Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Pazara ilk Gül çıkıyor

Referans'ın hafta sonu "Liderler pazarda krizi sepetleyecek" manşeti iş dünyası ve siyasi partilerde çok önemli bir dalgalanmaya yol açtı.

Tepkiler genelde olumlu.

İç talebin ciddi daraldığı şu kriz ortamında siyasi parti liderlerini "tüketici" kimlikleriyle çarşıda-pazarda görmek sembolik de olsa herkesin arzusu.

Öyle ki TOBB öncülüğünde geçen hafta başlatılan "Eve kapanma pazara çık" çağrısına ilk olumlu yanıt Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'den gelmiş.

Abdullah Bey yakın çevresine, Referans'ın manşetini ve orada kullandığımız illüstrasyonu çok beğendiğini ifade etmiş.

Kampanyaya destek olmak için "ilk adımı" atabileceğini de söylemiş.

"Eve kapanma pazara çık" sloganlı 5 haftalık kampanyanın ilk aşaması belirlenmiş oldu.
 
Biliyorum bazıları "Kriz varsa, çare de var" kampanyasını geç hatta gülünç buluyor.

Geç kalındığı konusunda hemfikirim, fakat kampanyanın gülünç-işlevsiz olduğu eleştirilerine katılmıyorum.

15 Eylül'de Lehman Brothers'ın batışıyla geri dönülemez bir noktaya gelen global ekonomik kriz son tahlilde bir güven krizine dönüştü.

Başlangıçta mesele bir emlak yani mortgage krizi olarak görünüyordu.

Sonra kredi krizi denildi.

Sonra global bir finans krizine dönüştü.

Lehman'ın batışıyla birlikte artık finans krizi olmaktan çıktı, global sisteme duyulan güven krizine dönüştü.

Aslına bakarsanız bu krizin başlangıcı da bir güven kriziydi.

11 Eylül sonrası Bush hükümetinin dünyayı tek taraflı agresif politikalarla yönetme anlayışının doğurduğu tahribatın yol açtığı bir güven krizi.
Emlak balonunun patlaması, siyasi ve ekonomik güven krizinin su yüzüne çıkmasını sağladı. Bu yüzden de Amerika, Obama gibi birkaç yıl öncesine kadar hayal bile edilemeyecek bir lideri başkan olarak seçti.

İşe siyasi anlamda güven tazeleyebilecek yeni bir liderle başlamanın şart olduğunu gördü. Şimdi Amerika'da hem siyasi hem de ekonomik anlamda yaralar sarılmaya çalışılıyor.
                                  
Gelelim Türkiye'ye.. AK Parti hükümeti krizin miladı olarak görülen 15 Eylül 2008'de dış kaynaklı bu krizi atlatmak için yani iç talebin dramatik bir biçimde daralmasını engellemek için gerekli olan güven ortamını bir türlü oluşturamadı.

Bu yüzden ben de sık sık "geç kalındı" eleştirisi yapanlardan oldum.

Fakat şu anda dışarıda en kötü günlerin geride kaldığına dair bir tablo var.

İçeride ise hükümet, mahalli seçimleri geride bırakıp yeni bir kabine ile hem siyasi hem de ekonomik anlamda güven tazeleme arayışı içinde.
İşte böyle bir ortamda ben TOBB öncülüğünde başlatılan çok geniş katılımlı çare üretme çabasını "Zararın neresinden dönülürse kârdır" diyerek yerinde ve anlamlı buluyorum.
 
Başbakan Tayyip Erdoğan hafta sonu Rahmi Koç'un ev sahipliğinde iş dünyasının önde gelen isimleriyle çok rahat bir ortamda ülke ve dünya meselelerini tartıştı.

Uzun zamandır bu tür toplantılar yapılamıyordu.

Neden yapılamıyordu?

Siyasi kutuplaşma ve ekonomik kriz tüm Türkiye'yi, meselelerini konuşamaz hale getirdiği için.

Oysa gördük ki bazı konularda kavga bile etsek bu ülke, bu kavga ve bu kriz hepimizin krizi.

Yüz yıllık meseleleri bir günde çözemeyiz, aynı şekilde siyasi liderleri çarşıya-pazara çıkararak global ekonomik krizi de alt edemeyiz.

Fakat unutmayın; hepimiz, kendi çapımızda birer tüketiciyiz.

Hükümet elbette üzerine düşeni yapmalı.

Abdullah Bey tüketici kimliğiyle ilk adımı atıyor; sıra Erdoğan, Baykal ve Bahçeli'de.

X