Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Pamuklara sarıp sarmalamamız gereken dünya mirasları

Artık, daha fazla seyahat edip, daha fazla yer gezip, görmek istiyoruz. Hatta hafta sonları yakın çevrede nereye gitsek diye araştırıyoruz. Yazın tatil yöreleri, kışınsa kayak merkezleri vazgeçilmez rotalarımıza giriyor. İşte birçoğumuzda oluşan seyahat alışkanlığından yola çıkarak elinizin altındaki hazineleri hatırlatmak için tavsiyede bulunmak istedim.

UNESCO’nun Dünya Miras Listesi’nde yer alan 11 adet kültürel ve doğa harikamıza gitmeye ne dersiniz? Elbette miraslarımızın bir kısmını duymuş ya da görmüş olabilirsiniz ama hepsi hakkında bir fikriniz var mı? Ayrıca bu dünya mirası denen olgu nedir, nereden çıkmıştır diye merak ediyor musunuz? İşte bu ve benzeri sorularınıza yanıt bulmak istiyorsanız köşe yazımı okumaya devam edin.
 Dünya mirası için kısaca bir tanım yapmam gerekirse; Tarihin derinliklerinden gelen kalıntılar ya da olağanüstü güzellikteki doğal oluşumlar diyebilirim... Hepsi, ulusal sınırlarla bölünmüş dünyanın ortak servetleri. Zaten UNESCO’nun Dünya Mirası listesi de bu bakış açısıyla oluşturuluyor. Ülkemiz ise 11 varlığıyla listede.
 Bu miras kişisel değil, kültürel servetimizi artıran cinsten. İnsanlığa, ayak bastığı toprağın ne kadar eşsiz ve değerli olduğunu hatırlatıyor. Tabiri caizse pamuklara sarıp sarmalamamız gereken dünya miraslarından söz ediyoruz. Birleşmiş Milletler’e bağlı UNESCO, insanlık için değer taşıdığına inandığı bu nadide varlıkları, ‘dünya mirası’ olarak adlandırıyor. Bugün dünya genelinde 936 kültürel ve doğal varlık tespit edilmiş ki, bu kapsamda, 725’i kültürel, 183’ü doğal, 28’i hem kültürel hem doğal varlık.
 Bütün insanlığın ortak mirası olarak Kabul edilen kültürel ve doğal varlıklar için 16 Kasım 1972 tarihinde harekete geçildi. Bu mirasları dünyaya tanıtmak, evrensel bilinci oluşturmak ve bu eserleri yaşatmak için de birçok ülke işbirliğine girdi. 16 Kasım 1972 tarihinde de önemli bir anlaşmaya imzalar atıldı. Akabinde de “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme” kabul edildi.
 Bu sözleşmeyle uluslararası önem taşıyan, korunmaya değer doğal oluşumlara, anıtlara ve sitlere “Dünya Mirası” statüsü tanındı. Sözleşmeyi kabul eden üye devletlerin UNESCO’ya başvurusuyla başlayan ve bir işlem dizisinden sonra Dünya Miras Komitesi’nin kararı doğrultusunda statü kazandırılmaya başlanan miraslar da korumaya alındı.
 UNESCO, listesine aldığı eserlerin korunması için önemli maddi yardımlar yaparken, ülkelere teknik, eğitim ve asistanlık hizmeti de veriyor. Ayrıca bilinçlendirme programları yürütüyor. Doğal olarak, listeye giren varlıkların turistik potansiyeli de yükseliyor. Ama listeye girebilmek çok da kolay değil. Kurum bünyesindeki Dünya Miras Komitesi, başvuru üzerine eseri incelemeye alıyor, kriterlere uygunluğunu tespit ediyor ve devletten bu varlığı korumayı taahhüt etmesini istiyor. Her şey yolunda giderse, taraflar masaya oturup bir anlaşma imzalıyor. Anlaşmaya uymayan devletler, listeden çıkarılmak gibi bir yaptırımla karşı karşıya kalıyor.
 11 varlığıyla bu listede yer alan Türkiye’nin 26 varlığı da aday listesinde bekliyor. Şimdi, Anadolu’ya uzanalım ve topraklarımızın insanlığa armağan ettiği değerleri yakından tanıyalım.

 KITALARIN AŞKI

 İstanbul: İstanbul, Osmanlı’dan bu yana cami, kilise ve sinagogların yan yana olduğu ve adeta kardeşliklerini ilan ettiği kutsal bir şehir. Dünyada, iki kıta üzerine kurulu tek kent... Tarihi alanları, koruma çerçevesinde dört ana bölgeye yayılmış durumda: Sultanahmet Arkeoloji Parkı, Süleymaniye Koruma Alanı, Zeyrek Koruma Alanı ve Kara Surları Koruma Alanı. Bu alanlar, farklı dönemlerden olağanüstü mimari eserlere ev sahipliği yapıyor. Dolmabahçe Sarayı, Tophane Camii, Galata Kulesi, Sultanahmet Camii, Ayasofya ve benzersiz mozaikleri, Osmanlı’nın yönetim merkezi Topkapı Sarayı, Haliç sırtlarında yükselen Mimar Sinan’ın Süleymaniye Camii, Kapalıçarşı, Yerebatan Sarnıcı, Aya İrini, surlar ve ahşap evler, İstanbul’un zengin tarihinin mihenk taşları. Şiirlere ve şarkılara konu olan büyüleyici İstanbul, kıtaların aşkına tanıklık etmek isteyenleri bekliyor.

 HİTİTLER’İN BAŞKENTİ

 Hattuşa (Çorum): Milattan önce 1650’lerde kurulan Hattuşa, adeta bir açık hava arkeoloji müzesi. Sivil yaşam alanlarının yer aldığı Aşağı Şehir ve çok sayıda tapınağın bulunduğu Yukarı Şehir’den oluşuyor. Aşağı Şehir’de Hattuşa’nın en büyük dini yapısı Büyük Tapınak, Yukarı Şehir’de Aslanlı Kapı’nın iki yanında Hitit taş işçiliğinin en güzel örnekleri görülüyor. Hattuşa’nın iki kilometre kuzeydoğusundaki Yazılıkaya da, görkemli bir açık hava tapınağı. Dönemin mimari ve sanat merkezi Hattuşa’da Hititler’in izini sürebilirsiniz.
 Selimiye Camii ve Külliyesi (Edirne): Osmanlı mimarisinin en seçkin örneği. UNESCO Dünya Miras Listesi’ne geçen yıl girdi. İnşaatına II. Selim’in emriyle 1568’de başlanmış, binlerce kişinin yoğun çalışmasıyla 1575 yılında tamamlanmış. Minareleri ve kubbesi hayranlık uyandırıcı. Edirne kent merkezinde bulunuyor.
 Safranbolu (Karabük): Safranbolu evleri, Türk kent kültürünün günümüze bozulmadan gelebilmiş örneklerinden. İhtiyaca bağlı gelişmiş ve birbirine eklenerek büyümüş. Günümüzde, ilçe merkezinde 2 bin geleneksel Türk evi bulunuyor; bin 100’ü koruma altında. Bugünkü yapısını 300-400 yıl önce kazanmış.

DOĞANIN EŞSİZ TASARIMI

 Kapadokya (Nevşehir): Peribacaları, kayalara oyulmuş kiliseler ve duvar resimleriyle gerçeküstü bir tablo gibi. Volkanik Erciyes ve Hasan Dağı’nın tüflerinin rüzgâr ve suyla aşındırılmasıyla milyonlarca yılda oluşmuş. Birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış. Bölgedeki, sığınak olarak kullanılan yeraltı kentlerinin ise, sadece bazı katları keşfedilmiş. Göreme Milli Parkı, Ürgüp, Uçhisar, Avanos, Çavuşin, Ortahisar, Ihlara Vadisi Sinnannis (Mustafapaşa), Soğanlı Vadisi, Zelve Vadisi, Güvercinlik Vadisi, bölgenin görülmesi gereken doğal mirasları.
 Nemrut Dağı/Kral Başları(Adıyaman): Dünyanın en yüksek açık hava müzesi ve Anadolu’nun antik döneme ait en görkemli ibadet yeri. Yüksekliği 10 metreyi bulan dev kral heykelleri, anıt mezar ve metrelerce uzunluktaki kitabeler, Kommagene Krallığı’ndan kalmış. Yazıtlara göre, Kommagene Kralı I. Antiochos, tanrılara ve atalarına minnettarlığını göstermek için burada görkemli bir anıt mezar yaptırmış.

ŞİFALI SULARIN KUTSAL KENTİ

 Pamukkale- Hierapolis (Denizli): Hieropolis antik kenti, adını, Helenistik dönemin Bergama Kralı Telephos’un güzel karısı Hiera’dan almış. Temelleri ise Frigler döneminde atılmış. Hıristiyanlığın ‘Küçük Asya’da yayılmasında önemli rol oynayan Hierapolis, aynı zamanda İsa’nın 12 havarisinden St. Philippe’in öldürüldüğü kent. 4’üncü yüzyılda, onun anısına din merkezi ilan edilmiş. Daha sonra ‘Doğu’nun kılavuzu’ unvanını almış. 395 yılında Bizans yönetimine geçip piskoposluk merkezi olmuş. Tapınağı, tiyatrosu, agorası, su kanalları, surları, kilisesi, katedrali ve Roma hamamı kalıntıları, bugüne olanca görkemiyle kalmış. Doğa harikası Pamukkale travertenleri ise, termal suyun içindeki kalsiyumun çökelmesiyle oluşmuş. 2 bin 700 metre uzunluğunda ve 160 metre yüksekliğinde. Parlak beyaz rengiyle 20 kilometre uzaklıktan bile görülebiliyor. Sıcaklıkları 35-36 santigrat arasında değişen beş sıcak su alanı mevcut.
 Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası(Sivas): “Üstat, mermer bu camiye öyle emek sarf edip, kapı ve duvarları öyle nakş bukalemun eylemiş ki, methinde diller kısır, kalem kırıktır...” Evliya Çelebi, Divriği Ulu Cami’yi böyle anlatıyor. UNESCO’nun Türkiye’de ‘dünya mirası’ olarak kabul ettiği ilk yapı (1985). Dıştan yalın bir görünümü var, ama bezemeleri göz kamaştırıcı. 13’üncü yüzyılda Mengüçlü Beyliği’nden Ahmet Şah tarafından yaptırılmış.

 MİTOLOJİLER ŞEHRİ

 Truva Arkeolojik Kenti(Çanakkale): Homeros’un İlyada destanına göre, ‘Truva Savaşı’nın geçtiği kent’in 5 bin yıllık geçmişi var. Antik İda Dağı’nın eteklerinde. Truva’da dokuz arkeolojik kat var. Bazı katlarda ev temelleri, tiyatro, gelişmiş kanalizasyon sistemi, hamamlar ve eşya buluntularına ulaşılmış. Tarih boyunca birçok kere kurulup yıkıldığı sanılıyor. Truva, antik hikâyelerin izini sürmek için...
 Xanthos ve Letoon(Antalya - Muğla): Fethiye-Kaş yolu üzerindeki iki merkezde, Likya dilindeki en uzun ve önemli metinlerin olduğu taş yazıtlar bulunuyor. Tarihi geçmişi M.Ö. 3000’e dayanan Xanthos, Antik Çağ’da Likya’nın en büyük idari merkeziydi. Letoon ise antik dönemin en önemli dini merkezlerindendi. Xanthos’taki Likya mezar taşları ve lahitleri ile Harpi Anıtı’nın asılları bugün Britanya Müzesi’nde.

X