Mehmet Y. YILMAZ

Parayı veren Köşk’ü çalar!

28 Nisan 2014
BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, AKP adayının Cumhurbaşkanlığı seçimini ilk turda kazanacağını söyledi.

Bunu ilk kez söylemiyor, kendinden emin.
Son yerel seçimlerdeki sonuçlara bakarak bu düşünceye ulaşmış da değil elbette.
Her şey AKP adayının seçimi kazanması için ayarlanmış durumda ve karşısına kim çıkarsa çıksın, AKP adayı bu seçimi kazanır.
Bu işin sırrı seçim kampanyasının finansmanında ve adayların kendilerini halka anlatabilme olanaklarında yatıyor.
Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olmak için ya 20 milletvekilinin ya da son seçimlerde yüzde 10 oy almış bir partinin sizi aday göstermesi gerek.
Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanı partisiz olmak durumunda.
Gerçi Anayasa’yı artık takan kimse kalmadı ama seçim ile ilgili kanun adaylığı kesinleşen kamu görevlilerinin görevlerini bırakmasını zorunlu kıldığına göre, parti üyesi adayların da, bir parti tarafından aday gösterilseler bile partilerinden ayrılmaları, seçimde de parti işareti vs. kullanmamaları gerekir.
Anayasa’nın ruhu da, lafzı da bunu gerektiriyor.
(Bir tuhaflık daha: Belediye zabıta müdürü Cumhurbaşkanı adayı olursa istifa etmek zorunda, çünkü elindeki kamu gücünü kötüye kullanabilir. Ama Başbakan aday olursa istifa etmesi gerekmiyor!)
Bir seçim kampanyasının partilere maliyeti milyonları geçiyor.
Son yerel seçimden önce partilere verilen hazine yardımı 145 milyon lira.
Bunun çok büyük bölümünün seçim için harcandığını varsayabiliriz.
Bizim ülkemizde partilerin hesapları halka açık olmadığı için seçimde hangi parti, nereye, kaç lira harcadı, bilemiyoruz.
Parti genel merkezlerinin harcadığı rakamlara, yerel olarak adayların yaptıkları harcamaları da eklemelisiniz ki tam bir rakama ulaşabilesiniz. Ama bunu eminim ki partilerin kendileri bile bilmiyordur.
Peki Cumhurbaşkanı adayı, kampanyasını nasıl finanse edecek?
Bunu kimse bilmiyor!
AKP iktidarının çıkardığı birçok kanunda olduğu gibi bu da eksik. Boşlukları, işlerine geldiği gibi doldurabilmek için!
Kimlerden, ne kadar bağış alabilecek? Bu bağışlar nasıl denetlenecek? Üst sınırı olacak mı?
Kanunda yazılmış: TC vatandaşlarından bağış alabilirler, her bir kişinin her bir seçim turu için yapabileceği yardım tutarı en yüksek devlet memurunun bir aylık maaş ve ödeneklerinin brüt tutarını geçemez, adaylara borç verilemez.
Yüksek Seçim Kurulu seçimden sonra bu hesapları denetler vs.
(Harcamalarında usulsüzlük yapan kişi, Cumhurbaşkanı seçilmiş olursa, ne olacak? Allah biliyor!)
Diyelim ki sizi aday gösterecek 20 milletvekili buldunuz ve aday oldunuz.
Kaba bir hesapla neresinden baksanız 15 milyon lira civarında bir harcama yapmalısınız.
Miting alanları düzenlenecek, bayraklar, posterler, afişler, danışmanların maaşları, kampanya görevlilerinin maaşları filan derken bu paranın bir anda buhar olacağını da tahmin edebilirsiniz.
“Yok, ben para harcamam, TRT bedava yayınlayacak konuşmaları” derseniz alacağınız oy eşinizden ve çocuklarınızdan ibaret kalır, onu da söylemiş olayım.
Dönelim başa: Aday olmak kolay değil ama aday olanın bir kampanya yürütebilecek bütçeyi bulması hiç kolay değil.
Bu durumda ne olacak?
Evlerde istiflenen, ayakkabı kutularında biriktirilen, çoluk çocuğun vakfına “bağış” adı altında yatırılan paralar ortaya çıkacak, el altından seçim kampanyası finanse edilecek.
İşadamlarının kuracağı havuzlara atılan paraları da unutmayın.
Buna bir de bütün medyanın cebren ya da havuz kurdurularak AKP borazanı haline getirilmiş olmasını ekleyin.
Ve şimdi yanıtınızı verin: Sizce seçimi kim kazanır?

Başbakan’ın dinlenme itirafı

BAŞBAKAN’ın iddiasına göre Türkiye’deki herkes “paralel devlet” tarafından dinlenmiş.
Paralel devlet dediği, Fethullah Gülen cemaati. Her mezhebe göre değişen isimleri var, “hizmet hareketi” diye başlıyor, “Fethullahçı”ya uzanıyor, “F tipi” diyen de var, AKP jargonunda da adı “paralel devlet”.
Artık adı her ne ise bu cemaat, hükümeti zor durumda bırakmak için elindeki şantaj kasetlerini kullanıyor. İddia bu.
Kim hükümete karşı bir şey söylerse bilin ki kendisine böyle bir kasetle şantaj yapılmıştır!
Böyle bir algı yaratmaya çalışıyorlar.
Yani hükümet o kadar iyi, o kadar mükemmel ki, birisi icraatlarını eleştiriyorsa mutlaka şantaj korkusuyla bunu yapıyordur!
Başbakan bunu neredeyse her yerde tekrarlıyor.
Tabii çok konuşunca açık vermemesi de düşünülemez.
Bakın son konuşmasında ne diyor:
“Sen başbakanı nasıl dinlersin, enerji bakanımı nasıl dinlersin, bakanların aralarındaki konuşmayı yasal olarak dinlemek de yasaktır. Ama bunlar bunu da yaptı.”
Yani tekrar geliyoruz aynı noktaya!
Dublajdı, montajdı derken ses kayıtlarının gerçek “dinleme” sonucu olduğunu Başbakan’ın ağzından da böylece duymuş oluyoruz.
Şu mahkeme süreçleri başlasın, kayıtları birer kez daha dinleyelim, bakalım daha neler çıkacak.
Sadece yolsuzluk ve rüşvet soruşturması ile ilgili mahkeme sürecinden söz etmiyorum. Bana ve başka gazetecilere açılacağı söylenen davalarda da bu ses kayıtlarını bir kez daha dinleme ve doğru olup olmadıklarını öğrenme olanağı bulacağız.
Heyecanla bekliyorum!

Diktatör, diktatöre yardım eder

TÜRKİYE tarafından sınır dışı edilen muhalif Azeri gazeteci Rauf Mirgadirov Azerbaycan’da tutuklandı, 10 yıl hapis istemiyle yargılanacak.
İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün açıklamasına göre, Türkiye, uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerini çiğneyerek, Mirgadirov’un bir avukatla görüşmesine bile izin vermeden, kendisini sınır dışı etti.
Öyle anlaşılıyor ki Azerbaycan yönetimi ile Türk yetkililer anlaşmışlar ve Mirgadirov, hapse atılsın diye bilerek ve kasten ülkesine iade edilmiş.
Böylece AKP hükümetinin basın özgürlüğü sabıkasına uluslararası suçlar da eklenmiş bulunuyor.
Ne de olsa Aliyev ile Erdoğan aynı dili konuşuyor, kolayca anlaşmış olmalılar.
Mirgadirov’un ve Azerbaycan’da en son olarak tutuklanan sekiz aktivist gencin özgürlüklerine kavuşmalarını talep ediyorum!

Yazarlar Ana Sayfa
Haberleruyuşturucurecep akdağsağlık bakanıtwitterŞanlıurfaGaziantepkaza