Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Pembe Pelerinli (aykırı) Prens: Zeki Müren

Zeki Müren, yaşadığı döneme damgasını vurmuş çok özel bir sanatçıydı. Olağanüstü güzel sesi, sahne hakimiyeti, çok özel Türkçesiyle; farklı olduğunu hissettirir, birçok modaya öncülük ederdi.

1966 yılının yazıydı. Üniversite sınavları için, bir otobüs dolusu Tarsuslu genç, İstanbul’a gelmiştik. Bu büyülü kenti, ilk görüşümdü. Bir hafta boyunca, doyasıya gezdim. Yerebatan Sarnıcı’na, Ayasofya Müzesine gittim; Yeniköy sahilinde yüzdüm, Üsküdar-Kadıköy tramvayına bindim. 48 yıl öncesinin İstanbul’unun keyfini çıkardım.

En büyük dileğim, bir Zeki Müren konseriydi. Maçka Parkı’nın hemen yanındaki Küçükçiftlik Gazinosu’nun kapısındaki afişleri görünce, heyecanlandım. Hiç unutmuyorum, arka sıralar 10 liraydı ve bu bileti alabilecek param vardı. Sahneye kısa etekli bir elbise, yüksek topuklu ayakkabıyla çıkmıştı. Unutulmaz bir gece geçirdim. Tarsus’a döndüğümde; İstanbul’u anlatırken en övündüğüm konu, Zeki Müren konseri olmuştu.

“İŞTE BENİM ZEKİ MÜREN”

İstiklal Caddesi’nde Yapıkredi Bankası Kültür Merkezi’ndeki “İşte benim Zeki Müren” sergisini gezerken, nostaljik bir yolculuğa çıktım. Sergi 20 Aralık’a kadar açık. Müzik ve sinema dünyasına uzunca bir dönem egemen olmuş bir yıldız Zeki Müren. Ölümünün üzerinden 18 yıl geçmiş olmasına rağmen; unutulmayan bir ses, bir fenomen. Sergi büyük ilgi görüyor. Fotoğraflarının, kostümlerinin, afişlerinin önünde kalabalıklar birikiyor.

Müren, mirasını, Türk Eğitim Vakfı ve Mehmetçik Vakfı’na bağışladı. Bu mirasın içinde onun notları, mektupları, şiirleri, yazışmaları, sözleşmeleri de yer alıyor. Bu iki vakıf, kendilerine miras olarak kalan belgelerin bir bölümünü sergi için kasadan çıkartmışlar.

GİYSİLERİ

Zeki Müren, yaşadığı döneme damgasını vurmuş çok özel bir sanatçıydı. Olağanüstü güzel sesi, sahne hakimiyeti, çok özel Türkçesiyle; farklı olduğunu hissettirir, birçok modaya öncülük ederdi.

Sergide bu farklılığı görebiliyoruz. Örneğin giysiler, bu değişik kişiliği hissettiriyor. Desenleriyle, renkleriyle, biçimleriyle; o günün Türkiye’si açısından bunları giyebilmek, cesaret gerektiriyordu. Geleneksel kültürün kabul etmesi kolay olmayan bu kıyafetleri; Zeki Müren, binlerce hayranının önünde ve onların sempatik bakışları eşliğinde giyer, konser arasında da değiştirir, yenisini giyerdi. Sahneye çıktığı allı pullu kıyafetleri olumlu karşılayanlar olduğu gibi, tepki gösterenler de vardı. Bir keresinde; kendisini dövmeye gelenleri, “Buyurun hepinizi konsere davet ediyorum” şeklinde karşılamış, onları yatıştırmıştı.

Maksim gazinosunun bir afişinde, sahnede giyeceği giysiler, “Yepyeni Özel Kostümler” başlığıyla şöyle duyurulmuştu konserden önce:

1. Tez, 2. Gökyüzü, 3. Bir Yudum Bordo, 4. Mor Gölgeler, 5 Zümrüt Murat Getirir, 6. Mercan Adacıkları, 7. Pembe Pelerinli Prens.

Dekor ise, “Kaf Dağındaki Saray”dı.

Çok genç yaşta şöhreti yakaladı, büyük bir yıldız olarak yaşadı. Eşcinselliği nedeniyle, hangi sıkıntılarla başetmek zorunda kaldığını, hiçbir zaman tam anlamıyla öğrenemeyeceğiz.

Onun ünlendiği yıllarda; şöhretin yolu, İstanbul radyosunda sanatçısı olmaktan geçiyordu. Radyoda söyleyebilmek için, zorlu bir sınav vermesi gerekliydi.

Kendi anlattığına göre, elinden tutan ilk kişi Suzan Güven’dir. Şöyle demişti: “Yağmurlu bir günde beni radyo imtihanına o götürdü, ilk bestemi radyoda o okudu.” 40’lı yıllarda Müslümanlığı seçen bu Ermeni sanatçı; o dönemde, müzikal filmlerin ve gazino sahnelerinin yıldızlarından biriydi.

Radyo programlarıyla, Zeki Müren’in şöhreti hızla yayıldı. Konserlere başladı Anadolu turnelerine çıktı. O yıllarda, iki radyonun yayını vardı. İstanbul ve Ankara radyoları. İstanbul radyosu, Marmara bölgesi dışında zor izlenirdi.

İstanbul radyosunun, yayınlarını düzenli hale getirmesiyle; radyo satışları arttı. İşte o günlerde bu radyoları almaya karar verenlerin en çok merak ettikleri konulardan birisi, Zeki Müren’di. Radyo satın alanların sorularından birisi, “Zeki Müren çalıyor mu?” oluyordu.

BİR ANTALYA ANISI

1955 yılında ilk Anadolu turnesine çıktığında; en az ilgiyi Antalya’da görmüştü. 1960’lı yıllarda Ankara’daki gazino programlarından ve İzmir Fuarı konserlerinden sonra, mutlaka Antalya’ya giderdi. Denizini ve güneşini sevdiği Antalya’ya küsmemişti.

Kendisine ilgisiz duran Antalyalıları en muhteşem gösterisiyle yıkıp geçecekti. Tarih 30 Mayıs 1969’du, Zirvedeydi:

Antalya’daki antik tiyatro Aspendos’ta şarkı söylemesi projesi, o günlerde gündeme geldi.

Antik tiyatro, ilk kez böyle bir konsere sahne olacaktı. Bu projeyi şöyle değerlendirdi: “O konser hayatımın en büyük konseri, zafer tacı olacak.”

Konser günü Antalya boşalmış, herkes Aspendos’a gelmişti. Aspendos’un içinde ve dışında binlerce kişi nefesini tuttu, bu müzik ziyafetini dinledi. Rakamlar havada uçuyordu, 10 bin kişi diyen de vardı, 27 bin diyen de. Antalya’nın nüfusu o yıllarda 71.700’dü.

Zeki Müren, onlarca şarkısıyla, dilimizden düşmüyor. “Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek...”

X