Pazar
Beni görünce annesi zanneden zenci var

İpek DURKAL Fotoğraflar: Selçuk Şamiloğlu

Beni görünce annesi zanneden zenci varPerran Kutman dört yıl aradan sonra ‘Deli Saraylı’ dizisi ile ekranlara geri döndü. Büyükada’da çekimlerin yapıldığı konakta bizi ağırlayan sanatçı kostümünden (!) olsa gerek tam bir saraylı gibiydi... Kutman kostüme saygıyı ve Miami’de kurduğu Kuzguncuk’u anlattı...

Yılın yarısı Miami’de yaşadığınız doğru mu gerçekten?
-Miami’de bir evimiz var 14 yıldır oraya gidip geliyorum. Orada çok küçük parayla çok lüks yaşayabiliyorsun. Ben söylediğimde kimse inanmıyordu ama burada alamayacağınız paralara alınıyor orada evler. Gerçekten öyle. Orada valeler genelde Güneyli oluyor. Brezilya, Meksika filan. Oradaki insanla da kanımız kaynıyor hemen birbirimize. Mesela Bizim siteye de üç güvenlikten geçip girebiliyorsun. Güvenlikler de çok samimi. Bir tane zenci var, beni herhalde annesine benzetiyor. Zenciye de ne kadar benzersem artık (gülüyor) Beni görünce ne kadar mutlu olduğunu size tarif edemem. Bu nasıl bir sevgidir, sen beni görünce niye bu kadar sevinçten, mutluluktan aklını oynatıyorsun? Öyle karşılıklı bir diyaloğumuz da yok ki, sadece kapıdan geçerken göz göze geliyoruz. Ama çıldırıyor mutluluktan, gözlerinden anlıyorum.
Sık mı gidiyorsunuz?
-Değişiyor. Eğer çalışıyorsam zaten en fazla iki ay kalabiliyorum ama sadece 15 gün için bile gittiğim yıllar oldu. Sekiz ay ara verip gidiyorum mesela, o zenci güvenlik, kabininden çıkıyor cama kadar geliyor ama birbirimize hiçbir şey söylemiyoruz. Sadece beni çok seviyor, gözündeki ışıltıdan anlıyorum.
Orada tanıyanlar var mı sizi?
-Bir Amerikan ehliyeti maceram var ki… Ehliyet sınavı için avukat bir arkadaşımla randevu aldık. Yoksa kuyruğa girmen gerekiyor. Bu arada da kendimle ilgili bir bilgi: Giydiğim kostüm beni çok etkiler. İnci tek sıra kolye, saçlar yapılmış, krem rengi takım giydim öyle bir girdim ki içeriye, tam bir kraliçe edasıyla ama içerisi dökülüyor. Bir Türk beni tanıdı, tanımaz olaydı… Kendini attı ayaklarımın dibine ama nasıl kalabalık orası anlatamam. “Starımız bakın Türkiye’nin en büyük starı! Şöyle severiz böyle severiz…”, “Ay n’olur estağfurullah lütfen kalkın” diyorum. Bütün polisler bana bakıyor. Rodrigez benim polisin adı, içerideyiz bana soruları soruyor ve tepeden tırnağa da beni süzüyor star nasıl olur diye. Sınavda güldürdüm onu. İri kadın polisler sinirli bir şekilde kapıyı açtı ve n’oluyor diye sorup ve beni hemen direksiyon sınavına aldılar. Yanıma da o saçlarını takır takır yaptıran iri zenci kadın polis oturdu. Gayet güzel gittim gayet güzel geldim kapıdan girdim park ettim, “Niye buradan geldin” diye sordu. “E burada adamlar var ezeyim mi” dedim. “Yanlış yerden girdin, kaldın” dedi.
Alamadınız mı ehliyeti?
-Aldım ama ertesi sabah beşte beni oraya getirtip yağmur altında kuyruğa sokturdu… Sabahın beşinde ne giyeceğim, topladım saçımı, üzerimde rahat bir kıyafet, makyaj yok, inci kolyem de yok tabii. Yanıma geldi “Starın haline bak” gibi bir şey söyleyip gitti ama neyse aldım ehliyeti.
Mutlu musunuz orada? Bir ‘Kuzguncuklu Perihan Abla’ ortamı yarattınız mı Miami’de de?
-(Gülüyor) Yaptım vallahi. Güzel yaşıyorum orada çünkü kimse beni tanımadığı için çok eğleniyorum. İnsanları inceleyebiliyorum, hikayeler yazabiliyorum onlarla ilgili. Çünkü göz bana bakarken ben rahatça karşımdakini inceleyemiyorum burada. Amerikalı ve Türk dostlarım var mesela Nükhetle Bülent’i orada tanıdım ve “Niye daha önceki senelerde beraber değildik” diyebileceğim kadar güzel dostluklar. Birlikte seyahatler yapıyoruz. Kuzey Karolina’da kahvaltı ediyorduk onlar ve eşim Koral (Sarıtaş) ile… Yan masada askılı pantolon giyen, çok şık, 70’lik iki çift vardı. “Çok enteresan bir dil konuşuyorsunuz” dediler, biz de sohbet ettik. Kalkarken masamızdaki adisyonu aldılar ve “Bizim misafirimizsiniz” dediler. Bir Amerikalı’dan o kadar zordur ki böyle bir şey…
Dizilere ara verdiğiniz dört sene Miami’de miydiniz?
-‘Hayat Bilgisi’ dört yıl sürmüştü. O dönem Beykoz’a taşınmıştım ama hiç evimin keyfini çıkaramamıştım. Evin içinde ne nerdedir onu bile bilmiyordum. Yemeğimi filan da ben pişirdiğim için sadece mutfak ve yatak odası arasında geçiyordu zamanım. O yüzden bu dört yılda biraz evimin tadını çıkarttım. Bir de eşim Koral ile bol bol seyahat ettim. Gerçekten çok keyifli bir seyahat arkadaşıdır Koral. Beni hiç yormayacak, üzmeyecek programlar yapar. Bir de sürprizler hazırlar. Mesela birdenbire, “Hadi Uzakdoğu’ya gidiyoruz” der. Ben de Yay burcu kadını olduğum için, her an hazır benim çantam, “Tamam hadi gidelim” diye çıkarım evden. Tabii arkadaşlarım ve ailemle de vakit geçirdim. Biz iki kardeş, iki kardeşle evliyiz. Onların çocukları da bizim çocuklarımız gibi. Onların hepsi bize gelir mesela ve ben toplandığımızda onlara hep bakır tencerede incik yaparım. Kardeşimin oğlu demiş ki bir gün, “Anne bir şey soracağım bu incik bizim aile yemeğimiz mi?” Ama çok güzel yaparım ben yanına da beğendi mutlaka…
Giydiğim kostüm beni çok etkiler dediniz ya, ‘Deli Saraylı’nın kostümleri içinde kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
-Çok rahat. Çok severek oynuyorum rolümü. Benim bütün kostümlerimi kardeşim Berna Sarıtaş yapar. Çünkü o akademi mezunu tasarımcıdır. Bebekleri olunca mesleği bıraktı. Bütün tasarımları yurtdışında satıldı. Berna artık sadece benim kostümlerimi hazırlıyor ve karakteri yaratmamda çok yardımcı oluyor. Mesela ‘Hayat Bilgisi’nde “Amerikan bezinden torbalar diktiriyorum abla bu kadın asla naylon poşet taşımaz” diyecek kadar karakterin içine giriyor. Çok detaylı düşünür ve işimi çok kolaylaştırır. Benim kostüme de büyük saygım vardır. 66 yılında hem konservatuvara gidiyordum hem de Ulvi Uraz’da oynuyordum. Rahmetli Ulvi Uraz’dan çok şey öğrendim. Tiyatroya normalde bir saat erken gidilir ama biz 2-2.5 saat önce gidip fuayede onun sohbetlerini dinlerdik. Çok şey öğrenmişim orada. Kostüme saygıyı öğrenmişim. Hala gözüm gibi bakarım kostümüme. Geçen gün İstanbul’daki çekimden buraya (Büyükada) deniz kötüydü, kostümler gelemedi beklendi. Ben hiç yanımdan ayırmam kostümümü. Bayram Bey var şoförüm, evden çıktıktan sonra üç kere araba durur. Bayram Bey’e hep “Bir kere daha kontrol ettiririm kostümler yanımda mı” derim. Her şeye itina etmeyi seviyorum aslında. Mesela buraya gelirken 10 dakika uğrayabildim anneme. 10 dakika ama mutlaka uğramam, hal hatır sormam lazım.
Günlük hayatta da giydikleriniz ruh halinizi etkiler mi?
-Ahh hem de nasıl. Çok hoş bir anım var bununla ilgili. Yıllar önce Nükhet Duru, Dikran Masis ile flört ediyor. Evlenecekler ama Nükhet, Dikran’ın kafasındaki, ‘Sanatçıyla evlenilir mi’ tereddütünü gidermek istiyor. Zeynep’in ve benim evliliklerimiz gayet güzel. Hep birlikte yemeğe çıkalım, Dikran da çevrelerindeki evliliklerin ne kadar güzel olduğunu görsün, ben de biraz güldüreyim onları, “Ah ne şeker insanlar” desin istiyor. Moda Deniz Kulübü’ne gittik. Saçım toplu, boynumda inci kolyem (Bu inci kolye beni gerçekten çok etkiliyor) üzerimde de Chanel bir takım. Boynumda inci var ya katiyen ağzımı açmıyorum. Sanırsınız ki Kraliçe Elizabeth’i o masaya zorla getirdiler… Zeynep’le Nükhet bana işaret ediyorlar, anlamıyorum. Sonunda beni tuvalete götürüp “Neyin var senin?” diye sordular. Ay inci kolyem Chanel takımım var daha neyim olsun! Zorla saçımı açıp, kolyemi çıkartıp öyle yolladılar beni masaya.
Sizinle ilgili internette yapılan yorumlarda hep “Televizyondaki annem” “Başımı kucağına koymak istiyorum” duyguları öne çıkıyor. Rolleriniz de hep sert ama vicdanlı ve öğreten, iyilik, dürüstlük timsali karakterler üzerine kurulu. Sizce izleyicinin üzerinde sizinle ilgili bu duygu canlandırdığınız karakterden mi kaynaklanıyor yoksa siz kendinize uygun rolleri mi seçiyorsunuz?
-Bu benim yapımla ilgili. Başka türlü rolleri, reddediyorum zaten. Bünyenin reddetmesi gibi. Bu ilaç benim için olmaz ya da bu kıyafet benim için olmaz derler ya öyle gibi geliyor. Onun için de uzun aralıklar veriyorum zaten oyunculuğa. İzleyici üzerinde biraz etkili olabiliyorsam ne mutlu bana.

ÇOK ACILI GÜNLERİMDE O PERDE KAPANMADI BEN DE TİYATROYA KÜSTÜM

*20 yıldan fazla olmuş tiyatroyu bırakalı. Zaman zaman dönmeyi düşünüyor musunuz?
Düşünmüyorum galiba. Bilmiyorum aslında çok özlüyorum. Çok sene oldu… Tiyatroda perde kapanmaz vardır ya, tamam perde kapanmaz da ama çok acılı günlerimde o perde kapanmadı ve ben çok acı çektim. Babam öldüğü gün ben onu mezara götürüp ki kız çocuk için baba ne kadar önemlidir biliyorsunuz, sahneye çıktım komedi oynadım. İnsanlar gülerken gücüme gidiyordu, benim babam öldü…
*Tam da gündemdeki Haluk Bilginer’in başlattığı tartışma üzerine…
Biliyorum ama hiç girmeyeyim o konuya. Tabii ki tiyatroda perde kapanmaz hiçbir şekilde ama ben soğudum, bana çok saygılı davranmadı tiyatro demek ki…
*Sinema filmleri de çekmiyorsunuz.
Olsun dizilerle yine de tiyatrodan çok daha geniş bir kitleye hitap ediyoruz.

SEN HEP BÖYLE YAPIYORSUN

‘Hayat Bilgisi’ çekiminde Acıbadem’deki bir evde çalışıyoruz. Benim işim bitmiş, aşağıda Ceyhun bana “Perran Ablacım gidiyor musun” dedi, yanında da birileri. “Gidiyorum canım” dedim arabaya yöneldim. Dedi ki, “Kıraç burada”. “Merhaba” dedim ve yürümeye devam ettim. Tanımadım etmedim vallahi anlamadım. Arkamdan bir ses “ Bana çocukken de böyle yaptın, hep böyle yapıyorsun” dedi. “Nerede ne yaptım?” diye döndüm tabii. “Perihan Abla’nın sokağına gelmiştim. Küçücüktüm sana bir şey söylüyordum, ‘Şimdi değil’ dedin. O zaman da böyle yapıyordun, hep böyle yapıyorsun” dedi. Meğer müzisyen Kıraç’mış, sarıldım öptüm “Vallahi kötü niyetim yok” dedim.

‘Deli Saraylı’nın senaryosuna müdahaleniz var mı?

Yok ama “Ne yapalım, böyle olursa nereye gider” diye kendi aramızda konuşuyoruz. “Bu kısmı yükseltelim, şunu geriye çekelim” diyoruz. Gani Müjde’nin gerçekten senaryo desteğine hiç ihtiyacı yok ama okuduğumuz dönem kitapları konusunda birbirimize çok yardımcı olduk, birbirimize kitap önerdik.




26 Eylül 2010