerçekleri değiştirmek ve farklı bir sonuç yaratmaya çalışmak nafile.  

    Öte yandan ABD’nin Afgan problemini çözmeye, Washington’ın adımları ve talepleri nedeniyle kendi iç istikrarı kritik bir noktaya gelen Pakistan’ın ne gücü ne niyeti var.

    Pakistan kendi Afgan sorununu ABD çekildikten sonra Taliban ile bir şekilde analaşarak çözecektir. ABD başta bunu kabul etmek istemese de bir süre sonra durumu kabullenmek zorunda kalacaktır.  

    El Kaide dünyanın her yerinde faaliyet gösterebilir ve aslında Afganistan’a ihtiyacı yok.ABD çözümden çok sorunun parçası.

    Gönderilen askerler Afgan milliyetçiliğine karşı bir hakaret. Ancak ABD’nin ülkeden çekilmesi bu sorunu çözebilir.

    Afganistanlılar da kendi iç meselelerini çözecek mekanizmaları üretmeliler. Bu sorunun cevabı ABD’den çok Pakistan, Rusya, Çin, İran ve Hindistan için stratejik önem taşıyor.

    Avrupa ve Kanada’nın bu misyon için artık tahammülleri kalmadı. Afganistan artık ancak “NATO’yu kurtarmak” ve Batı’nın stratejik tercihlerinin artık egemen olmadığı bir dünyada “alan dışı” müdahale söylemiyle satılmaya çalışılıyor.

    Obama’nın geri çekilmeye başlama tarihi vermesi akıllıca. Başkan Amerikan ordusu ve Kabil’e ellerini çabuk tutma mesajı vermiş oldu.Obama’nın önünde iyi bir seçenek yoktu o da “boş tenekeye bir tekme atmış” oldu.

    Şansı yardım ederse bu adım geri çerkilmenin şartlarını oluşturur ve bu da aslında stratejik düzeyde bir Amerikan yenilgisi olacağı baştan belli olan bu macera bir incir yaprağı olur. 

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">THE NEW YORK TIMES<ı style="mso-bidi-font-style: normal">

    David Brooks: Obama kampanya sırasında ateşli ve berraktı. Şimdi fazla temkinli ve duygusuz oldu diye eleştiriliyor. Ama yönetmek zaten farklı bir şeydir. Yönetmek gri bir alandır, burada her istediğiniz yapamazsız, başkalarını ikna etmek ve ödünler vermek gerekir.

     

    Sıfırdan başlayamazsın, senden önceki Başkan’ın bıraktığı yerden devam etmek durumundasın. Ayrıca liderler de ileride bizi neyin beklediğini bilemezler. Genel amaçlar vardır ama geleceğin yolları belirsizlikle örülmüştür.

     

    Obama’nın Beyaz Saray’ında bir tartışma kültürü var, farklı bakış açıları uzun ve analitik seanslarda birbiriyle yarışıyor. Obama bu tartışmalara bir davaya bakan hakim gibi başkanlık ediyor. 

    Obama genelde farklı pozisyonlar arasında denge kurmaya çalışıyor. Ferman vermiyor. Danışmanlarının pozisyonlarını birbirine yaklaştırmaya çalışıyor. Yönetim stili karmaşıklığa prim veriyor.   

    Amerika savaşları genelde ahlaki bir kavga olarak yaşar. Obama ise bunu çok daha mütevazi bir şekilde yapıyor. Başkanlığının belki de en önemli kararı olacak Afganistan’a asker gönderme meselesini büyük bir serinkanlılıkla aldı. Sanki risk ne kadar artarsa o kadar sakin oluyor. 

    Bu arada unutmayalım geçen sene ilkbahardaki artışla beraber Obama, Afganistan’daki asker sayısını ikiye katlayacak ve 40 yıldır bir savaş alanına bu kadar çok asker gönderen ilk Demokrat Partili başkan olacak.

    Asker artırımı kendi başına yeni strateji değil, ama zamanla oluşan ve oluşacak stratejinin başarılı olmasını mümkün kılacak bir faktör. Önümüzdeki dönemde her savaşta olduğu gibi felaketler, hatalar ve sürprizler olacaktır. Ama artık generallerin bu olumsuz gelişmelere karşılık vermek için gerekli kaynakları olacak.

    Obama’nın argüman ve tartışmalara dayalı örgütlenmesinin avantajı, bunun öğrenen bir yapı olması. Bütün o iç yazışmalar ve toplantılardan sonra Obama değişen şartlara, örneğin Bush’a kıyasla daha hızlı karşılık verebilecek.

    Ama bu yaklaşımının savaşı bürokratikleştirme gibi bir dezavantajı da var. Silahlı mücadele moral, motivasyon, şeref, korku ve düşmanın iradesini kırmakla ilgilidir. Obama’nın yaklaşımının savaşın özü olan bu soyut yönleri ıskalama riski var.

    Keşke Obama’nın analitikliği ile Bush’un hırsını birleştirmek mümkün olsa ama bu mümkün değil. Biz yine de Obama’nın “sempozyum vasıtasıyla yönetme” tarzına müteşekkir olmalıyız. Karmaşıklığı kucaklayalım ve bu tarafsız ve heyecansız stille yaşamaya alışalım.

    Seth G. Jones: Afgan güvenlik güçlerinin inşası, yolsuzlukla mücadele, “ılımlı” Taliban üyelerinin sisteme entegrasyonu önemli meseleler. Belki bunlardan da önemli olan savaşı Pakistan’a taşımak.

    Washington ve İslamabad, Taliban’ın Afgan savaşını yönettiği Pakistan’ın Belucistan eyaletindeki varlığını hedef almalı. Şimdiye kadar bu yapılmadı. Taliban’ın liderleri, toplantıları, eğiticileri ve lojistik desteği burada. Bunlara karşı düzenli ordu ile değil özel kuvvetler, istihbarat ve polis ile operasyonlar düzenlenmeli. Ayrıca insansız uçaklar da kullanılabilir.

    Zaman akıyor. Yakalanan Talibanlılar kendilerini sorgulayanlara “saatler sizin olabilir ama zaman bizim” diyorlar. Bir an önce sınırın ötesindeki liderleri vuralım ve Rusların yaptığı hatayı tekrarlamayalım.  

    Max Hastings: Obama kararlılık göstermeye çalıştı ama ne asker sayısı ne de süre yeterli. Başarısızlığı nasıl yöneteceğiz, soru bu. Vietnam’la Afganistan arasında birçok farklılık var ama şu benzerlik kritik olabilir: Yerel müttefikler Vietnam’da olduğu gibi burada da bel bağlanacak cinsten değil.

    Afganistan’da kaybedersek bu Karzai rejimi yolsuz ve beceriksiz olduğu için olacak. Obama’nın konuşmasında bu konu ve bölgesel dinamikler eksikti. Pakistan’da Batı karşıtlığı zirve yapıyor. Pakistan ile Hindistan arasındaki gerilim azaltmadan bölgesel istikrar sağlanamaz.

    Hintlilerin Afganistan’da artan etkisi Pakistanlıları daha da paranoyak yapıyor ve bu da radikal unsurlara olan desteği arttırıyor. Evet, Afgan halkının Taliban’a desteği sınırlı ama Batılı “işgalcilere” karşı duyduğu şüphe ve kızgınlık öyle değil. 

    Aşiretlerle alttan yukarıya doğru giden uzlaşmalara gitmek gerekiyor. Bir Amerikan askerinin yıllık maliyetinin 1 milyon dolar olduğu düşünülürse en iyi yatırım yerel liderlere para dağıtmak olduğu anlaşılır.

    Nicholas D. Kristof: Afganistan’da daha çok ateş gücüne değil eğitim ve sivil projelere ihtiyaç var. Obama karar alırken sadece Amerikalı generallerle ve politikacılarla değil yterel düzeydeki Afgan liderlere de danışmalıydı.

     

    Afganistan’ın ABD’ye maliyeti önümüzdeki sene dünyadaki her ülkenin savunma bütçesinden daha fazla olacak. Keşke Obama 30 bin asker gönderme sözü yerine 30 bin yeni okul yapma kararı verseydi.

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">THE WASHINGTON POST<ı style="mso-bidi-font-style: normal">

    George F. Will: Afganistan’daki savaş 98’inci ayına girdi. Obama’nın Afgan siyaseti ciddi derecede Bush’un Irak politikasına benziyor. Hedef El Kaide deniyor ama bu ülkedeki örgüt üyelerinin sayısı muhtemelen sadece yüzlerle ifade ediliyor.

     

    El Kaide rahatça faaliyet gösteremesin diye buradayız ama örgüt Yemen ve Somali’de faaliyetlerini sürdüyor. Oraları da mı işgal edeceğiz? 2011 yazından itibaren çekileceğini ilan edersen yerel halk kime oynar, sana mı yoksa kalıcı olan Taliban'a mı?

    Demokrat politikacılar da bir âlem: Afganistan'a harcanacak 30 milyar doları çok buluyorlar ama sadece General Motors’a verdikleri 60 milyar dolar, Afganistan ekonomisinin (12 milyar dolar) beş katı.

    Bu yeni politikayı Başkan’ın partisi desteklemeyecek, bütçe karşılamakta zorlanacak, aşırı yayılmış ordu daha da zorlanacak, Amerikan halkı sabretmeyecek. Obama bu küçük ve geçici yükseltmenin gerekliliğini hakkıyla anlatamadı.

    E.J. Dionne, Jr.: Obama, Afganistan’da orta yolu bulmaya çalıştı ve sonunda ne Demokratlara ne de Cumhuriyetçilere yaranabildi. Başarılı olamazsa kendisini bir cehennem bekliyor.

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">THE WALL STREET JOURNAL<ı style="mso-bidi-font-style: normal">

    Daniel Henninger: Son iklim skandalı gösterdi ki kaypak postmodern görecilik artık temel birimlere de sirayet etmiş. Bilim ölüyor.

    Eliot A. Cohen: Obama’nın Afganistan kararı, buna varılış şekli ve politikanın satılması ayrı ayrı incelenmeli. Zaten çok farklı bir karar alamazdı. Avrupa’dan medet ummak anlamsız, ciddi sayıda ve yetenekte asker göndermeyeceklerini şimdiden bilelim. Başkan Yardımcısı Joe Biden ve iç siyaset danışmanları karara karşıydılar.

     

    Karzai sorunlu bir lider ama ABD’nin kendisini desteklemediğini hissettiği zaman daha da problemli işlere giriyor. Obama kararını büyük ölçüde El Kaide ile mücadele üzerine oturttu ama böyle büyük bir karar bu kadar sınırlı bir temel üzerinde oturamaz.

     

    Obama bunun daha başlangıç olduğunu, Afganistan’a daha çok zaman ve emek vermek zorunda kalacağını, bu sorunun bir yere gitmeyeceğini, hiçbir şeyin bedelsiz olmadığını ve bazı iç programlardan vazgeçmesi gerekeceğini ve aradaki dönemde birçok eski dostunu kaybederken yeni kazanacağı dostların da kendisine tam güvenmeyeceğini anlamalı.    

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">FINANCIAL TIMES<ı style="mso-bidi-font-style: normal">

    Kerin Hope ve Ralph Atkins:Piyasalar Yunanistan’ın artan açıkları, ülkenin borçlarını ödeyememe ihtimali ve bankalarının çökme riskinden kaygılı. Avrupalılar krizin gelişini ve boyutlarını kendilerinden gizlediği için Atina’ya kızgın. Eğer Avrupa Merkez Bankası yardım etmeye yanaşmazsa IMF’ye ihtiyaç duyulabilir.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı