"Nil Karaibrahimgil" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nil Karaibrahimgil" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nil Karaibrahimgil

Pazartesi oldu, bu köşenin kitabı çıktı!

Pazartesi oldu, diyecek çok şeyim oldu. Sanırsınız hayat kocaman turuncu bir toptu ve ben üzerinde zıplıyordum.

Her şeye hakimdim yani, her şeyi hak ediyordum da. Manzaram tamdı. Tepem güneş güneşti. Size bu duyguyu anlatma telaşındaydım ama onu ürkütmek de istemiyordum. Sanki koluma konmuş uğur böceğini, uçmadan önce size gösterme çabasındaydım. Becerememişim, şunu yazmışım: Dışarıdan sert görünen çoğu şeyin içi, bir karpuz kadar kolaydır.
Pazartesi oldu, her şeyin sonu olduğunu gördüm. Bunun farkında değildim, siz de değildiniz. Benden farkınız yoktu. Zamanımız azdı, elimizi çabuk tutmalıydık. Acilen yazıp, yollamıştım: İnsanın bir sıkımlık canı/bir anlık hoş bakışı/bir karış da aklı var/küpe olsun.
Pazartesi oldu, size diyecek bir şeyim yoktu. Kalbim kırılıyordu. İnsan kalp kırıklığından ölebilir ama gücümü toplamalıydım. Kendime yazmıştım, siz de duymuştunuz: Kalbinizde arp çalacak/tabi ki harp çıkacak/yoksa kafiye olmaz/ama sinyora/korkmayın ölmeyeceksiniz!
Pazartesi oldu, ağustostu. Ege turnesindeydim. Sokak aralarında gezinen bir otobüsteydim. Siz de ordaydınız, balkonda oturuyordunuz. Rakı içiyordunuz, her şey hafifti. Ben de hafifmişim, şunu yazıvermişim: Balkon; kendini sokağa atmanın en evcil yolu.
Pazartesi oldu, uykusuzdum. Beni rahatsız eden şeyi bulup çıkarmam ve size göstermem gerekliydi. Bir şeyi ancak cümleye dizerek hizaya getirebiliyordum. Şöyle yazmışım, güya ben değilmişim gibi bahsi geçen: “Ya sonra?” sorusu yatar kafasının ön kıvrımında, uyumaz. Bir nedenden rahat değilmiş içi.
Pazartesi oldu, kalbimi mi dinlesem aklımı mı bilemedim. Ama sizin ne yapmanız gerektiğinden emindim. Kalbinizi dinleyecektiniz, daima kalbinizi. Şöyle yazmışım size: Bir sabah bir köşeden bir döndüm, kafamın aldıklarını kalbimin bozdurup bozdurup sattığı arka sokağı gördüm.
Pazartesi oldu, yumruğumu sıktım. Bir şey beni fena halde öfkelendiriyordu. Karşınıza böyle çıkamazdım. Kendime çekidüzen vermeli, yumruğumu gevşetmeliydim. Ağzımdan koca bir itiraf dökülüvermiş: UYDURUK DEDİĞİM BÜTÜN KADINLARIN HAKİKATEN UYDURUK OLMASINI DİLERDİM. AMA DEĞİLLER, ONLAR İYİLER.
Pazartesi oldu, erkekler beni anlamıyordu işte! Şımarıktım. Hemen genelledim. Erkekler kadınları anlamıyorlar yaptım onu. Örnek bile vermişim: ... Mesela bir kadının ‘yalnız kalmak istiyorum’ cümlesi. Cümlenin öznesi ‘ben’ burada ‘sen’ manasında kullanılmış. ‘İstiyorum’ olumlu gibi dursa da olumsuz; yani asıl kökü ‘istemiyorum’. Buraya kadar cümlemiz, ‘sen yalnız kalmak istemiyorum’. Böyle bir cümleye pek rastlanmadığından yuvarlamamız gerekir ve şu cümleye varırız: Sen yalnız kalmamı isteme!
Pazartesi oldu, bugün oldu. Pazartesi yazılarımdan 140 tanesinin toplandığı, ‘Nilin Kelebekleri’ kitabım çıkalı iki gün olmuştu. İçim içime sığmıyordu. Hani size ilk bahsettiğim turuncu toplu, uğur böcekli, güneşli pazartesi gibiydi tıpkı.
Sizinle buluşmak, daha uzun laflamak ve size kendimi beğendirmek peşindeydim anlayacağınız. Kitabı alırsanız, www.nilinkelebekleri.com’a da gelin, biraz orman havası alırız.

X