Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Paris’in sokak şarkıları

Tuğrul ŞAVKAY

Bugün akşam İstanbul’daki Fransızlar ve Fransız kültürüne aşina ya da meraklı olanlar için ilginç bir sürpriz sözkonusu.

TV5 ile Fransız Kültür Merkezi 15-24 Mart arasındaki 'Fransızca Bayramı' kutlamalarını İstanbul’da gerçekleştirmekte. Bu arada bu akşam benim gibi özellikle frankofon müzikseverlerin ilgisini çekecek bir dinleti düzenlemişler.

'Sokak şarkıcısı' olarak takdim edilen sanatçı Fabien Hins, akordeonunu alıp Exen’e geliyor.

Exen’in yerini bilmeyenler için buranın Taksim Sıraserviler Caddesi 103 numarada olduğunu söyleyelim.

Fabien Hins akşam saat 21:30’dan itibaren burada nefis bir konser verecek. Onun sesinden ve akordeonundan Edith Piaf, Jacques Brel, Yves Montand, Georges Moustaki, Dalida gibi Fransız müziğinin şanson geleneğini sürdüren büyük ustaların eserlerini veya seslendirdikleri ünlü şarkıları dinleyeceğiz.

Bence şenlikli bir akşam olacağa benziyor ve bu geceyi iple çekiyorum.

Caddede paten

Boğaz gezintim sırasında tam Ortaköy çıkışında inanılmaz bir manzarayla karşılaştım. On beş on altı yaşlarında bir delikanlı, ayağında tekerlekli bir paten önümdeki arabanın arkasına takılmış gidiyor!

Trafik orada kelimenin sözlük anlamıyla zıvanadan çıkıyor. Dakikalarca beklemiş sürücüler, yolun birden biraz ferahlamasıyla olanca hırslarını gaz pedalına basarak almakta. Motor sesleri fren seslerine karışmakta.

Tam böyle cehennemi bir ortamda, çocuğun biri arabaların arkasına tutunarak sözümona eğleniyor. Aman ne eğlence!

Sürücülerden en ufak bir uyarı yok. Etraftaki insanlar büsbütün tepkisiz.

En vahimi ise, yolda trafiği düzenlemeye çalışan trafik polisleri, gözleri önünde olan bu olaya tepkisiz.

Yasalar ille kazadan sonra mı uygulanmalı? Polisin asıl görevi kazaları önlemek değil mi?

Hoşgeldin Marmara 34!

Salı akşamı Anadolu Grubu, yeni birası Marmara 34’ün tanıtımı için İstanbul Hilton’da bir davet verdi.

Anadolu Grubu deyince ekonomi ile ilgilenenlerin aklına her ne kadar hemen otomotiv, kalem, kırtasiye, hatta finans gelirse de sokaktaki adam için bu çok tanınan bir isim sayılmaz. Oysa Efes Pilsen denince Türkiye’de bu markayı bilmeyen neredeyse yok. Anadolu Grubu işte otuz yıllık birasıyla, basketbol takımıyla bildiğimiz Efes Pilsen’in sahibidir.

Grubun İcra Komitesi Başkanı Tuncay Özilhan açış konuşmasında yeni biraları Marmara 34’ü tanıtırken '2000’li yıllara girmeye hazırlanırken dinamik, gelişmeye açık bir grup olarak gerçek rekabeti yaşamak adına kendi rakibimizi kendimiz yaratmaya karar verdik' dedi. Söylenen mutlaka doğrudur. Ancak bu sözleri duyunca akla hemen Tuborg’un Troy’unun gelmemesi de imkansız.

Anadolu Grubu Marmara 34’ü 'genç ve dinamik bir bira' olarak nitelendirmekte. Türkiye nüfusuna bakılırsa doğru bir slogan seçilmiş.

Biranın tadımsal özelliklerine gelince, tanıtım dosyasında bir profesyonelin katılmaması mümkün olmayan çok yerinde bazı yargılara varıldığı hemen görülüyor.

Marmara 34 genç ve dinamik bir bira mı bilemem ama, açık renkli, yumuşak, nispeten dolgun ve içimi kolay bir bira olduğu muhakkak.

Her ne kadar aynı dosyada bu biranın bir yıl saklanabileceği söyleniyorsa da, ne kadar taze içilirse o kadar iyi olacağını söylemeliyim. Bence bu süre bir ayı-hadi bilemediniz birkaç ayı-pek aşmamalı.

Efes Pilsen her ne kadar geniş kesimlerce birasının yanısıra basketbol takımıyla tanınıyorsa da, firma aslında Türk tiyatrosuna bir süredir ciddi biçimde destek vermekte. Marmara 34’ün tanıtım toplantısında bu desteğe karşılık bir şükran ifadesi olarak tiyatro dünyasının birçok ismi hazır bulunuyordu. Ben bu fırsattan istifade ederek Gülriz Sururi ve Engin Cezzar ile kısa bir sohbet yapma fırsatını buldum.

Uğur Yücel tanıtım sırasında hoş espriler ile Marmara 34’ün sunumunu yaptı.

Erdal Özyağcılar, Rutkay Aziz, Hamdi Alkan, Atilla Donat, Mehmet Akan, Umur Bugay hemen gözüme çarpan ünlülerdi.

Yemek sırasında danslarıyla davetlileri coşturan 'Birkaç İyi Adam'ı da bu vesileyle analım.

Bu arada eski Bomonti’yi canlandırdığı iddia edilen bir davetin niçin Hilton’un çok farklı bir havayı taşıyan salonlarında yapıldığını pek anlayamadım.

Ayrıca, mutfak ve servis personelini övmede cömert yermede ise pinti olmama rağmen, üzülerek ifade etmeliyim ki bu davette İstanbul Hilton’a yakışır bir yiyecek ve servisle de karşılaşmadım.

İnsanı rahatsız edecek düzeydeki sesi bir kenara bırakacak olursak müzik seçimi yerindeydi. Umarım ses sanatçılarımız bir gün bağırmakla şarkı söylemek arasındaki farkı anlarlar. Bağırmanın ecele faydası olmadığını görürler.

Bütün bunların yanısıra Anadolu Grubu’nun halkla ilişkiler şirketi Mentor International’ın görevlilerinin cansiperane gayretleri sayesinde geceyi -en azından ben- bir aksilik olmaksızın geçirdim.

Hoş geceydi doğrusu...

X