Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Paris’in en ünlü resim koleksiyoncusu bir Osmanlı paşasıydı

Sanatseverlerin yüzlerce sanat eserini izleme fırsatı bulacağı 10’uncu İstanbul Bienali açıldı.

Bu fırsattan yararlanıp biz de resim tarihimizde ilginç bir yolculuğa çıkalım: "O çıplak resimleri İstanbul’a getirme" emri üzerine bugünün değeriyle milyar dolarları bulan tabloları, sadece 638 bin franga elinden çıkaran Osmanlı devlet adamı kimdi? "Bir Müslüman tarafından toplanan ilk koleksiyon" unvanına sahip Osmanlı devlet adamının tabloları, bugün hangi ünlü müzelerde sergileniyor? Peki diğer yandan, Paris Louvre Müzesi’ne milyar dolarlık tabloları bağışlayan İstanbullu tüccar aileden haberdar mısınız?

AYŞE Arman’ı tanırsınız; gazeteci. Betül Mardin’i de bilirsiniz; Ayşe Arman’ın kayınvalidesi. Ve halkla ilişkiler mesleğinin duayeni.

Peki Osmanlı devlet adamı Halil Şerif Paşa adını hiç duydunuz mu? Pek sanmam.

Yukarıdaki bu üç isimle, tabloları bugün dünyanın sayılı müzelerinde sergilenen Eugene Delacroix adlı ressamın ne ilgisi vardı?

Evet, hikáyemize başlayabiliriz.

/images/100/0x0/55ea4719f018fbb8f87594e6Halil Şerif, 1832 yılında Kahire’de doğdu.

Babası, bu Osmanlı kentinin hükümdarı Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın sağ kolu Mehmet Şerif Paşa’ydı.

Kavalalı Mehmed Ali Paşa, Osmanlı’nın en ilerici devlet adamlarından biriydi; Fransa’dan getirdiği uzmanlar sayesinde birçok yeniliğe imza attı.

Halil Şerif ilköğrenimini bu modern atılımlarının etkisiyle Fransız okullarında yaptı. Batı düşüncesiyle burada tanıştı; sanata merak sardı.

Kısa aralıklarla gittiği Paris’ten tablolar almaya başladı. Ancak bunlar pek önemli eserler değildi.

Zamanla resim piyasasını ve sanat çevrelerini yakından öğrendi. Öyle ki, 1855’te Paris’teki Exposition Universelle’deki Mısır sergisinin sorumluluğunu yaptı.

23 yaşında gözünün hastalığı nedeniyle gittiği Paris’te yaşamını değiştirdi.

O tarihlerde Paris’te olan devrin Sadrazamı Ali Paşa’ya acilen bir metnin çevirisi gerekiyordu. Sefarettekiler kısa sürede çeviriyi yapacak eğitimden yoksundular; tercüman arandı ve Halil Şerif bulundu.

Halil Şerif çeviriyi hemen yaptı.

Sadrazam, Halil Şerif’in Fransızcasını çok beğendi. "Gel seni sefir yapalım" dedi.

Halil Şerif, Nisan 1856 ile Mart 1861 yılları arasında Atina elçiliğinde kátip oldu. Bu arada Kırım Savaşı sonrasında yapılan Paris Kongresi antlaşmasında görev yaptı.

Bu görevleri sırasında resim almayı hep sürdürdü.

Eylül 1861-Ocak 1864’te Petersburg’da "orta elçi" olarak görev yaptı. Çar II. Aleksander’la dostluğuna rağmen, Paris’i çok özlediği için görevinden ayrıldı.

Paris’e gitti. Zengin mahallelerinden (şimdiki Opera Binası yakınındaki) Rue Taitbout’daki malikáneyi Lord Hertford’tan kiraladı.

’SÜSLÜ ŞERİF’

Halil Şerif Paşa giderek ünlendi ve Paris sosyetesine dahil oldu.

Bu renkli hayat Osmanlılar arasında Halil Şerif Paşa’ya, "Süslü Şerif" adının verilmesine yol açtı. Paris gazetelerinin köşe yazarları ise onu "Osmanlı dandy’si" diye sıfatlandırıyordu.

Çok bonkördü; örneğin Figaro Gazetesi’ne para yardımı yaptı.

Kumara ve kadınlara karşı zaafı vardı.

"Grand Monde’daki en soğukkanlı kumarbaz" unvanına sahipti.

Cömertliği sayesinde kadınları baştan çıkarıyordu.

Provans’ta küçük rollere çıkan ve oyun yazarı Marc Fournier’in sevgilisi Jeanne de Tourbey’e áşık oldu. Evlendiler.

Halil Şerif Paşa, Jeanne de Tourbey sayesinde Gustave Flaubert, Saint Beuve, Ernest Renan, Emile Olivier gibi ünlü yazarlarla tanıştı.

Saint Beuve sayesinde, resimde realizmin öncüsü Gustave Courbet’in atölyesine gidip gelmeye başladı.

Bırakın bir Müslüman olarak resim almasının Parislileri şaşırtmasını; Halil Şerif Paşa aynı zamanda tartışmalar yaratan Courbet’in çıplak kadın resimlerini bile almaktan hiç çekinmiyordu. Örneğin bunlardan biri de kadının cinsel organını gösteren ve bugün Türkiye’deki hiçbir yayın organının basmaya cesaret edemeyeceği "Dünyanın Kaynağı" adlı tabloydu!

Sanatsal değeri olan her tabloyu alıyordu. Koleksiyonu giderek zenginleşiyordu. Örneğin, dünyanın en ünlü ressamlarından E. Delacroix’in altı tablosuna sahipti. Bunların içinde en değerlisi, 40 bin franga aldığı "Liege Başpiskoposunun Katli" adlı tabloydu. Sanatsal değerleri tartışılmaz bu tabloların bugünkü toplam değeri yaklaşık bir milyar dolardır!

Halil Şerif Paşa genellikle, Delacroix gibi Doğu’nun yaşamını konu edinen, Jean Auquste Dominuqe Inges’in "Türk Hamamı", Theodore Chasseriau’nun "Arap Süvarilerinin Dövüşü", Prosper Marilhat’ın "Kahire’de Bir Sokak Resmi" gibi oryantal resimleri topluyordu.

Backhuysen, Boucher, Huysum, Watteau gibi "eski"lerden; Corot, Courbet, Decamps, Delacroix, Diaz, Ingres, Isabey, Rousseau, Troyon gibi çağdaşlardan topladığı tabloları Fransa’nın önde gelen resim tüccarı Paul Durand Ruel’in galerisinde topluyordu. Eserlerin tümü Fransız resim antolojisine giren tablolardı.

1867 yılında Paris’e gelen Sultan Abdülaziz’in ilk ziyaret yerlerinden biri de Halil Şerif Paşa’nın tablolarının sergilendiği Exposition Universelle’di.

ŞATAFATLI HAYATIN SONU

Gösterişli davetler, lüks hayat ve özellikle kumar zamanla Halil Şerif Paşa’yı ekonomik olarak zora soktu. İstanbul’dan tekrar görev istedi; büyükelçi olmak istiyordu.

1867’de görev istemek için gittiği İstanbul’da görüştüğü devlet adamlarının hepsinin bir şartı vardı:

"O çıplak resimleri İstanbul’a getirme!"

Dünya resim sanatında "ilk Müslüman koleksiyoncu" unvanına sahip Halil Şerif Paşa’nın, 1868 Ocak ayında tablolarını satışa çıkardığı haberi L’Artiste Dergisi’nde çıktı.

Fransızların ünlü edebiyatçısı Theophile Gautier satış kataloğuna şunları yazdı: "Her resim dikkatle seçilmiş. Aralarında bir tane bile kötü resim, tek bir sahte inci yok. Her sanatçının en saf elmaslarından biri burada."

Tüm tablolar müzayedede satıldı. Halil Şerif Paşa, bugün değeri milyar dolar edecek 109 tabloyu sadece 638 bin franga sattı!

Halil Şerif Paşa satış sonrası müzayedeciye şu sözleri söyleyecekti:

"Hayat ne garip; kadınlar beni aldattı, kumar yıktı ve resimlerim ise büyük paralar getirdi."

Tablolar satılınca Halil Şerif Paşa’ya Viyana Büyükelçiliği verildi.

Eşi Jeanne de Tourbey ve iki yaşında kızı Leyla Şerife ile yeni görev yerine gitmek istedi. Eşi kabul etmedi. İddiaya göre ya bir Cezayirli zengin bir Arap’la ya da aşırı milliyetçi bir Fransız kontuyla kaçtı.

Halil Şerif Paşa, kızı Leyla Şerife ile Viyana’ya gitti.

Eylül 1872’ye kadar Viyana büyükelçiliği yaptı.

Daha sonra 5 ay; Eylül 1872-Mart 1873 tarihleri arasında Hariciye Nazırlığı (Dışişleri Bakanlığı) görevinde bulundu.

Meşrutiyet taraftarıydı. Namık Kemal gibi Jöntürkler’e maddi yardımlarda bulundu.

1876 yılında da beş ay Adliye Nazırlığı (Adalet Bakanlığı) yaptı. Bir yıl sonra bu kez Paris’e "büyükelçi" unvanıyla gitti.

Ancak Paris’teki görevi uzun sürmedi. Eylül 1877’de görevden alındı.

İki yıl sonra da, Sultan II. Abdülhamid’in cülus alayında at üzerindeyken güneş çarpması sonucu vefat etti.

Aradan yıllar geçti.

Halil Şerif Paşa’nın kızı Leyla Şerife, Kahire’de yaşıyordu. Babasının İstanbul’daki malları için dava açtı. Davaya bakan hukukçu Muhammed Arif Mardin’di. Hukuk sohbetleri evlilikle sonuçlandı.

Torun Betül Mardin, büyükannesini hiç unutamadı ve kızına Leyla Şerife adını verdi.

Bir de aile geleneğini sürdürmek istercesine, yıllardır Türk ressamların tablolarını topluyor.

Halil Şerif Paşa’nın eserleri bugün nerede?

Halil Şerif Paşa’nın Fransız eşi Jeanne de Tourbey’in portesini ressam Amaury Duval yaptı. Bu tablo Paris Louvre Müzesi’ndedir.

Jean Auquste Dominuqe Inges’in "Türk Hamamı", Paris Louvre Müzesi’ndedir.

Gustave Courbet’in "Yıkanan Kadın" adlı tablosu, New York Metropolitan Sanat Müzesi’nde, "Dünyanın Kaynağı" Paris Orsay Müzesi’nde ve "Uyuyan Kadınlar" ise Paris’te Petit-Palais’dedir.

Gerard Terboch’un "Mektup Yazdıran Subay" tablosu Londra Ulusal Galeri’dedir.

Eugene Delacroix’in; "Liege Başpiskoposunun Katli" tablosu ile "Cezayirli Kadınlar" tablosu Paris Louvre Müzesi’nde, "Tasso Aya Anna Ferrora Akıl Hastanesi’nde" tablosu ise bugün Zürih’teki özel Bührle koleksiyonunda, "Tom O’Shanter’i Cadılar Kovalarken" adlı tablosu Nottingham Castle Müzesi"nde, ve "Savaş Talimi Yapan Arap Süvariler" ise Montpellier Fabre Müzesi"ndedir.

Theodore Chasseriau’nun "Arap Süvarilerinin Dövüşü" tablosu Cambridge/ Massachusetts Fogg Art Müzesi’ndedir.

Mİlyar dolarlIk tablolarI PARİSLouvre Müzesİ’ne baĞIŞlayan OsmanlI tüccarI

14 adet Monet

11 adet Degas

8 adet Sisley

7 adet Manet

5 adet Cezanne

3 adet Renoir

2 adet Pissarro.

Sadece bunlar değildi. Toplam bağışladığı sanat eseri adedi 804’tü. Bırakalım hepsini sadece yukarıda yazdığım tabloların ederinin kaç lira olduğunu tahmin edersiniz?

Fazla zorlamayın kendinizi ben söyleyeyim; bu tablolara sahip olsaydınız Türkiye’nin en zengin kişisi olurdunuz! Bu dünyanın en pahalı eserlerini Paris müzelerine bağışlayan kişi bir Osmanlı ailesiydi: Camondolar!..

Camondolar 1492’de İspanya’dan kovulan Yahudi ailesiydi. Ancak önce Venedik’e yerleştiler. Baskılardan bunalıp İstanbul’a geldiler. Ailenin zenginleşmesinde büyük paya sahip olan Abraham Salomon Camondo, 1795’te İstanbul’da doğdu.

Kardeşi Isaac ile birlikte banka kuran, bankerlik yapan, devlete borç para veren Abraham Camondo, zamanla Osmanlı’nın en zengin kişisi oldu. Reformcu bir kimliği vardı. Yahudi cemaati içinde laik ve liberal bir çizgiyi benimsiyordu. Bu nedenle modern okullar açılmasına önayak oldu.

Ancak bu reformcu çizgileri nedeniyle başta Hahambaşı Avigdor olmak üzere dindaşlarıyla ayrı düştü.

Osmanlı iktidarının modern eğitim konusunda kendilerine pek destek vermemesi üzerine kızıp 1870 yılında Paris’e göçtü.

Ne var ki, Abraham Camondo, Paris hayatını pek sevemedi. Ölünce kendisinin İstanbul’a gömülmesini vasiyet etti. 1889’da ölünce vasiyeti yerine getirildi. Sultan II. Abdülhamid’in katıldığı bir törenle İstanbul’da toprağa verildi. Ne yazık ki Hasköy’deki mezarı bugün harabe halindedir!

Geride yetişkin üç evlat bıraktı: Behor, Nesim ve Rebecca.

İSTANBUL BAŞKONSOLOSU

Gelelim resim meselesine:

19. yüzyıl sonu Paris sosyetesinin önemli isimlerinden Kont Isaac de Camondo, Nesim Camondo’nun oğluydu. İstanbul doğumluydu.

Ailesinden miras olarak; bankalar, bankerlik kuruluşları, Paris’teki şirketler, büyük bir servet ve asalet unvanı (kontluk) yanında çok büyük de bir sanat eserleri koleksiyonu kalmıştı.

Birçok şirketin başında olan ve serveti dillere destan olan Isaac Camondo, aynı zamanda 1891’den beri İstanbul Başkonsolosu’ydu.

Yıllardan beri Louvre Müzesi’nde sergilenmek üzere tablolar alıp müzeye bağışlar yapan Isaac Camondo, 1907 yılında koleksiyonunun 804 parçadan oluşan büyük bir kısmını Louvre’a bağışlamaya karar verdi.

Manet, Degas, Monet, Cezanne, Sisley, Van Gogh, Corot gibi ressamların eserlerinin de bulunduğu 130 kadar resim ile 400 kadar Japon baskı koleksiyonunu şartlı bağışlıyordu.

El yazısı vasiyetnamesinde belirttiği koşul, Louvre’un bütün eserleri eksiksiz sergilemesi ve koleksiyonun elli yıl onun adını taşıyan özel bir salonda sergilenmesiydi. Bu koşulu önce tuhaf karşılayan Fransa Milli Sanatlar Kurulu, vasiyetin altında yatan gerçeği sonradan fark etti.

O güne kadar, herhangi bir ressamın eserinin Louvre’da sergilenebilmesi ancak ölümünden on yıl sonra gerçekleşebiliyordu. Isaac Camondo müze yönetimi tarafından kabul edilen bu koşuluyla, o zamanlar ünlü olmayan ve çok eleştirilen empresyonist ressamların tablolarını daha yaşarlarken Louvre’da sergilenmelerini sağlamıştı.

Isaac’ın vasiyeti ölümünden sonra kuzeni Moise tarafından gerçekleştirildi. Louvre Müzesi’nde "Camondo Salonu" adını alan özel bölüm, dokuz yıllık bir inşaattan sonra 1920 yılında resmen açıldı. Eserlerin bir bölümü zamanla sergilenmek üzere Orsay gibi müzelere de verildi.

Bugün Paris’te Monceau Parkı’nın kenarında, bu zengin Yahudi ailenin yaşadığı eski bir konak "Camondo Müzesi" haline getirilmiştir.

Bir gün yolunuz düşerse mutlaka uğrayınız. Çıkış kapısının kenarında duvara monte edilmiş madeni levhayı okuyunuz. Levhada Camondo ailesinin 1942 yılında Auschwitz kampında yok edildiği yazılıdır!

Camondo adını bugün yaşatan servetleri değil, sanatın gücü olmuştur!

DÜZELTME

Geçen haftaki "Kayseri’de Silahlı Bir Akıncı Gençlik Kampı Hikayesi" yazımda ismi geçen Hamza Süs, dolmuşçu olmadığını tekstil şirketi sahibi olduğunu belirtti. Yine aynı yazıda adı geçen Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Avrupa Birliği Koordinasyon Genel Müdür Yardımcısı Yusuf İnce ise böyle bir kampta bulunmadığını, söz konusu kişiyle isim benzerliği olduğunu belirtti. Düzeltir, özür dileriz.
X