Pazar
Atçılık parayla değil aşkla yapılır

Şermin TERZİ sterzi@hurriyet.com.tr

Atçılık parayla değil aşkla yapılırAt, yarış, ganyan deyince sizin de aklınıza sadece tomarla dağıtılan ikramiyeler mi geliyor? Ya da, “Ohhh adamlara bak! Atı iki dakika koşturdular, milyon dolarları cebe koydular” diye mi düşünüyorsunuz? Ne yalan söyleyeyim, ben de aynen böyle düşünüyordum. Ta ki, kızım henüz 3.5 yaşındayken “At binmek istiyorum” diye tutturuncaya kadar. Geçen zamanda, ben de kızımla birlikte amatör bir binici oldum. At çiftliklerine gidip geldikçe, işin yetiştiricilik kısmının ne kadar meşakkatli olduğuna şahitlik ettim.

Ama yine de, iş at yarışlarına gelince, o yarışların gerisindeki dünyada neler olup bitiyor bilmiyordum. “At yarışı kumardır” dedikleri için doğrusu pek bilmek de istemiyordum. Ama at yetiştiriciliği yapan ailelere baktığımda da, hiçbiri “Bastırırım parayı alırım atı” diyen sonradan görmelerden de değildi. Türkiye’nin en köklü aileleri işin içindeydi. E, önümde bir de Kraliçe Elizabeth gibi dünyanın en büyük at yetiştiricisi örneği duruyordu. Demek ki, bu iş sadece yarış ve para için yapılamazdı. Bunun bir kültürü, aşkı olmalıydı. Ama nasıl?

Atçılığın ilk günlerinden beri Eliyeşil, Karamehmet, Yüzatlı, Atman, Barokas, Clarke, Evliyazade, Giraud, Ekenler ve Kura atçılığa devam eden en köklü atçı aileler. Türkiye, bugün atçılığın merkezi sayılan İngiltere, Fransa ve İrlanda’nın ardından Avrupa’nın dördüncü büyük ülkesi, dünyada ise ilk 10 içinde

5 bin liradan 500 bin liraya kadar yarış atı satın alınabiliyor. Bu fiyat; atın soyu, anne baba ve kardeşlerinin daha önceki yarış başarıları, kusursuz vücut yapısına göre değişiyor. Yedi göbek öncesine kadar soyu kanıtlanamayan İngiliz atları yarış koşamıyor. Bir atın ismi bir kez konuldu mu, soy karışmasın diye 25 yıl başka bir ata verilemiyor

Bir aygır, bir sezonda ortalama 70-80 kısrakla çiftleşiyor. Her aygırın aşım ücreti farklı. Dünyada tek aşımı 400 bin dolarlık aygırlar var. TJK, başarılarından dolayı 2-5 milyon dolara satın aldığı aygırın aşım ücretini, yetiştiriciliği teşvik etmek için 1000-10 bin lira arasında tutuyor. Aygırın ününe zeval gelmesin diye, aygır her kısrakla çiftleştirilmiyor. Kısrağın da başarıları ve kan soyu aygır için uygunsa çiftleşme gerçekleşiyor. Hamilelik dönemi 11 ay süren bir kısrak 10 kez doğum yapabiliyor.

NELER ÖĞRENDİM
* TJK ve özel yetiştiriciler daha çok İngiliz atı yetiştiriyor. Arap atlarını ise ağırlıklı olarak devlet yetiştiriyor.
* Türkiye’de her yıl 1300 İngiliz tayı doğuyor. Taylar iki yıl yetiştiricinin çiftliğinde bakılıyor. İki yaşında Gazi Koşusu’na hazırlanmaları için bir yılını Veliefendi’de yarışarak geçiriyorlar.
*İngiliz atı yetiştiriciliğinde en büyük hedef, Gazi Koşusu şampiyonu olmak. Her yetiştirici, doğan her tayını Gazi Koşusu şampiyonu namzeti olarak görüyor. Hatta çiftleştirmede bile, Gazi Koşusu’nu kazanma ihtimali bulunan aygır ve kısraklar çiftleştiriliyor.
* At yarışlarında dişi ve erkek ayrımı yok. Dişi ve erkek taylar bir arada yarışıyor.
* Jokey Kulübü’nde oldukları bir yıl boyunca çeşitli koşulara katılıyorlar. En iyi puanları alan 22 at, 3 yaşına geldiğinde Gazi Koşusu’nu koşmaya hak kazanıyor.
* Gazi Koşusu’nda, sadece üç yaşındaki İngiliz atları (ve hayatlarında bir kez) koşabiliyor.

At sevgisi olmasa kimse beni sabah 05.30’da ahıra getiremez
DORUK YILMAZ


25 yıldır atçılıkla uğraşıyorum. Daha ata ilk dokunduğum anda çok pozitif bir elektrik almıştım. Atçılıkta, kayınpederim Mehmet Kemal Karamehmet’in bayrağını taşıyorum. Başka türlü bir sevgi olsa, beni her sabah 05.30’da ahırlara hiç kimse getiremez. Sabah kalkıp atların idmanlarını seyretmezseniz, atların zevkine varamazsınız. Tarsus’taki haramızda 55 atımız var. Yeni doğacak 10 tayımızı da bekliyoruz. Niye atçılıkla uğraştığımızı bir başkasının anlayabilmesi için, en az bir kez bir tayın doğumunu izlemeleri lazım. Tırnaklarının ucunda koruyucu bir tabaka vardır, çıkarken anne rahmini zedelemesin diye. Ondan sonra o plastikler dökülür. Yavru silkinip ayağa kalkar. İşte o anı gördüğünüzde, o tay artık sizin için bir Gazi şampiyonudur. Bir tayı Gazi Koşusu’na kadar götürmek çok meşakkatli bir şey. Çok ciddi idmanlardan geçerler. Her at bu idmanları kaldıramaz.


Gazi’yi kazandığımda ‘Kimsin’ deseler ‘Dünyanın hâkimiyim’ diyebilirdim
SELMAN TAŞBEK

Babam at antrenörüydü. Uzun bir süre atçılık yapmama izin vermedi. “Oku, çalış, git bana banka cüzdanını göster. Ondan sonra izin veririm” dedi. O zamanlar ‘Bir tane atım olsa yeter’ diyordum, demek çok fazla istemişim ki, şu an 34’ü yarışan, toplam 130 atım var. Babamı kaybettiğimde, turizmcilik yapıyordum ve asıl yapmak istediğim şey atçılıktı. “Hayat işte bu kadar. Bırak bu işi ve git atçı ol” dedim. 21 yıldır atçıyım. Yarışseverlerin yakından bildiği Ribella’yla ismim neredeyse özdeşleşti. Hatta Araplar, Dubai’de metro istasyonlarından birine Ribella ismini verdi. Atçılık öyle bir zevk, öyle bir adrenalin ki, hayatımda hatırlamadığım süreler var. Fernando’yla Gazi Koşusu’nu kazandığımızda son 400 metreyi ve kupa törenini kesinlikle hatırlamıyorum. O an bana, ‘Sen kimsin?’ deseler, ‘Dünyanın hâkimiyim’ diye cevap veririm. Atın ismini seçmek, çocuklarınızın ismini seçmek gibi. Ben atın, ismiyle koştuğuna inananlardanım. Atçı olmak ve at sahibi olmak iki farklı şey. At sahibi hemen yarın olabilirsiniz. Ama atçı olmak çok daha uzun bir zaman, bir kültür gerektirir.  Atınıza âşık olursunuz, kazandığında dünyalar sizin olur, kaybettiğinizde dünyanız yıkılır. Ama üzüldüğünüz şey asla kaybedilen para değildir. Ata üzülürsünüz. Atçılığın kültürü paraya itibar edilmemesinden gelir.


Derecelerimizle Guinness’e girdik
MELİHA ELİYEŞİL

Dedem Şadi Eliyeşil Tarsus’ta atçılığa başlamış ve babam Sadık ve annem Gülsüm Eliyeşil de devam ettirmiş. Benim başlarda atlarla alakam yoktu. O zamanlar İngiltere’de yaşıyordum. Eşim, bir gün beni at ahırlarına götürdü ve oradaki kokuyu alınca at aşkım başladı. İngiltere’de at eğitimleri almaya başlamıştım. Dört yıl önce Türkiye’ye döndüm ve babamın ölümünden sonra da atların sorumluluğu bana kaldı. Atlara bulaştıkça, daha da fazla işin içinde olmak istedim. Eliyeşil ailesi olarak, bugüne kadar 13 kez Gazi Koşusu’nu kazandık. Atlarımız Karayel ve Minimo, her koştukları yarışta birinci geldiği için Guinness Rekorlar Kitabı’na girdi. Şu an 10’u koşan, diğerleri harada bekleyen 32 atımız var.

Koşunun son 200 metresini heyecandan hiç hatırlamıyorum
OSMAN HATTAT

Yakın bir arkadaşımın yarışlarda koşan atları vardı. Onları takip ederken atçılığa merak sardım ve 20 yıldır da atçıyım. Atçılıkla ilgili ne biliyorsam, pek çok kişi gibi rahmetli Özdemir Atman’dan öğrendim. Bu yıl, atım Anatoly Gazi Koşusu şampiyonu oldu. Yarışa birkaç gün kala genelde herkes antrenörüyle, jokeyiyle, padokta buluşur, strateji belirler. Ben böyle bir şey yapmadım ve yarıştan birkaç dakika önce bir araya geldim. Heyecandan, koşunun son 200 metresini hiç hatırlamıyorum. Galatasaray Kulübü’nde yönetim kurulu üyeliği yaptığım zaman, UEFA ve Süper Kupa’yı kazanmıştık. Bu yıl da Gazi şampiyonu oldum.


TÜRKİYE’NİN BİR NUMARALI JOKEYİ HALİS KARATAŞ
Jokey, atın karakterini öğrenir buna göre yarış koşturur

Onlarınki, tam bir tencere kapak hikâyesi. Biri atçılığın efsane ismi Özdemir Atman’ın kızı, diğeri daha yaşarken efsane haline gelmiş başarılı bir jokey. Begüm Atman ve Halis Karataş, Özdemir Atman’ın atlarının sayesinde tanışmışlar. Begüm’ün babası Özdemir Atman, atlarına binen Halis Karataş’ın kazandığı her yarıştan sonra, eve elinde tavuklarla gelip “Bu çocuğa Çerkez tavuğunu yapın” der ve Karataş’ı oğlu gibi severmiş. Begüm ve Halis, önce çok iyi anlaşan iki arkadaş, sonra da hayat arkadaşı olmuş. Şu anda Adapazarı’nda 150 dönüm bir harada, atlarla birlikte hayatın tadını çıkarıyorlar.
Halis Karataş’ın jokeyliğe başlaması bir tesadüf değil. Babası ve amcası Sivas’ta seyislik yaparken, yollarının Veliefendi’ye düşmesiyle, önce abisi Hüseyin Karataş’ın jokeylik serüveni başlamış. Ama bu serüven, Hüseyin Karataş’ın kaza geçirip kilo almasıyla kısa sürmüş. Abisinin kazasından sonra jokeylik bayrağını Halis Karataş almış.
Karataş (39), 25 yıldır at üstünde. Jokeylikle ilgili, yıllardan beri cevabını en merak ettiğim soruyu, cahilce bulacağını düşünsem de utana sıkıla sordum. Atların doğasında zaten koşmak ve birbirleriyle yarışmak var. At zaten koşuyorken, jokey ne işe yarıyor?
Karataş’a göre kimi at hep önde gitmeyi sever ama uzun mesafeli bir koşuda yarışın sonuna doğru hızını kaybeder. “İşte o mesafeyi en iyi derecede koşması için atı dengelersiniz. Ya da bazı atlar dış kulvar sevmez de, bariyer dibinden koşmayı sever. İşte jokey, o atın karakterini öğrenir ve atı buna göre koşturur. Görsel hafızası çok iyi bir jokeyim. Yıllar önce koşulmuş bir yarışı bile saniye saniye hatırlarım. O yüzden binmediğim atın bile nasıl koşmayı sevdiğini bilirim. Bunun  Allah vergisi bir yetenek olduğunu düşünüyorum.”
Begüm Atman Karataş da, “Atlar, Halis’le rahat ediyor.
O atlara kırbaç vurmayı sevmez. Son Gazi Koşusu’nda da birinci koştuğu ata bir kamçı bile vurmadı” diyor. Dört kez Gazi Koşusu’nu kazanan Halis Karataş’a boşuna ‘sihirbaz’ demiyorlar demek ki...

Atların hikâyesi yarışta değil ahırda yazılır/_np/1066/13891066.jpg

‘At, avrat, silah’ şiarını atasözü olarak tarihine kazımış ve tarihini at üstünde yazmış bir milletin, at merakının hâlâ devam etmesi bir tesadüf değil elbette. Cumhuriyet döneminde Atatürk’ün, “Atçılık sosyal bir ihtiyaçtır, geliştirilmesi gerekir” sözüyle, Türkiye’nin ileri gelen aileleri atçılığa teşvik edilmiş. Peki bugün halen atçılığa devam eden bu aileler kim? Atçılığın bir kültürü var mı? At demek, sadece yarış demek mi? At sahipliği sadece tribünden yarışları izlemek mi? Neredeyse ahırda yatıp kalkan at sahipleri kimler?

Atlar ve atçılık üzerine bu dosyayı hazırlarken kapısını ilk çaldığım, Türkiye Jokey Kulübü Yönetim Kurulu üyesi Doruk Yılmaz’dı. Yılmaz, atçılığa kayınpederi Çukurovalı ünlü atçı Mehmet Kemal Karamehmet’in teşvikiyle başlamış. “Parası mı, kültürü mü?” diye sordum, cevap verdi: “Sabah ahırda doğumuna şahit olduğunuz tayın başarısından bahsediyoruz. Para, gerçek atçıların aklının ucuna bile gelmez. Zaten gerçek atçılar, kesinlikle atçılıktan para da kazanmaz.”
Bu yılın Gazi Koşusu şampiyonu Anatoly isimli atın sahibi, 20 yıllık atçı Osman Hattat ise başka türlü tarif ediyor bu işi: “Atçıların arasında para kazanıp da, evine götürmüş kimseyi tanımıyorum. Herkes kazandığını yine atlara yatırır. Benim Gazi Koşusu’ndan kazandığım ikramiye yıllık masrafımın üçte birini bile karşılamaz. Atçılık, maddi ihtiyacı olmayan kişilerin hobi amacıyla yaptığı çok güzel, müsabık bir duygu.”
Türkiye’de atçılığın kurulmasına öncülük eden ve soyadını da yine atlardan almış Özdemir Atman’ın kızı ve meşhur jokey Halis Karataş’ın da eşi Begüm Atman Karataş ise, tek bir cümle söylüyor: “20 atınız varsa, bir attan kazandığınız para diğer 19’una bakar.” Karataş’ın ikiz kız kardeşi ve TJK’nın yönetim kuruluna girmeyi başaran ilk kadın üye Esra Atman Özyiğit ise, “Atların ayakları altında büyümüş bir nesiliz. İşin parasında değil, duygusundayız” diyor.

ATIMIZ KAZANDIĞINDA BAŞIMIZ GÖĞE ERİYOR

Ama galiba en kesin ve ikna edici cevap bu işin, gideri belli ama geliri belirsiz bir uğraş olduğunu söyleyen Selman Taşbek’ten geliyor: “Evet, para kazanırız ama sadece işi çevirebilecek kadar. Bir yarış atının aylık masrafı 3 bin lira civarında. Şu an Türkiye’de yarışlara katılan 6 bine yakın yarış atının toplam yıllık masrafı 220 milyon lira. Ama bütün yıl boyunca yarışlarda dağıtılan toplam ikramiye 226 milyon. Bu işin bir de  yetiştiricilik tarafı, tayların doğumu var. Demek ki, atçılık yılda minimum 100 milyon lira zarar ediyor. Sevgi, hobi, aşk olmasa, kimse atçılığa devam etmez. Atlar, atçıları ölümsüz kılar. Mesela, Dubai’de en önemli yarışlardan Cape Verdi’de koşan ve kazanan ilk at Ribella benim atım. Ribella, sahibi olarak beni de tarihe geçirdi. Şimdi bunu parayla ölçebilir misiniz? Hâlâ, ‘Bu adamlar niye para kazanmıyorsa, bu işi yapıyor’ diye soruyorsanız, söyleyeyim. Çünkü at kazandığında, başımız göğe eriyor!”

ATÇILARIN MESAİSİ 05.00’TE BAŞLIYOR
Atçılıkla ilgili yanlış bildiğim şeylerden biri de, at sahiplerinin iki dirhem bir çekirdek sadece yarış günleri tribünden atlarını izlediğini düşünmemizmiş. Üzerlerinde spor kıyafetleri, spor pabuçlarıyla saat 05.00’ten itibaren atlarının idmanlarını izleyip bütün gününü at pisliği ve kokusu içinde geçiren at sahiplerini görünce, düşüncemden dolayı bir mahcubiyet hissettim. Türkiye’de atçılık deyince ilk akla gelen, Tarsuslu Eliyeşil ailesinden Meliha Eliyeşil’in, Veliefendi’deki mesaisi henüz gün ağarmadan başlıyor, akşama kadar sürüyor mesela. Eliyeşil soyadının, sosyete dergilerinin sayfalarında uzun tuvaletli fotoğraflardan çok daha fazlası olduğunun ipuçları, onun sözlerinde saklı: “Yarış günü onları izlemek bana yetmiyor. Atlarımı sevmek, yarışa çıkana kadar nelerden geçtiklerini bilmek istiyorum.”
Esra Atman da, “Tribünden atlarla ilgili güzel hikâye biriktiremezsiniz. Hikâyeler ahırda çıkar” diyerek atçılık üstüne bir aforizma ortaya atıyor.

 

 




10 Temmuz 2011