Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Pembe tablo lobisine kötü haber

1946 devalüasyonu, IMF ile anlaşma, 1950 demokratik yoldan iktidar değişimi.

1957 devalüasyonu, IMF ile anlaşma, 27 Mayıs İhtilali.

1970 devalüasyonu, IMF ile anlaşma, 12 Mart darbesi.


1978 devalüasyonu, IMF ile anlaşma, 1979 demokratik yoldan iktidar değişimi.


1980 devalüasyonu, IMF ile anlaşma, 12 Eylül darbesi.


1995 devalüasyonu, IMF ile anlaşma, 28 Şubat darbesi.


2001 devalüasyonu, IMF ile anlaşma, 2002 demokratik yoldan iktidar değişimi.


Kural değişmiyor. Demokratik ya da askeri darbe, IMF’den geçmek, iktidarlara yaramıyor.


İnsanlar boşuna sokaklara dökülmüyor. Yaptıkları her eylem biçimini, halk otobüslerini ve taksi duraklarını taşlamak, bankalara ve dükkanlara saldırmak onaylanacak işler değil. Bunları, IMF bahanesiyle, eylemcilerin arasına karışan başkaları yapıyor.


Sokaklara dökülen asıl büyük çoğunluk IMF’nin acı ilacı içmiş geniş halk yığınlarının temsilcileri. IMF bu nedenle kendine çeki düzen verme çabasında.


Yukarıdaki tabloyu Tayyip Erdoğan’a birileri anlatmış olmalı ki, IMF ile anlaşmaya pek hevesli değil.

PEMBEDEN SİYAHA


IMF, Dünya Bankası ve AKP yönetimi el ele vermiş, Türkiye’ye pembe tablo satmakla meşgul. Oysa, sadece üç konuda yapılan bir hesaplama pembe rengin siyaha çaldığını göstermeye yetiyor.


- 1963-2002 arasında onca hükümet, onca darbe, onca koalisyonlar, kırk yılda ortalama büyüme hızı yüzde 4.38.


AKP’nin tek başına iktidar olduğu 2002-2011 arasında, AKP’nin ilan ettiği orta vadeli ekonomik program çerçevesinde, ortalama büyüme hızı yüzde 4.23.

Allı, pullu, cilası bol nutuklu AKP dönemi kırk yıllık ortalamanın gerisinde.

-1988-2002 arasında onca koalisyonlar, onca karmaşa, on dört yılda ortalama işsizlik oranı yüzde 7.74.


AKP’nin tek başına iktidar olduğu 2002-2011 arasında ortalama işsizlik oranı yüzde 12.14.


Pembe tablo döneminde işsizlik daha da artmış.


- 1923-2002
arasında, bütün Cumhuriyet tarihi boyunca, toplam iç ve dış borç 222 milyar dolar.


AKP’nin tek başına iktidar olduğu 2003-2009 arasında toplam iç ve dış borç 243 milyar dolar.


AKP yedi yılda, seksen yıllık Cumhuriyetin toplam borcundan daha fazla borç yapıyor.


Bu mu nurlu ufuklar?

Bu mu ekonomik başarı? Bu mupembe tablo?

İNSANİ ENDEKS

Başka rakamlar da, var. Birleşmiş Milletlerin rakamları.


Örneğin, insani gelişme endeksinde Türkiye 101 ülke arasında 79.Çok gerilerde. O endekste çarpıcı pek çok gösterge arasında, beni çok sarsan bir oran var.


İyileştirilmiş su kaynaklarına erişemeyen insanların oranında Türkiye en kötü üç ülkeden biri.
Türkiye’de insanlar daha düzgün suya kavuşmuş değil, içme ve kullanma suyu olarak.


Hangi dünyanın hangi 17. büyük ekonomisi? Hangi kişi başına 13 bin dolar? Yoksulluk endeksinde 130 ülke arasında kırkıncı sırada yer alırken.

 

Şekil TR 1’de görüldüğü gibi

 

“Hükümete tek bir kişinin sahip olduğu yürütme sistemleri vardır. Otoriter rejimlerde bu tür yürütme diktatörlerin, demokratik rejimlerde ise, halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanının elindedir”. (Prof. Dr. Erdoğan Teziç, Anayasa Hukuku, 13. baskı, s. 371).


Prof. Teziç başkanlık sistemini kastediyor, Cumhurbaşkanı diyor. Şekil TR 1’de görüldüğü gibi, pratikte pekala seçilmiş Başbakanların eline geçen yürütme
sistemleri de var.


O pembe diyorsa, sen de pembe diyeceksin. O siyah diyorsa, sen de siyah diyeceksin. Başka laf istemem, nokta. O sağa bakıyorsa, sen de sağa bakacaksın, o sola bakıyorsa, sen de sola bakacaksın. O kadar.


Ölçüsüz benzetmeler. Her adımda büyük işler başardığına inanmak. Kendini dev aynasında görmek. Her türlü eleştiriye tahammülsüzlük. Eleştirenleri değişik yollardan cezalandırmaya kalkmak. Kendine yakınları el altından desteklemek. Tek otoritenin kendisi olduğu saplantısı. Psikolojik olduğu kadar, siyasal açıdan da tehlikeli.


Ben bundan çok korkarım. Çünkü, demokrasi diye diye, rejim değişikliğine gider. 

X