Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

"Paralel Yapı" nereye kadar?

Cemaat, uzun yıllar boyunca, AK Parti'yle ittifak içinde büyüdü. Cemaat'in dayandığı taban; çeşitli kökensel farklılıklara rağmen, öz itibariyle, "AK Parti geleneği" ile paralel bir taban. Ancak, şu noktada, o "sosyoloji" ile, o "taban" ile olan ilişkiler, büyük ölçüde altüst olmuş durumda.

"25 Aralık bir darbe girişimidir" cümlesi, bir durumu ifade ediyor. Ancak, Cemaat'in asıl karakterini, bu karakterden türeyen tehlikeyi anlatmaya yetmiyor.

“Gülen Cemaati”, başından itibaren, devlet içinde iddialı olmayı hedefine koymuştu. Geçmiş dönemlerin MİT raporlarında, Emniyet raporlarında, Genelkurmay raporlarında, bu saptama vardı. Bu örgütlenme, bir tehlike olarak değerlendiriliyordu.

Düşünce, ifade ve inanç özgürlüğü konusunda duyarlığı olanlar; bir dini cemaatin, bir inanç grubunun mensuplarının, devlet içinde, bürokrasi içinde var olmasını; “bireysel ve toplumsal hak” olarak tanımlıyordu. Cemaat'e yönelik tasfiye planlarını onaylamıyorlardı. Herkes gibi onlar da, bir topluluk olarak devlet içinde varolabilirler; kendi değer ve düşüncelerini savunabilirlerdi.

AK PARTİ İKTİDARI

AK Parti'nin iktidara gelmesi, “devlet içindeki dindarlara yönelik engelleme gücü”nü, büyük ölçüde kırdı. Şimdi anlıyoruz ki; bu “kırılma”yı, en çok, Gülen Cemaati değerlendirmiş. 12 Eylül 2010 Referandumu’ndan da, en avantajlı çıkanlar, onlar olmuş.

Belki bu “avantaj” bile; hak ve özgürlüklere zarar gelmemesi, hukuk sistemi içinde kalınması koşuluyla, kabul edilebilirdi.

Ancak, “örgütlü yapı”; egemenlik alanını genişletmek amacıyla, etrafa zarar vermeye, yasaları ve elindeki olanakları istismar etmeye başladı.

Hanefi Avcı, KCK tutuklamaları, MİT Başkanı operasyonu, Nedim Şener ve Ahmet Şık komplosu, Aziz Yıldırım'a yönelik operasyonlar; durumun bir “tırmanışa” dönüştüğünü gösteriyordu. Bu olguların yarattığı tabloyu; bazılarımız, tam anlamıyla değerlendiremedik. Hükümetin de, bazı alanlarda işbirliği içinde olduğu Cemaat konusunda, benzer bir tereddüt ve kararsızlık yaşadığı açıktı. Zaten, Tayyip Erdoğan da, bunu daha sonra itiraf etti.

İDEOLOJİ VE ÖRGÜT

17/25 Aralık bir dönüm noktasıydı. Cemaat, “doğrudan iktidara ve devlete egemen olmaya karar verdiğini" net bir şekilde gösterdi. Şartların olgunlaştığını düşünerek, ellerindeki tüm olanakları harekete geçirdiler.

Hanefi Avcı, Cemaat’le ilgili bir değerlendirmesinde; “bu yapılanma içindeki bireylerin rasyonel davranmalarının mümkün olmadığı” tahlilini yaptı. Bunu, radikal sol örgütlerdeki örneklerden yola çıkarak anlattı: "Kutsal değerleri olan bir ideolojik yapılanmaydı" söz konusu olan. Böyle yapılanmalarda, lidere olağanüstü nitelikler atfediliyor. Faaliyetleri mümkün olduğu kadar gizli bir zeminde yapılması, esas alınıyor.

İyiniyetli, fedakar bir imajı, eğitim, yardımlaşma gibi ahlaki ve toplumsal değerleri öne çıkartarak, örgüt faaliyetlerini makul bir görünüme büründürdüler. Bu tür etkinliklerle, olumlu bir algı yaratan Cemaat, devlet içinde kök saldıkça. daha fazlasını ister hale geldi. Bu yolla güç kazandılar, karşıtlarını tasfiye ettiler.

CEMAAT'İN YANLIŞ HESABI

Örgüt, "iktidarı" ele geçirebileceğini düşünerek, en büyük hatayı yaptı. Cemaat’in ideolojik ve siyasi çapı, liderliği, düşünsel ufku; hiçbir zaman, Türkiye gibi bir ülkeye “yön verebilecek” niteliğe ulaşmadı. Bundan da önemlisi şu: Türkiye'nin gelişmişlik düzeyi, “bir dini Cemaat’in devlete egemenliğini” kabul edebilecek bir noktada değil.

Fethullah Gülen'in; Tayyip Erdoğan'ın arkasındaki halk desteğinin anlamını da, doğru değerlendiremediği görüldü. Gülen, destek beklediği güçler bağlamında da, bir hesap hatası yaptı. Evet, ABD’de, AB’de, Batı dünyasında; “Tayyip Erdoğan karşıtı” bir birikim var. Ama, Türkiye'de, tüm eksik ve sorunlara rağmen, uluslararası meşruiyeti olan bir “parlamenter sistem” de var.

Erdoğan'ın kaderini halk belirleyecekti ve öyle oldu.

Muhalefet partilerinin Paralel Yapı'yla seçim ve medya ittifakı da, toplumun direncini ve tercihlerini değiştiremedi.

BUNDAN SONRASI

Bir “Cemaat”ten bir “siyasi örgütlenme”ye dönüşen “Paralel Yapı”, bundan sonra neler yapabilir?

Cemaat, uzun yıllar boyunca, AK Parti'yle ittifak içinde büyüdü. Cemaat’in dayandığı taban; çeşitli kökensel farklılıklara rağmen, öz itibariyle, “AK Parti geleneği” ile paralel bir taban. Ancak, şu noktada, o “sosyoloji” ile, o “taban” ile olan ilişkiler, büyük ölçüde altüst olmuş durumda.

Bu kez, müttefik olarak, CHP'nin ve “seküler muhalefet”in yanında durmayı deniyorlar. Ancak, onlarla organik bir uyum oluşturmaları, mümkün değil. İdeolojik argümanlar, çok farklı. O nedenle; Cemaat’i, giderek derinleşecek bir yalnızlaşma ve güç erimesinin beklediğini söyleyebiliriz.

Peki, devlet içindeki, 17 Aralık’tan bu yana AK Parti iktidarının aleyhinde çalışmaya ayarlı, dışarıdan emir almaya alışmış “bürokratik güçler” ne olacak?

Onların da, zamanla dağılmaya doğru gitmesi öngörülebilir.

Tabii, bu, Cemaat’in, siyasetteki ve devletteki birikiminin tamamen sıfırlanması anlamına gelmiyor. Süreç içinde, yeni eğilimler, kırılmalar ve toplumsal dönüşümler görülebilir.

Ancak, Cemaat’in, bugünkü yerde durması, durabilmesi artık imkansız...

X