Peki doğum fotoğrafçısı

Hürriyet Haber
14 Temmuz 2007 - 00:00Son Güncelleme : 12 Temmuz 2007 - 21:58

Şengül Pallı’nın doğumunu kim çekecek?

Önceleri böyle bir meslek, böyle sektör yoktu:

Doğum fotoğrafçılığı.

O, icat etti.

Birçok arkadaşınayol açtı./images/100/0x0/55eb51fcf018fbb8f8b9ad08

Öncü oldu.

Bir meslek yarattı.

Ondan sonra birçok fotoğrafçı "Ben de bu işi yapıyorum" diye çıktı, kendilerini doğum fotoğrafçısı olarak tanımladılar.

Şengül Pallı’dır bu yolu açan.

Bu konuda büyük bir tabuyu yıkan.

O yüzden çok önemsiyorum sevgili arkadaşımı.

Ve ona hayranlık duyuyorum.

Bir mesleğin mucidi olmak bence müthiş bir şey.

Cesaret isteyen bir şey.

*

Eskiden doğum fotoğrafçılığı dediğinizde...

"Daha neler. Doğuma fotoğrafçı mı girecek?" denirdi.

Doğum ile fotoğraf yan yana getirilebilecek sözcükler değildi.

Oysa, bir kadının yaşayacağı en en en acayip şey.

Zaten Şengül Pallı’nın fotoğraflarını gören susuyor.

Çünkü o size doğum mucizesini, siyah-beyaz fotoğraflarla dokümanter tadında veriyor. Bir belgesel albümü izliyormuşsunuz gibi. Bence inanılmaz modern, inanılmaz ileride ve bir o kadar da doğal bir şey.

Ameliyathanede o var mı yok mu hissetmiyorsunuz bile.

O kadar bütünleşmiş doğumhaneyle.

Bunda da eski bir hemşire olmasının, hemşire olarak da yüzlerce doğuma girmiş olmasının bence çok büyük etkisi var.

Denk düşmüş bir hayat öyküsü onunki...

Her şey cuk oturmuş.

O bir ebe aslında.

İstanbul’a geliyor, bir klinikte hemşire olarak çalışmaya başlıyor, aynı zamanda Güzel Sanatlar’da fotoğrafçılık okuyor.

Devamsızlıktan kalacak neredeyse.

Çünkü klinikte çalışmak zorunda.

Bir hocası onu cezalandırıyor, diyor ki:

"Git bari bana bir doğum çek..."

Ve macera başlıyor...

Şengül, hemşireliği bırakıyor, doğum fotoğrafçısı oluyor.

Dubai’de benim doğumuma geldiğinde, ki oradaki hastaneler buradaki gibi değil, her şeye itiraz ediyorlar, Şengül’le biraz sohbet ettiler, çektiği doğum fotoğraflarını gördüler, bitti, "Sizinle çalışmaktan gurur duyarız" dediler.

Benim Alya ile olan kişisel tarihimi Şengül’ün fotoğraflarından izlemek mümkün. Ara ara buluşuyoruz, Alya’nın fotoğraflarını çekiyor, bir albüm daha çıkıyor. Bir keresinde bir baba-kız albümü yaptık mesela, Alya’nın babasına Babalar Günü hediyesiydi, sadece Alya ve babası... Daha böyle bir sürü albüm...

Ara ara çekmeceyi açıyorum, o fotoğraflara tek tek bakıyorum.

*

Tek başınayken, şimdi 5 kişilik çekim ekibi var.

Ankara’da şubesi var.

İzmir ve Bursa da yakında başlıyor.

Ve şimdi de sıra onda...

Eylülde kızını (Nezenin Mina) inşallah kucağına alacak...

28 haftalık hamile.

Ona şu aralar en çok sorulan soru:

"Senin doğumunu kim çekecek?"

Onun da cevabı şöyle:

"Ekip."

Son sözü Şengül’e bırakıyorum:

"Yıllar önce Mina Urgan’ın Bir Dinozorun Anıları kitabını okurken şöyle bir cümleye rastlamıştım: ’Ben hobimi iş olarak yapıyorum ve çok zevk alıyorum.’ Çok özenmiştim. Ne mutlu ki, ben de o insanlardan biri oldum. Bu yüzden işime aşığım ve inşallah hayat boyu yapabilirim... Ben doğum fotoğraflarını hiçbir yerde görmedim. Her karem benim emeğimden, gözümden ve ruhumdan çıkmıştır. Hiç kimseden tavsiye alamadım, hiç kimseye bu işi nasıl yapmalıyım diye soramadım, o yüzden işim benim için çok değerli, anlamlı ve benzersiz. Albümlerim, hastane kapılarına yaptığım posterler, fotoğrafları sunuş biçimim, her şey bana ait. Şimdi beni taklit eden insanlar bile var. Demek ki, doğru bir iş yapmışım..."

Siz daha gelmeyin adliyeye...

Peki nasıl oluyor?

Hem şikayet ediyorsunuz, söyleniyorsunuz, bu ülkede birtakım şeylerin değişmesini istiyorsunuz hem de hiçbir şey yapmıyorsunuz...

Kılınızı bile kıpırdatmıyorsunuz...

E pes yani.

Diyecek bir şey bulamıyorum.

Hem bu taksiciyle ilgili başınıza gelenleri anlatıyorsunuz, yetkilileri göreve çağırıyorsunuz... Ama...

Ama adliyeye bile gelmiyorsunuz.

Artık üşengeçlikten mi, korkudan mı, nedense bilmiyorum.

Ama müthiş bir hayal kırıklığı içindeyim.

Geçen cumartesi yazdığım yazı üzerine yine bir sürü mail geldi.

İhbar üzerine ihbar.

Öyle yaptı, böyle yaptı, şunu yaptı, bunu yaptı.

3 tanesinden özellikle rica ettim, "Madem yapabileceğimiz ne varsa yapalım diyorsunuz, perşembe günü saat 10’da adliyede olun. Bana yazdıklarınızı savcıya da anlatın. Ben de orada olacağım" dedim.

Cep numaramı verdim.

"Sizi bekleyeceğim" dedim.

Bekledim...

Ama beyhude yere bekledim.

Ne gelen var ne giden...

Demek ki, bu ülkede iş ifade vermeye, tanık olmaya gelince herkes tırsıyor.

"Başıma iş almayayım" diyor.

İyi o zaman...

Biz de bu mastürbasyoncu taksi şoförleriyle birlikte yaşamaya müstahakız demektir.

Bu kadar haber çıkmış hakkında, insan rahatsız olur taksisini değiştirir, ya da plakasını değil mi, yok, adam ciddiye almıyor, vız geliyor, tırıs gidiyor, aynı taksiyi, aynı plakayı kullanmaya devam ediyor...

Allah bilir, inceden inceye bizimle eğleniyordur da....

Başka taksicilerden öğrendiğime göre, plaka kendisine aitmiş.

Arkadaşın tuzu kuru yani.

Şoföre verebilir, ama vermiyor kendisi kullanıyor.

Sağda solda dedikodu da yapıyormuş, "Benim özel müşterilerim var" diye. Topu kadınlara atıyor yani utanmadan. "Beni özellikle talep eden kadınlar var, çağırıyorlar gidiyorum" diyor.

Taksi fantezisi olan kadınlar...

Düştüğümüz hale bakar mısınız?

Siz daha gelmeyin adliyeye...

O dolaşsın sokaklarda...
Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı