Gündem Haberleri

    Peker'in savcısı kim

    Hürriyet Haber
    06.07.2001 - 00:00 | Son Güncelleme:


    <ı>Muharrem SARIKAYA

    ‘Babalar listesi’nde üst sıralara yükselen Sedat Peker'in İstanbul'da gözaltına alınmasının ardından ilginç ve ‘tanıdık’ bir hikaye çıktı.

    Peker, geceyarısı gözaltına alınmıştı. Bir savcı sabah ilk iş 08.30'da Emniyet'i aradı: ‘‘Hemen bana getirin.’’

    Üstelik gözaltı süresi dolmamıştı.

    Emniyet, olayı Ankara'ya aksettirince ortalık karıştı. İçişleri Bakanlığı devreye girince Sedat Peker'in gözaltı süresini beklemek istemeyen Savcı, yanlış anlaşıldığını söyledi. Ancak Başsavcı Çitici soruşturmayı o Savcı'dan aldı. Sonuçta, itirafçı ifade değiştirince Peker de serbest kaldı.

    Sabahın saat 08.30 sularıydı. Organize Suçlar Büro Amiri Adil Serdar Saçan'ın telefonu çaldı.

    Bu saatte gelen telefon ne olabilirdi?

    Saçan, telefonu açtığında karşısında bir Savcı'yı buldu.

    Savcı, Organize Suçlar Bürosu tarafından gözaltına alınan bir sanığın kendisine gönderilmesini istiyordu.

    Bu ilk bakışta masum bir talep gibi görülebilirdi. Ancak Savcı, zanlının ismini telaffuz ettiğinde, ucu Ankara'ya kadar uzanacak, İçişleri Bakanlığı ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nı sarsacak bir olaylar dizisi de tetiklenmiş oluyordu.

    Bir savcı, neden bu kadar süratle harekete geçme gereği duymuştu?

    Üstelik, polisin elinden almak istediği kişi adı daha çok yeraltı dünyasıyla birlikte anılan, kamuoyunun yakından tanıdığı bir isimdi. Sedat Peker, her ne kadar ‘‘baba’’ olmadığını ısrarla söylese de...

    Adil Serdar Saçan'ın telefonu çaldığında, Peker'in gözaltına alınmasının üzerinden henüz 12 saat bile geçmemişti.

    EMNİYET İLE SAVCILIK KARŞI KARŞIYA KALDI

    İstanbul Emniyeti ile savcılığı karşı karşıya getiren olay, aslında Organize Suç Bürosu'nun çok uzun zamandan beri üzerinde çalıştığı bir dosyanın tam olumlu bir şekilde sonuçlandığı ana denk geliyordu.

    Dosya, Fikirtepe Ülkü Ocakları eski Başkanı Atilla Kaya'nın 26.10.2000 tarihinde 22.30'da Hızırbey Caddesi'ndeki Ülkü Ocakları binasında göğsünden vurulması olayını konu alıyordu.

    Bu olayda her ne kadar başlangıçta Kaya ‘‘Kendi kendimi vurdum’’ dese de Emniyet, başından beri Sedat Peker'den şüpheleniyor, ancak bir türlü kendisini Peker'e götürecek delillere ulaşamıyordu.

    Ta ki, teknik takip sonucu tetikçi olduğu kanaatine varılıp gözaltına alınan Tunay Şimşek'in, Organize Suçlar'da verdiği ifadede, kendisini azmettiren kişi olarak Sedat Peker'in ismini vermesine dek...

    Şimşek, Kaya'ya silahla ateş ettiğini itiraf etmiş, talimatı Sedat Peker'den aldığını söylemişti.

    Emniyet'te verilen bu ifade ile birlikte olay kağıt üzerinde çözülmüş ve polisin eline ilk kez Sedat Peker'in içeri alınabilmesini mümkün kılacak somut bir delil geçmişti. Geriye, Peker'in gözaltına alınıp Şimşek'le yüzleştirilmesi aşaması kalmıştı.

    Peker, 17 Haziran'ı, 18'ine bağlayan geceyarısı İstanbul'daki evinden gözaltına alındı ve doğruca İstanbul Emniyeti Organize Suçlar Bürosuna getirildi.

    PEKERİ ALMIŞSINIZ HEMEN BANA GETİRİN

    Sabahında Organize Suç Masası Büro Amiri Adil Serdar Saçan'ı arayan Cumhuriyet Savcısı, ‘‘Sedat Peker'i gözaltına almışsınız. Hemen getirin sorgulayacağım’’ diyordu.

    Saçan, şöyle yanıtladı:

    ‘‘Sayın Savcım, henüz sorgulamamız bitmedi. Süre hakkımız da dolmadı. Ek süre talebinde de bulunabiliriz.’’

    Saçan, haklıydı. Organize suçlarda polisin zanlıyı gözaltında tutma süresi 24 saatti. Bu süre henüz dolmamıştı. Saçan'ın itirazına rağmen, Savcı'nın ısrarı durmadı:

    ‘‘Size hemen getirmenizi söylüyorum. Davasına ben bakıyorum, hemen sorgulamam lazım.’’

    İstanbul Organize Suçlar Bürosu, 6 aydır uğraştığı olayı çözüp sonuca kavuşturduğunu düşünürken, Savcı'dan gelen bu telefonun sıkıntısı içine girdi.

    HAYROLA SAYIN SAVCI BİR ACELENİZ Mİ VAR?

    İşte bu noktada İstanbul ile Ankara arasında yoğun bir telefon trafiği başladı.

    İstanbul Emniyeti, hemen Ankara'yı aradı. Durumun garipliği İçişleri Bakanlığı'na aktarıldı. Konu İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen'in bilgisine getirildi.

    Ve devreye Bakanlık girdi.

    İçişleri Bakanlığı'ndan üst düzey bir yetkili, ‘‘Peker'i hemen bana gönderin’’ diyen Savcı'yı telefonla aradı ve aynen şunları söyledi:

    ‘‘Hayrola Sayın Savcım, sabahın erken saatinde bir aceleniz mi var? Yoksa başka bir nedenden dolayı mı Peker'i istiyorsunuz?’’

    İçişleri yetkilisi, şunları ekledi:

    ‘‘Eğer hemen istiyorsanız ben de çıkıp Kızılay'ın ortasında basın toplantısı düzenleyeceğim ve sizin niyetinizin ne olduğunuzu anlatacağım...’’

    İÇİŞLERİ ARAYINCA MALUM SAVCI TELAŞLANDI

    Telefondaki etkin kişinin sözleri Savcı'yı telaşlandırdı. Savcı, dosyanın kendisinde olduğunu anımsatıp, ‘‘Aman efendim, bir yanlış anlaşılma olmuş. Benim bir niyetim olabilir mi?’’ diye karşılık verdi.

    Konuşmanın üzerinden yarım saat geçmemişti ki, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Ferzan Çitici İçişleri yetkilisini aradı. Çitici, Savcı'nın kendisini aradığını ve aralarında geçen konuşmayı aktardığını bildirdi. Çitici, ‘‘Böyle bir sorunla karşılaşıldığında doğrudan beni aramanızı rica ederim’’ dedi.

    İçişleri yetkilisi ise şu karşılığı verdi:

    ‘‘Biz Peker'i gece yarısı gözaltına aldık. Sayın Savcı'nın sabahın saat 08.30'unda 'getirin bana' demesine bir anlam veremedik. Çok önemli bir olayı aydınlattığımızı düşünüyorduk. Tam bu sırada Savcı daha mesai başlamadan böyle bir girişimde bulunuyorsa, burada bir düşünmek lazım.’’

    BAŞSAVCI SORUŞTURMAYA YENİ BİR SAVCI ATADI

    İçişleri yetkilisi, 24 saat olan gözaltı süresini yasal sınırlar içinde uzatmak istediklerini de bildirdi. Yasaya göre, savcılığın onayı halinde gözaltı süresi 3 gün daha uzatılabiliyor.

    Çitici, süre uzatımına gidilmesinde bir sorun olmayacağı yanıtını verdi. Görüşmenin kritik cümlesi Çitici'nin sonraki şu sözleriydi:

    ‘‘Madem şüpheleriniz var, dosyayı bu savcıdan alıp bir başkasına vereceğim.’’

    Konuşmanın ardından Peker, Emniyet'te iki gün daha sorgulandı. Peker ile tetikçilik yaptığını Emniyet'te itiraf eden Tunay Şimşek yüzleştirildi. Şimşek, Peker'i suçlayan daha önceki ifadesini tekrarladı. Peker ise inkar etti.

    Ardından Şimşek ve Peker, Savcılığa götürüldü. Çitici, daha önce söz verdiği üzere dosyayı bir başka savcıya vermişti. Peker, savcıya verdiği ifadede de iddiaları inkar ederken, Tunay Şimşek Emniyet'teki ifadesinin tam tersi yönde konuştu, ‘‘Ne ben vurdum, ne de Sedat Peker'den talimat aldım’’ dedi.

    Sedat Peker, aynı gün serbest bırakıldı.

    Ankara ise hálá sabah 8.30'da Savcı'dan gelen telefonun yarattığı muammayı çözmekle meşguldü.

    Kimdi bu Savcı ve neden Peker'i polisin elinden almak için bu kadar acele etmişti?

    Asayiş Şubesi'ne bağlı bir büroyken 1997'de, çete suçlarının araştırılması için kurulan İstanbul Organize Suçlar ve Silah Kaçakçılığı Şubesi'nin başına getirilen Adil Serdar Saçan, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Art arda yaptığı önemli operasyonlarla kısa sürede adından söz ettiren Saçan birçok mafya oluşumuna darbe üstüne darbe indirdi. Saçan hakkında, ifade vermek için gelen bir sanığı sorgulamadığı gerekçesiyle dava açıldı. DGM savcılarının şikayeti üzerine açılan davada 10 ay hapse mahkûm edilen Saçan'ın cezası, memuriyetten men cezası ile birlikte ertelendi. Yaptığı bir konuşmada, organize suç örgütlerinin devletin içine sızdığını ifade eden Saçan, bu ciddi iddiasını şu sözlerle dile getirdi: ‘‘Organize suç örgütlerinin çözülmesi için, devlet içindeki bağlantılarının çözülmesi gerekir. Ne yazık ki bu, şu ana kadar mümkün olmadı. Bu örgütler, devletin her yerine sızmışlar.’’

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı