Paris'ten sonra, soru bombardımanı altındayız

Celal ÖZCAN / BERLİN
31 Ocak 2015 - 00:00Son Güncelleme : 31 Ocak 2015 - 15:12

Paris’teki terörist saldırı, Avrupa’da yaşayan Müslümanlar üzerinde 11 Eylül etkisi mi yarattı? Saldırı nedeniyle Avrupalılar, Müslümanlara nasıl bir gözle bakıyor? Müslümanların zan altında kalmasına karşı siyasi yetkililer ne tür önlemler düşünüyor?

BU soruları önce Almanya’da bazı bakanlara ve Başbakan Yardımcısı’na götürdük. Alman Maliye Bakanı Heiko Maas, Aile Bakanı Manuela Schwesig, Başbakan Yardımcısı ve SPD Genel Başkanı Sigmar Gabriel, CDU Genel Sekreteri Peter Tauber ve AfD lideri Bernd Lucke ile konuştuk. Bu söyleşileri okuyucularımızla paylaştık.

Aynı soruları Almanya’daki Müslüman toplumunu temsilcilerine de sorduk... Acaba Paris saldırısı, Almanya’daki Müslümanların hayatını nasıl etkiledi? Bir dokunduk, bin ah işittik. Almanya’nın star imamı, Penzberg Camisi imamı Makedon Türklerinden Bünyamin İdriz, nelerin değiştiğine tam bir ayna tuttu.

Fransa’daki terör saldırısı, Almanya’daki yaşamınızda neleri değiştirdi?
- Saldırı biz Müslümanları çok zora soktu. Özellikle Paris olayından sonra ben şahsen olağanüstü bir durum yaşıyorum. Ortada bir olay var. Paristen sonra, soru bombardımanı altındayızİki kişi peygamberi savunma gerekçesiyle, onun arkasına gizlenerek, Müslüman Yahudi, Hıristiyan 17 masum insanı öldürüyor. Arkasına da dini alıyor. Dini suiistimal ediyor. Bir başka vahim olay da Pakistan’da yaşandı. Bir grup bir okulu basıp 129 çocuğu öldürdü. Batı’da İslam düşmanlığı Doğu’da din aşırılığı ile yaygınlaşan bir radikalleşme ve kutuplaşma var. Dini gerekçelerle yapılan şiddete karşı Müslüman bilim adamlarının, alimlerin net bir tavır takınmaları gerekiyor. Almanya’da yaşayan bir imam olarak, Almanlar bana “İslam bu konuda ne diyor, Kuranı Kerim bu konuya nasıl bakıyor?” diye soruyorlar. Bu soruyu sadece siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, dini cemaatler değil, tek tek insanlar soruyor. Telefonlarımız Paris saldırısından beri susmuyor. Okullardan, başka kurumlardan yoğun bir ilgi var. Telefonda “Biz camiye gelip sizden gerçekleri öğrenmek istiyoruz” diyorlar. Bazen çok sert sorularla da karşılaşıyoruz. Sürekli bir savunma konumundayız. Ama olaylar bizi maalesef bu ortama soktu.

Nasıl yani! Siz yolda giderken, insanlar önünüzü çevirip “Hoca bu olaya ne diyorsunuz” mu diye soruyorlar?
- Her gün bizim Penzberg Camii’ne okullardan ve sivil toplum kuruluşlarından, halktan insanlar geliyor. Son üç haftadır bu ziyaret üç misli arttı. Nisan ya da mayıs ayı içiParisten sonra, soru bombardımanı altındayızn randevu almış olan gruplar bile telefon açıp “Bu tarihi öne çekmek istiyoruz. Hemen şimdi gelmek istiyoruz” diyorlar. Müslüman öğrencilerin zor durumda olduklarını anlattı. Arkadaşları tarafından sorgulanıyorlar. Öğrencilerin cevap verebileceği sorular değil bunlar. Veya başı örtülü bir kadın görünce, Alman yolda çevirip kafasındaki soruyu soruyor. Fabrikalarda çalışan işçilerimiz de aynı sorunu yaşıyor. Onlar da iş arkadaşlarının soru yağmuru altındalar.
Beni de çevirip soranlar oluyor. Bir partiden belediye encümeni bana “Saldırganlar ayet hadis okuyarak, insanları öldürüyorlar. Bu ayet hadisi bize bir açıklar mısın, bunlara bu yetkiyi veriyor mu?” dedi. Teolojik bir soru bu. Bunu sıradan bir vatandaşın yanıtlaması çok zor.

Müslümanlar arasından da size bu tarz sorular geliyor mu?
- Elbette, özellikle cuma günü, hoca bu konuyu nasıl yorumlayacak, ne diyecek diye merak ediyorlar ve soruyorlar da: “Bu adamlar niçin böyle yapıyor” diye yapanları sorguluyorlar, ama dine yönelik eleştirel bir soru gelmiyor. İlahiyatçıların ama sadece yapanları değil, aynı zamanda neden yaptıklarını da sorgulaması gerekir. Dini suiistimal edenlerin gerekçelerini elinden alacak, bir özeleştiri yapmamız lazım.

Nasıl bir özeleştiri?
- Birileri Peygamber’e hakaret edildiği gerekçesiyle 17 insanı tarıyor, öldürüyorsa, bunu yaparken, bir yerde kendine bir kaynak buluyor demektir. Asırlar önce bazı alimlerin kaleme aldığı bazı kitaplarda “Eğer Peygambere hakaret edilirse, bunun cezası nedir” soruları ele alınıp işlenmiş. Mezhepler arasında farklı görüşler ortaya çıkmış. Mesela Kadı İyad ‘Şifa’ kitabında “Biri eğer Peygamberle alay ederse, katli vaciptir” diyor. Bu görüş ve yorumların üzerinden asırlar geçmiş. İşte ilahiyatçıların çıkıp, çok eskiden yazılmış, mantığa, hatta Kuran’a ters düşen bu tezleri sorgulaması lazım.

Bunlar Kuran’da yok, bazı alimlerin kitaplarında yazıyor mu demek istiyorsunuz?
- Biri yanağına bir tokat atarsa, öbür yanağını çevir sözü sadece Hıristiyanlığa özgü bir söz değil. Bizim dinimizde bunun daha ötesi var. Fussilet suresinin 34’üncü ayetinde diyor ki, iyilikle kötülük aynı değildir. Sana kötülük edene, sen iyilikle cevap ver ki düşmanlık dostluğa dönüşsün. Kötülüğe karşı bile şiddet ya da intikamı dışlıyor.
Bırakın Peygambere hakareti, Nisa Suresi’nin 140’ıncı ayeti, “Allah ile alay eden varsa, alay edenlere karşı yüzünüzü çevirin” diyor. Ama asla onlara karşı şiddet kullanın, ya da saldırıp öldürün demiyor.

Sizler, camiler ve imamlar olarak, gençlerin radikallerin tuzağına düşmemesi için nasıl bir çalışma yapıyorsunuz?
- Paris saldırısının ortaya çıkardığı bir tablo var. Müslüman teşkilatların radikalleşmeye karşı yeterli çalışması yok. Camilere gelen cemaatin yüzde 70’i genç. Bu potansiyele cevap verecek programımız yok. Bu gençler dini, camilerden daha çok internetten öğreniyor. Şu andaki tehlike bu. Bizim açığımız, teknolojiyi yeterince iyi kullanamıyoruz. Almanya’da en büyük eksiğimiz ise imamların bir taraftan gençler diğer taraftan Alman kamuoyu ile iletişim kopukluğu. Türkiye’den, Bosna’dan ya da Filistin’den buraya gelen bir hoca, buradaki çocukların dünyasını anlamakta zorluk çekiyor. İşte burdaki iletişim kopukluğunu Almanca konuşan, gençlerin dilinden anlayan radikaller dolduruyor.

Gençler dini camide değil, internetten öğreniyor dediniz. Niçin camiler interneti kullanmıyor? İslam ve radikalizm hakkında doğru bilgilerin yer aldığı yazılarla...
-
Bu konuda donanımlı insan malzemesi eksiğimiz var. Maddi sıkıntı var. Cemaat hocanın veya caminin masrafını veriyor. Ötesine geçemiyor. Camiler bir nevi Eshabı Kehf gibi, yani gettolaşmış, içine kapanmış. Mağaradan çıkmamız gerek. Camilerin artık toplumun ortasına, merkeze gelmesi lazım.

Ama nasıl çıkacak toplumun ortasına? Camiler Almanya’da arka avlularda veya bodrum katlarda ya da şehrin dışında...
- Bu çok önemli. Eğer devlet radikalleşmeye karşı önlem almak istiyorsa, camilerin mutlaka, kapalı, kuytu, köhne yerlerden çıkmasına, merkeze gelmesine destek vermesi lazım. İslam Almanya’ya aitse, bu gerekiyor. Radikalleşen gençler şeffaf ve büyük camilerde değil, kapalı, kuytu yerlerdeki camilerde oluyor. Camiler yerin altından yerine üstüne çıkması lazım.

MERKEL'İN SORUSUNA CEVABI BİZ MÜSLÜMANLAR VERMELİYİZ

ALMANYA’da kamuoyunda şöyle bir eleştiri var: ‘İslam cemaatleri bir saldırı olunca ortaya çıkıp, bunun İslamla alakası yok’ diyor. Ardından tekrar sessiz kalıyor. Bu haklı bir eleştiri mi?
- Elbette bir olay olunca sadece bir açıklama yapmakla yetinmemeliyiz. Sadece terörün İslamla alakası yok demek artık inandırıcı gelmiyor. İşin temeline inmek lazım. Şansölye Merkel, parlamentoda çok açık bir dille “Müslümanlar benim korumam altındadır” dedi. Ancak İslam alimlerine de bir soru sordu: “Ben İslam’ı bilmem, bana anlatın, bu radikaller neden dini temellere dayanarak şiddet kullanıyor. Buna bir açıklık getirin” dedi. Şimdi ben merak ediyorum, acaba imamlar ve ilahiyatçılar Merkel’in sorusuna bir cevap hazırlığı yapıyor mu? Bizim bu soruya cevap verecek bir çalışma içine girmemiz lazım. Bunu Merkel için değil, kendimiz için, Müslümanlar için yapmalıyız.

Normal vatandaşlar Almanlardaki İslam korkusunu nasıl bertaraf edebilir?
- Diyaloğa geçerek, komşusuyla, işyerindeki iş arkadaşıyla. Daha iyi komşu, daha iyi iş arkadaşı olarak, kapısını ve gönlünü açarak, dini bayramlarını tebrik ederek, iletişim kurarak. Bizim misafirperverliğimiz bu korkuları bertaraf etmeye kadirdir.

Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı