"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Pazar rehaveti, Blue monday

PAZAR günü Urla’daydım ve gazetelerde ciddi şeyler okumak gibi bir arzum da yoktu.

Merak böceği, orada da beni rahat bırakmadı.
Çünkü Cumhuriyet Gazetesi’nde okuduğum bir analiz, aklımı karıştırdı.
İtiraf edeyim, Hamas’la El Fetih’in anlaşması benim için sürpriz oldu.
Ankara, nasıl olmuş da, böylesine tarihi bir sürecin dışında kalmıştı.
Şöyle geriye bir bakın.
-  Batı’yla ilişkileri bozma pahasına, Hamas’la ilişki kurulması, daha da ileri gidilerek, Meşal’in resmen Ankara’ya davet edilmesi.
-  Başbakan’ın İsrail’le ilişkileri bozma pahasına yaptığı “One minute” çıkışı.
-  Mavi Marmara’ya izin verilmesi, İsrail’in yaptığı operasyona karşı, ilişkileri sıfıra indirecek kadar sert çıkışlar.
-  Başbakan Erdoğan’ın her fırsatta, her platformda Gazze halkının sözcülüğünü yapması.
Evet, bütün bunlar olup biterken, Ankara’nın bilgisi ve etkisi dışında bir anlaşma nasıl olur da mümkün olabilirdi?
İşin en ilginç yanı ise bu anlaşmanın, Tahrir stresini henüz atamamış Mısır’ın arabuluculuğu ile gerçekleşmesiydi.
Ortadoğu’da, “sokakların hâkimi”, bölgede “yeni müesses nizamı” kurma iddiasındaki Türkiye neredeydi?
* * *
Pazar günü, Urla’da gazetelere bakarken Cumhuriyet Gazetesi’nde çok ilginç bir analiz okudum.
Utku Çakırözer’in yazdığı analizde çok da vahim bir iddia vardı.
Bu analizi çok kısa biçimde özetliyorum.
-  Bir; Türkiye bu sürecin tamamen dışında bırakılmıştı.
-  Ancak asıl ilginci ikinci iddiaydı:
Türkiye, son anda devreye girmiş ve bu anlaşmada Hamas lehine bazı değişikliklerin yapılması için çaba göstermişti.
Bu girişime, “Hamas lehine lobi yapmak” da diyebilirsiniz.
Anlaşmayı engelleyecek, en azından geciktirecek bir girişim olarak da bakabilirsiniz.
-  Üç; Türkiye, lehine lobi yaptığı halde, Hamas Kahire’ye giderken Ankara’ya haber bile vermedi.
Yazısında, bu iddialarına kaynak göstermiyor, sadece “Ankara’da konuşulanlara göre” ifadesini kullanıyordu.
* * *
Aradan 48 saate yakın süre geçti.
Ankara’dan hiçbir ses çıkmadı.
O nedenle sormak istiyorum.
Türkiye, El Fetih’le Hamas’ı aynı çatı altında bir araya getirecek bu tarihi anlaşmayı, son dakikada devreye girerek engellemeye çalıştı mı?
Piyaniste ateş etmeyin.
İddianın sahibi ben değilim ve bu iddia 48 saattir ortada duruyor.
Dışişleri pazar rehavetinden okumadıysa, pazartesi de var.
Tabii onu da “Blue Monday” rehavetiyle açıklayacaklarsa bilemem.

Sıfır sorun out yeni gerçekçilik in

İSLAM Konferansı Teşkilatı Genel Sekreterliği, dün Bin Ladin’in öldürüldüğünün açıklanmasından sonra çok önemli bir açıklama yaptı.
Açıklamanın birinci bölümünde, Bin Ladin’in, masum sivillere karşı yapılan kanlı saldırıların sorumlusu olduğunu bildirdi.
Hangi gerekçe ve araçla yapılırsa yapılsın terörizmi kınadı.
Ancak teröre karşı mücadele edilirken, bunun altındaki nedenlerin de üzerine gidilmesi gerektiğini savundu.
Neden olarak da iki şey saydı:
-  Siyasi adaletsizlik.
-  İşgal altındaki halkların kendi kaderlerini tayin hakkı.
Yani adını vermeden Filistin sorununun çözümünün, terörle mücadele bakımından ne kadar hayati bir önemde olduğunu belirtti.
Durum böyleyse, “El Fetih-Hamas anlaşması”, çözümü kolaylaştıracak bir işlev görebilir.
O nedenle diyorum ki, Tür-kiye’nin dış politikası da artık bu yöne doğru açılım yapmalı.
“Ortadoğu’ya, Balkanlar’a, Kafkaslar’a nizam verme” iddiası demode oldu.
“İsrail’i hizaya getirme” retoriği artık, iç politika malzemesi bile olamıyor.
O zaman aklıma şu soru geliyor.
Acaba bu aşamada “nizam verme” iddiası yerine, “ezber bozma” siyasetine geçmek daha yararlı olmaz mı?
Açıkça şunu söylemek istiyorum.
Acaba El Fetih’le Hamas anlaştığına göre, Türkiye artık rolünü, İsrail’e güven verecek yeni bir ikna siyasetine çeviremez mi?
Bence Türkiye’nin bu konudaki hareket marjı hâlâ geniş.
Yeter ki, belagat tutkusunu ve “Tarihe geçme” iddiasını bir süre için kenara koyalım.
İsterseniz adını da “sıfır sorun diplomasisi”nden, “yeni gerçekçiliğe geçiş” olarak da değiştirebiliriz.
Çünkü “Arap baharı”, “sıfır sorunla nizam verme” doktrinini hoş bir sedaya çevirdi.

X