Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Pax Romana

<B>İNSANIN </B>dili varmak istemiyor ama <B>Avrupa Birliği </B>adına <B>Türkiye</B>’ye yapılan dayatmalar ister istemez aklımıza <B>‘Mondros Mütarekesi’</B> ile bir kısım milliyetçilerimizin de zaman zaman anımsattıkları <B>‘Sevr Antlaşması’</B> tablosunu getiriyor.

Müzakereler başlarsa, ne empoze ederlerse ‘evet’ diyecekmişiz.

Tamam... Biz başvuruda bulunmadan önce aldıkları kararları kabul etmemizi istemelerine elbet bir şey diyemeyiz.

‘Tam üyelik’ için başvuruda bulunduktan yani 1987’den sonraki kararlarını da tartışmayacakmışız...

Peki... Ona da eyvallah!

Ama sadece kararları değil, kendi toplantılarında ortaya atılan bir öneri üzerinde kendileri mutabık kalmamış olsalar bile, işlerine uygun gelirse onu bizim karşımıza çıkarıp, ‘Bakın, Müzakere Çerçeve Belgesi’nde onları da peşinen kabul ettiğiniz yazılı... O nedenle itiraz etmeyin’ dediklerinde ona da ses çıkartmayacakmışız.

Sanki Avrupa Birliği’nin eşit statülü üyesi olmaya değil de, kapısını süpürmeye, tuvaletlerini temizlemeye talip olmuşuz gibi...

Yukarıda dediğimiz gibi yenilmişiz, ellerine ayaklarına düşmüşüz ve Mondros ateşkes anlaşmasını yahut Sevr’i imzalamak durumundaymışız gibi...

Buna diplomaside ve tarih biliminde Roma Barışı yahut Pax Romana denir.

Tipik bir dayatmacılık hatta zorbalık örneğidir. Orada galip gelen, yenik düşene her dediğini kabul ettirir.

Neticede barış sağlanır, ama taraflardan birinin ceberrutluğuyla her istediğini alması, karşısındakini silip yok etmesi pahasına sağlanır.

Tarih kitapları milattan önce 27 yılından milattan sonra 180 yılına kadar devam eden döneme adını vereren Pax Romana’nın karakteristiğini şöyle özetliyor:

İmparatorluk tek elden yönetilir.

Roma’nın kültürü tüm imparatorluğun kültürüdür. Roma’nın alfabesi, tüm imparatorluğun alfabesidir.

İmparatorluk içinde sadece Roma yasaları uygulanır.

İmparatorluğun yol şebekesi genişletilir.

Tüm Roma şehirlerine su şebekeleriyle su getirilir.

Avrupa Birliği
elbet üye ülkelere refah getiriyor. Elbet bunları demokrasi gibi ortak değerleri koruyarak yapıyor. Elbet temel insani değerlerin sahibi olmaya itina ediyor. Elbet bir uygarlık modeli değeri taşıyor.

Ama AB bunu yapmak için, tam bir Kendini Beğenmişler Kulübü olmaya mecbur değil.

Biz baştan biliyorduk ki AB ile müzakerelerin zorlukları vardır. Biliyorduk ki kendi değerlerini bizim kabul etmemizi isteyecekler. Biliyorduk ki biz kendimizi büyük çapta değiştirmek zorundayız.

Ama bu gerçekleri olabildiğince kötüye kullanmaya ve hatta Türkiye’ye şantaj yapma noktasına götürmeye kalkacaklarını hiç düşünmedik.

Bilsinler ki, ‘Alın AB’nizi başınıza çalın!’ dememize az kaldı.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI