Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Öztürk Serengil

Serdar TURGUT

Benim çocukluğumun sanatçısıydı o; belki de bana gülmeyi öğreten kişiydi.

Bir de Orhan Boran'ın radyo programına hayrandım daha o yaşımda. Hiç kaçırmazdım Boran ile Yuki'yi.

Zamanlarının önündeydi ikisi de.

Korkusuzdular. Toplumun onlara tepki vermesi ihtimaline rağmen yollarından dönmediler.

Alıştırdılar herkesi espriyi anlamaya.

Bence komedyenler uçlarda yaşayan insanlardır.

Zaman zaman bu uçta yaşama olayı, sadece sanatlarında kalır.

Zaman zaman ise özel yaşamları uçlara oynar.

Ben bu uçta yaşayan insanları hep sevmişimdir.

Özel bir bağla bağlanmışımdır onlara.

Kumar için dağları deviren, kadın için ölümü riske alan, içki için yemekten vazgeçen insanların yaşamını hep hayranlıkla izlemişimdir.

***

Kumar ve içki tutkunluğu insanı uçlara götürüyor.

Bazı insanlar bu uç yaşamı kaliteli yaşıyorlar. Bazıları ise uçurumdan aşağıya düşüveriyor.

Geçen yıl vefat eden benim amcam Orhan Turgut, ucu kaliteli yaşayan bir adamdı.

Profesyonel kumarbazdı ve ben çocukluğumdan beni onunla gurur duyardım. Çünkü bireysel namusu müthiş olan, kaliteli bir adamdı.

İlk bardak rakısını 30 saniyede içmezse geceye doğru dürüst başlayamazdı.

Çocukluğumdan hatırladığm bir figür de kaleci Varol'du.

Hayatta hatırladığım ilk toplumsal komedi olayını bana Varol yaşatmıştı.

Varol da kadın, kumar ve içki tutkunuydu.

Ankara'da oynanan bir maçta orta sahadan kaleye vurulan ve zıplaya zıplaya giden bir topu bacak arasından içeriye almıştı.

O dönemde oynadığı takımı Coşkun Özarı çalıştırıyordu. Golün oluş biçimini görünce Özarı Hoca oturduğu yerden fırladı, Varol'u hemen dışarıya aldı.

Varol tam oturmak için geliyordu ki Coşkun Hoca'nın ona doğru yürüdüğünü fark etti. Kimbilir nasıl öfkeyle bakıyordu hoca.

Aniden geri dönüp maraton tarafından soyunma odasına doğru kaçmaya başladı.

Coşkun Hoca da arkadan koşuyordu. Statta herkes alkış tutuyordu. Ne yazık ki soyunma odasına ulaşamadan yakalayamadı Varol'u, çünkü yakalasaydı sahanın ortasında dövecekti. Birlikte içeriye girdiler. Hoca 15 dakika sonra stada döndüğünde hayli rahatlamış vaziyetteydi. Varol'a üzülmüştü herkes.

Varol daha sonra bir milli maçta sekiz gol yiyince, gece kulübünde yaptığı programa içinde sekiz top olan fileyle çıktı.

Toplum ayağa kalktı, ama kara mizaha da alıştı.

***

Dün gazetemizde yer alan Öztürk Serengil ile ilgili haberi yazan Demirhan Hararlı'yı, onunla son röportajı yapan Zeynep Güven'i ve sayfaya emeği geçen herkesi kutluyorum.

Muhteşem bir sayfa olmuştu. Serengil'i aslında bütün güzelliğiyle anlatıyordu o sayfa.

Uçta yaşamanın ne olduğunu gösteriyordu insana.

‘‘27 dairesini kumarda kaybetti’’ başlığı altında onun bir gecede kumarda 100 bin mark kaybedişinin öyküsü bakın nasıl anlatılıyor:

Söz Öztürk Serengil'in:

‘‘Eşimle birlikte sabah uçağa binip Finlandiya'ya gidecektik. İçimden bir ses gidip 3-5 bin mark oyna dedi. Gittim önce biraz kazanır gibi oldum, ancak 3-5 bin mark kısa zamanda tükendi. Bir taksiyle eve döndüm. Karım anlamıştı. Bir miktar para daha alıp, aşağıda bekleyen taksiyle kumarhaneye geri gittim. Ancak bu para da çok dayanmadı. Yine taksiye geri döndüm, karım yine para verdi. Ancak o para da çok dayanmadı. Sonunda artık sabah saatlerine ulaşmıştık. Yine geri döndüm. Taksi kapıda bekliyordu. Bu kez karım beni karşılamadı, tüm parayı kapının önüne bırakmıştı. Hemen döndüm, içimden bir ses kazanacaksın demeye devam ediyordu. Döndüm tüm para bir anda gitti.

Geri dönecekken taksi param kalmamıştı. Kumarhaneden eve kilometrelerce yol vardı. Mecburen yürüyerek döndüm. Eve ulaştığımda karım, elinde biletiyle havaalanına gidiyordu. Beni o gün terk etti.’’

***

Böylesine bir adamın kadınlarla ilişkisinin fırtınalı olmaması da imkânsızdı tabii.

Yine dünkü gazetemizden alıyorum:

‘‘Ziyadesiyle çapkındı. Mesela ilk eşi Mevhibe Hanım'la evliyken, üniversiteli bir kızı babasından istemeye gitmiş. Bir başka eşinden ise üç gün içinde boşanmış. İlk kızı Seren'in annesi Nevin Hanım'la ise iki kez evlenmiş. Sonrasını ise Serengil şöyle anlatıyor:

Bir gün barın birinde çok güzel bir kadın gördüm. Yanına gidip tanışmak istedim. Bana Öztürk hâlâ eski huyundan vazgeçmedin mi? İsabet olmuş seni boşadığım' dedi.’’

***

Serengil’in ölüm döşeğinde yanında son eşi Finlandiyalı Seija Mirja vardı tabii ki.

Ama iki kez evlenip de boşandığı eski eşi Nevin Hanım da yanıbaşındaymış.

İnsanı sıcak hislerle dolduran bir tavır. Serengil'i hayatta az insan anlamıştı, ama Nevin Hanım onu gerçekten anlamış olan kişiymiş demek.

Bu tür insanları sıradan sözcüklerle tanımlamak, standart kategorilere koymak yanlıştır.

Bu iş için çabalamak da yanlıştır.

En iyisi onları veri kabul etmek ve hayata sundukları keyiflerin tadını almaya çalışmaktır.

Dr. Bernard ilk kalp nakli ameliyatını yaptığından Öztürk Serengil, Dr. Bernard adlı bir 45'lik plak çıkarmıştı.

Nedense hep o şarkıyı hatırlarım. Kadından alınan kalp kendisine takıldığı için eşcinsel olduğunu anlatan Serengil, şarkıda bu kalbin hemen geri alınması için yalvarıyordu.

İnsan eski hatıraları hep bir yere toplamalı, bunu yapmadığım için şimdi hayıflanıyorum.

O 45'lik kimbilir nerelerde kayboldu geçmişte.



X