Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Paranız mı yok

Yer, önce ABD ardından da Fransa Büyükelçiliği rezidansları. Konu her ikisinde de aynı; Ulusal Bayram Kutlaması. Aynı olan bir başka nokta, her iki ülkenin de, bu en önemli günleri için düzenledikleri görkemli daveti, sponsor firmalar desteğiyle, neredeyse bir kuruş harcamadan yapmış olmaları.

Son dönemlerde Ankara sosyal hayatının en hareketli yerlerinin büyükelçilik rezidansları olduğundan birkaç hafta önce bahsetmiştim. 4 Temmuz’da ABD Büyükelçiliği rezidansında, 14 Temmuz’da da Fransa Büyükelçiliği’nin Paris Caddesi’ndeki göz kamaştıran bahçesinde öylesine şaşaalı iki davet verildi ki, Laila’nın ya da Reina’nın sezon açılış partileri gölgede kalır desek yalan olmaz. Gecenin binlerce davetlisi içinde sadece diplomatik sıfat taşıyan isimler değil, Ankara gece hayatının tanıdık simalarının da olması dikkat çekiyordu.

CÖMERT KATKI

Elçilik kapısı önünde arka arkaya sıralanmış lüks arabalar, o arabalardan inen birbirinden güzel ve şık hanımlar, rezidansın bahçesinden yükselen müzik sesleri ve gecenin geç saatlerine kadar süren dans ve eğlence.

Bütün bu organizasyonlar, elçilik görevlilerinin gayretli çalışmaları sonucu ortaya çıkmıştı. Tabii bir de sponsor firmaların desteğiyle. ABD Büyükelçiliği, bağımsızlıklarının 231. yıldönümü için gönderdiği davetiyeye, tam 65 tane sponsor firmanın yazılı olduğu bir liste eklemişti. Büyükelçilik, yine aynı davetiyede, bu firmalara cömert katkılarından dolayı teşekkür de ediyordu.

Bu listenin çoğunluğunu dünyaca ünlü ABD’li firmalar oluştursa da, içlerinde özbeöz Türk firmaları da vardı.

Fransa Büyükelçiliği de sponsor firmalara, davetiye de değil ama rezidansın girişine astığı dev bir afişle teşekkür etmişti.

Davetlere, şarap, peynir, viski ya da hazır yiyecek katkısında bulunan firmaların sponsorluğunu bir ölçüde anlayabiliyorum.

Ancak banka, otomobil, çimento fabrikası gibi kuruluşların bir ülkenin bağımsızlık günü kutlamasına nasıl bir katkıda bulunduklarını anlamakta güçlük çekiyorum. Dünyanın en gelişmiş ekonomilerine sahip bu ülkeler milli bayram kutlamalarını para kazanmak için bir fırsat olarak göremeyeceklerine göre, bu kadar çok firma acaba ne için sponsor oluyor?

Bilkentliler kızmasın

YazIp yazmamayı çok düşündüm. "Adım çıkmış dokuza, inmez sekize" düşüncesinde olan Bilkentlileri kızdırmak istemezdim, ama yazmadan da duramadım. Birkaç haftadır televizyonda ibretle, şaşkınlıkla, sinirle, "Yuh yani" diyerek izlediğimiz bir yarışma programı var; Güzel ve dahi. Bayan yarışmacılar arasında tek üniversite mezunu ise Ankara’dan Esra Ersoy. Bilkent Üniversitesi Turizm Bölümü’nü bitirdiğini söylüyor. Esra Ersoy yarışmanın ilk bölümünde Elvis Presley’i tanıyamayıp, "Eurovision’da birinci mi oldu" diye sordu. Bence kim olduğunu bile bilmediği Hitler’in adını ise tam söyleyemedi. İzleyenlere saç baş yoldurdu. Ama şüphesiz Esra’nın bu cehaletine en çok sinir olanlar Bilkent Üniversitesi öğrencileri, mezunları ve hocalarıydı. Fotoğraf arşivimizde Esra Ersoy adını aradığımda, Ankara gecelerinin gözde mekanlarında zaman zaman objektifimize poz verip, "Bilkentli güzeller eğlendi" misali haberlere konu olan ve magazin sayfalarına renk katanlardan birisi olarak çıktı karşıma.

Tabii ki Bilkent Üniversitesi Ankara’nın değil Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birisi. Tabii ki birçok kuruluş, eleman alacağı zaman Bilkent mezunlarını ilk tercihleri arasında gösteriyor. Tabii ki üniversite sınavında en yüksek puanla öğrenci alan bölümlerden bazıları Bilkent Üniversitesi’nde. Ama Bilkentli öğrencilerin Ankara gece hayatına, eğlence hayatına ve şimdi de televizyon dünyasına kattıkları farklı renk de, Esra Ersoy gerçeğiyle bir kez daha kanıtlanmış oluyor.

Asena’ya yardım fonu

Fonu oluşturmayı planlayanlar Ankara’da eğlence hayatını takip eden gazeteciler, yani ben ve meslektaşlarım. Böyle bir fon oluşturma nedenimiz ise Ankara’ya program için gelen Asena’ya yeni bir kostüm parası biriktirebilmek. Asena, birkaç ayda bir Ankara’da farklı etkinliklerde sahneye çıkıyor. Ancak, yanılmıyorsam son beş gelişinde sahne kıyafeti aynı idi. Bu yeşil kostümünü Ankara’da ilk kez geçen sene, Laila Summer’ın açılış partisinde giymişti. Aradan bir yıldan fazla zaman geçti. Hala Ankara’ya her gelişinde aynı kostümü giyiyor. Geçtiğimiz gün okuduğum bir haberde "Dans stilimi değiştirmem" diyordu. Tamam, dansına razıyım ama ne olur şu yeşil kostümünü değiştir artık. Çünkü, artık çok sıktı.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI