Parası olan, faiz vergisiyle yanacak

Hürriyet Haber
29.01.1999 - 00:00 | Son Güncelleme: 29.01.1999 - 00:01

1997 yılı faiz gelirleri 1998 Mart'ında beyan edilirken, önce enflasyondan arındırılıyor, sonra da hesaplanan vergiden, bankanın kestiği stopajın tamamı indiriliyor ve geriye kalan, vergi olarak ödeniyordu. Çünkü Maliye Bakanlığı'nın 06.02.1998 ve 209 numaralı G.V. Tebliği böyle hesaplamayı öngörüyordu.

1998 yılı faiz, repo gelirlerinin 1999 Mart'ında beyanı sırasında da aynı hesaplama yöntemi ile beyannamelerin düzenleneceği sanılırken, 22.01.1999 tarih ve 220 numaralı G.V. Tebliği ile ortalık karıştı. Maliye Bakanlığı, kanunun yorumlaması ve hesaplama tekniğini değiştirmişti.

Faiz gelirleri 11.7 milyar lirayı aşarsa beyan edilecek. Yüzde 78.7 oranında enflasyondan arındırıldıktan sonra, kalan miktarın vergisi hesaplanacak ve hesaplanan vergiden geçen yılki uygulamanın tersine, banka tarafından kesilen verginin tamamı değil, sadece arındırmadan sonra kalan tutarın vergisi indirilecekti.

20 MİLYARA 1 MİLYAR

Bir örnek vermek gerekirse, 20 milyar lira faiz geliri elde eden 209 numaralı tebliğe göre hiç vergi vermez ve üste 1 milyara yakın vergi iadesi alacak iken, 220 numaralı tebliğe göre artık 1 milyar lira vergi ödeyecek.

Olayın doğruluğu, yanlışlığı ve adalete uygunluğu bilimsel açıdan ve mantık açısından her zaman tartışılabilir.

Üzerinde durmak istediğimiz konu, vatandaşların ve kuruluşların yatırım araçlarını seçerken, sözleşmeler yaparken ne gibi bir vergi yükü altında oldukları konusunda daima bir belirsizlik içinde olduklarının bir kez daha ortaya çıkmasıdır.

Uygar ülkelerde vatandaşların; nasıl, ne zaman, ne miktar ve ne yöntemle vergi vereceklerini yıllar öncesinden, en az bir yıl öncesinden bilmeleri anayasal haklarıdır.

BELİRSİZLİKLER ARTTI

Ülkemiz de bu kalite standardını vatandaşlarına sağlamak zorundadır. Ve bunu istemek lüks değildir. İşin ilginç yönü, uzun yıllar önce ülkemizde vergi konusunda bu belirsizlikler yoktu. Belirsizlik ve adaletsizlikler son yıllarda artmıştır.

Ayrıca, yüz yıllardır hem klasik devlet anlayışında hem de çağdaş devlette ‘‘vergi koymak’’ bir ‘‘hükümranlık/egemenlik’’ hakkıdır. Ve bu hak; Büyük Millet Meclisi'nce kullanılır ve devredilemez. Bu kural, tüm devlet anayasalarının ortak özelliklerindendir.

Durum böyle olduğu haled, ‘‘vergi koymak hakkı’’ şeklen Meclis'te gözükmemekte ve bu ‘‘devredilemez hak’’ çoğu zaman Maliye Bakanlığı'nca kullanılmaktadır. Hukuk mevzuatımızda, bu görüşü doğrulayan pek çok yargı kararı mevcuttur. Bu yargı kararları, Türkiye'de ‘‘hakimlerin olduğunu’’ gösterdiği kadar, ‘‘hukuksuzluğun’’ da yaygın olduğunun bir göstergesidir.



Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı