Gündem Haberleri

    Pakistan'da ordu ile siyaset arasında sular hiç durulmadı

    AA
    12.01.2012 - 12:19 | Son Güncelleme:

    İngiliz sömürgesinden 1947 yılında Hindistan ile birlikte kurtulan Pakistan'da ordu ile siyaset arasında sular hiç durulmadı. Ordunun dört kez darbeyle yönetimi devirdiği ülkenin tarihinin 30 yıldan fazlası askeri yönetimler altında geçti.

    Eyyüp Han, Yahya Han, Zia-ül Hak ve Pervez Müşerref gibi ordu komutanları tarafından önü kesilen siyaset kurumunun kısa süreli demokrasi denemeleri askeri rejimin gölgesi altında kalmaya mahkum oldu.

    Pakistan'da etkileri günümüzde de devam eden askeri darbelerin sonuncusu 1999 yılında gerçekleşti. Ülkenin seçimle gelmiş başbakanı Nevaz Şerif'i kansız darbeyle deviren General Müşerref Başbakan Navaz Şerif ile ana muhalefet lideri Benazir Butto'yu sürgüne gönderdi.

    Genelkurmay başkanı işlevini taşıyan "Ordu komutanlığı" ve devlet başkanlığı görevlerini bir arada yürüten Müşerref'in iktidarı 8. yılında gücünü kaybetmeye başladı. 2007 yılının sonlarında ülkede olağan üstü hal ilan eden Müşerref, yüksek mahkeme üyelerinin tamamını görevden aldı ve başkentin ortasında bulunan Taliban'ın kontrolündeki Lal Mescidini, kanlı baskınla yerle bir etti.

    Bu aşamada gücü iyice zayıflayan Müşerref, devrik başbakan Navaz Şerif ve ülkede iki defa başbakanlık yapmış muhalefet lideri Butto'nun dönüşüne engel olamayınca 2008 yılında genel seçimlere gitmek zorunda kaldı.

    2007 yılının son günlerinde PPP lideri Benazir Butto, Ravalpindi kentinde bir seçim mitinginde öldürüldü, yapılan genel seçimlerde PPP galip geldi fakat tek başına hükümeti kuracak sayıya ulaşamadı. Müşerref;in kurduğu İslam Birliği Partisi seçimde ağır yenilgi aldı ve Müşerref parlamento desteğini de kaybetti.

    PPP nin başbakan adayı Yusuf Rıza Gilani liderliğinde kurulan koalisyon hükümetinin Müşerref;i koltuğundan indirmek için yaptığı yasa değişlikleri parlementoda da kabul edildi. Müşerref görevini bırakmak zorunda kaldı ve yerine Benazir Butto;nun dul eşi Asıf Ali Zerdari devlet beşkanı oldu.

    Müşerref giderayak, ordu komutanlığını güvendiği bir isim olan şimdiki komutan General Eşvak Kayhani'ye bıraktı ve kuvvet komutanlıklarına kendisine yakın isimler atadı. Kısa süre sonra devlet başkanlığı görevinden de ayrılmak zorunda kalan Müşerref İngiltere'ye yerleşti.

    2008 seçimleriyle işbaşına gelen Pakistan Halk Partisi (PPP) liderliğindeki koalisyon hükümeti Müşerref tarafından atanan ordu komutanı ve kuvvet komutanlarını değiştirmek yerine bu generallerin görev sürelerini üç yıl daha uzattı.

    Hükümet, ordu üst kademesinin görev süresini uzatarak “uyum içinde çalışıyoruz” mesajı verirken, muhalefet bu uzatmayı “Hükümet kendi görev süresini uzattı” şeklinde yorumladı.

    Hükümetin, askeri rejim döneminde atanan generallerle birlikte çalışmak yönündeki iradesi, askeri vesayetin doğal olarak ülke yönetimi üzerinde devam etmesini sağladı.

    Taliban örgütünün büyük kent merkezlerini kanlı saldırılarla sarsmaya başladığı bu dönemde askerin ülke yönetimindeki baskın rolü ve siyaset üzerindeki gölgesi her fırsatta kendini kriz olarak gösterdi.

    Terör, güvenlik, istihbarat gibi konularda ABD'nin Başbakan Yusuf Rıza Gilani üzerindeki baskılarını artırması ve ABD'li yetkililerin sık sık ordu ile istihbarat teşkilatını eleştiren açıklamaları, hükümetin bu açıklamalara tepkisiz kalması, asker ile siviller arasındaki gerginliği tırmandırmaya başladı.

    ABD YARDIM PAKETİ VE İLK MUHTIRA
    Ordu, 2009 yılının Ekim ayında Amerikan Senatosu'nda onaylanan 7,6 milyar dolarlık yardım paketinin ülkenin bağımsızlığına zarar vereceği uyarısında bulundu.
    ABD'nin terör örgütlerini bahane ederek Pakistan topraklarındaki saldırılarla egemenlik haklarının ihlal ettiğini ve hükümetin yardım paketi karşısında bu saldırılara göz yumduğunu ileri sürerek Gilani yönetimine açıktan muhtıra veren ordu, ülke yönetimindeki rolünü açıkça ortaya koydu.

    Ordunun tavrına rağmen ABD'nin insansız uçaklarla terörist-sivil ayrımı yapmadan ülke topraklarına yaptığı saldırılar gittikçe arttı, bu da kamuoyunda ABD ve Gilani hükümetine karşı öfkenin büyümesine neden oldu.

    Pakistan Genelkurmayı ABD yönetiminin ülkenin içişlerine karışması ve Amerikan operasyonlarından duyduğu rahatsızlığı açıktan kamuoyuyla paylaşarak siyaset kurumuna karşı takındığı tavrı göstermekten kaçınmadı.

    CIA AJANI DAVİS OLAYI
    Pakistan halkının, topraklarında izinsiz yaptığı saldırılar nedeniyle ABD'ye karşı tepkisinin zirveye çıktığı sırada daha sonra CIA ajanı olduğu ortaya çıkan Raymond Davis'in Lahor kentinde iki kişiyi silahla öldürmesi ve otomobiliyle kaçarken bir kişinin daha ölümüne neden olması ülkede bir büyük krize daha yol açtı.

    Uluslararası anlaşmalara göre tutuklanan Davis yargılanıp uzun yıllar hapis cezasına çarptırılacakken, Amerikan yönetimin İslamabad hükümetine baskı ve mali yardımları kısma tehdidi karşısında serbest bırakılması asker ile siviller arasında gerilimi bir kez daha arttırdı.

    LADİN'İN ÖLDÜRÜLMESİ
    Pakistan'da hükümet ile askerler arasındaki en büyük gerilim 2 Mayıs'ta yaşandı. El-Kaide lideri Usame Bin Ladin'in İslamabad yakınlarındaki Abodaabad kentinde Amerikan operasyonunda öldürülmesiyle zirveye çıktı.

    ABD'nin İslamabad hükümetine haber vermeden Pakistan topraklarında gerçekleştirdiği bu sansasyonel operasyondan sonra askerler yüksek sesle hükümeti sıkıştırmaya başladı. Ordu içindeki her kademede duyulan rahatsızlık çeşitli kanallardan kamuoyuna yansıtılırken hükümetin ABD'ye karşı tatmin edici cevap vermemesi halkta da hükümet ve ABD karşıtlığını tırmandırdı.

    Birçok kentte sokaklara dökülen halk asker lehine, hükümet ve ABD aleyhine sloganlar attı.

    24 ASKERİN ÖLDÜĞÜ NATO SALDIRISI
    Ülkede hükümet ile ordu yönetimi arasında siyasî iktidar mücadelesi yaşandığı bu dönemde NATO helikopterleri Afganistan sınırındaki bir karakola saldırı düzenledi.

    Ordunun saldırının başlamasından kısa süre sonra NATO'yu bilgilendirmesine rağmen iki saati aşkın hava bombardımanında 40 askerin bulunduğu karakolda 24 askerin hayatını kaybetmesi ülkede büyük şok yarattı.

    Pakistan hükümeti bu saldırıdan sonra NATO'nun ikmal yollarını kapattı ve ABD'den Belucistan'daki hava üssünü boşaltmasını istedi.

    Hükümetin bu tepkisini yetersiz bulan Pakistan ordusu bir açıklama yayımlayarak Afganistan sınırındaki hava savunma sisteminin güçlendirileceğini ve hava sahasına girişlerin tekrar etmesi durumunda karşılık vereceğini duyurdu.

    VE "MEMOGATE" SKANDALI, ZERDARİ YURTDIŞINDA
    Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari'nin dönemin ABD Genelkurmay Başkanı Michael Mullen'e yazdığı mektupta generallerin darbe planladığını iddia etmesi ve ABD yönetiminden destek istenmesini içeren mektubun ortaya çıkması Cumhurbaşkanı Zerdari ile ordu arasında gerginliğe sebep oldu.

    Ülke basınında “Memogate” skandalı olarak adlandırılan olaya dair Pakistan Yüksek Mahkemesi'nin soruşturma başlatması Cumhurbaşkanı Zerdari ve Zerdari'yi savunan hükümeti zor durumda bıraktı.

    Ordu Komutanı Kayani ile İstihbarat Teşkilatı Başkanı Korgeneral Ahmed Şuca Paşa, Anayasa Mahkemesi'ne verdikleri ifadede söz konusu belgenin orduyu zan altında bırakmaya yönelik bir komplo olduğunu savunarak davaya müdahil oldu.

    Cumhurbaşkanı Zerdari'nin bugünlerde sağlık sorunlarını gerekçe göstererek Birleşik Arap Emirliklerine gitmesi ve ülkesine dönmeyeceği iddiaları “Zerdari'nin istifaya zorlandığı” yorumlarına yol açtı.

    Zerdari'nin iki hafta sonra ülkesine dönmesine rağmen söylentilerin sona ermemesi Başbakan Gilani'yi açıklama yapmak zorunda bıraktı.

    Gilani, hükümeti devirmeye yönelik bir komplo hazırlandığını ileri sürerek, ordunun meclise hesap vermesi gerektiğini, devlet içinde devlet gibi davranmaması gerektiğini belirtti.

    GERİLİM GİDEREK TIRMANIYOR
    Başbakan Gilani'nin ordunun hükümetteki temsilcisi olarak görülen emekli general Naim Halid Lodhi'yi görevden almasıyla ordu ve hükümet arasında uzun süredir devam eden gerilim yeni bir boyuta taşındı.

    Gilani, bir gazeteye verdiği mülakatta ordu komutanı ve istihbarat teşkilatının başkanını, Anayasa Mahkemesi tarafından yürütülen bir soruşturmaya ifade vererek, yasaları çiğnemekle suçladı.

    Ordu bu açıklamaya aynı sertlikte yanıt vererek, Başbakan'ın sözlerinin ülke için “çok ağır ve üzücü sonuçlar” doğuracağı uyarısında bulunuldu.

    Hükümet ile ordu arasındaki gerilimin daha ne kadar tırmanacağı kestirilemezken siyasi gözlemciler, daha önce darbe istemediğini defalarca beyan eden ordunun bu kez de fiili bir müdahalede bulunmayacağını fakat, rahatsızlıklarını açıkça ifade ettikleri Gilani Hükümeti'ni yargı yoluyla görevinden uzaklaştırmak için uğraş vereceklerini belirtiyor.

    Anayasaya göre, yüksek mahkeme üyeleri ve ordu komutanını görevden alma yetkisi olan Başbakan Gilani'nin de karşı bir hamle yapabileceği ifade ediliyor.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı