"Cengiz Semercioğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Cengiz Semercioğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Cengiz Semercioğlu

Özgürlük bu mu?

Gecikmiş bir yazı oldu bu, aslında “Özgürlük” şarkısı nedeniyle herkes Zülfü Livaneli’nin üzerine giderken yazılmalıydı...

Livaneli, bu unutulmaz şarkının reklam cıngıllarında kullanılmasına izin verdiği için çok eleştirildi.
Sonunda eleştirilere dayanamadı ve geri adım attı. şarkıyı artık reklamlarda kullandırmayacağını dün köşesinde açıkladı.
MFÖ de unutulmaz şarkılarını reklam cıngıllarında ilk kullandırdığında çok eleştirilmişti. şimdi kullandırmış kullandırmamış kimin umurunda...
Tabii “Özgürlük” şarkısının çok daha özel bir anlamı var, MFÖ şarkıları gibi değil...
80 sonrası yasaklı dönemlerde kitlelerin meydanlarda sloganlaştırdığı bir parça bu.
Livaneli, konserlerinde eliyle yarım daire yaparak seyirciye bırakırdı bu şarkıyı ve binlerce insan “Hey özgürlük” diye bağırırdı...
O yıllar gerilerde kaldı. Ancak gördük ki o yıllardan kalan ‘putlaştırma’ geleneği hâlâ yürürlükte.
Günümüzde kurumların, kişilerin, mevkilerin dokunulmazlıkları kalkarken her şey değişime uğrarken şarkıları dokunulmaz kılmak niye...
Niye onlar da değişmesin, başka mecralarla buluşmasın?
“Özgürlük” de reklamla buluşup her gece milyonlarca eve giriyordu, ‘modern tutucular’, Livaneli’yi eleştire eleştire bunu engellediler.
ışte Livaneli kendisi yazdı; “MTV’nin Bunuel’in filmlerini, Dali’nin resimlerini kullandığını”...
Edith Piaf’ın sadece ‘dokunulmaz’ şarkıları değil görüntüsü bile gözlük reklamlarında kullanılmıştı.
Popüler kültür sanattan, resimden, dokunulmaz şarkılardan, kişilerden beslenmek zorunda, onun bir işi de putları yıkmak...
Livaneli attığı devrimci adımın arkasında durmalıydı, ama dedim ya gecikmiş bir yazı oldu bu.

Ramazan etkisi mi

Ayşe Arman-Hıncal Uluç röportajı nefisti. Ama fotoğraflar konusunda bir tarihi fırsatın kaçtığını düşünüyorum.
Röportajda polis üniforması içindeki Ayşe Arman, gözleri bağlı, kelepçeli Hıncal Uluç’u sorguluyordu.
Gazetede kullanılan üç fotoğraf var, üçü de birbirine çok yakın kareler...
Hazır böyle bir prodüksiyon yapılmış, Hıncal Uluç ikna edilmiş neden biraz daha sınırları zorlamadı Ayşe, merak ettim doğrusu...
Kelepçeli adam, cop’lu, yüksek topuklu kadın gibi fetiş unsurları kullanılmış. Ama sanki gizli bir el işin bir adım öteye gitmesini, daha da renklenmesini engellemiş.
Yoksa bu da ramazanın etkisi mi Ayşe?..

Seks yapan şekerler

Haribo delisi daha önce olduğumu yazmıştım. Aynı markanın Maoam adıyla piyasada olan şekerleri de var.
Haribo kadar etkileyici olduğu söylenemez ama güzel.
ışte bu şekerlemenin üzerindeki karakterler, Avrupa’da ailelerin büyük tepkisini çekmeye başladı.
Bazı aileler şekerlerin üzerindeki karakterlerin pozisyonlarını pornografik bularak değiştirilmesini istedi.
Yıllardır bilirim, yerim bu şekerlemeleri paketlerine hiç o gözle bakmamıştım...
O gözle bakınca “Gerçekten seks yapıyor bu şekerler galiba” diyor insan.
Limonlu, vişneli, çilekli ürünleri olan bu şekerlerin üzerindeki yeşil karakter her meyveyle fazla içli dışlı paketlerde... Ama bana kalırsa hâlâ çok sevimliler...

Çıkış kapısı

Uçaklarda çıkış kapısına özel önem verilir. Kapı yanındaki koltuklarda oturanlardan acil bir durumda kapıları açması beklenir.
Yolcular ise bu görevi yerine getirip getiremeyeceklerine bakmadan o koltuklar daha geniş olduğu için çıkış kenarına oturmak isterler.
Yakın zamana kadar iki şaşırtıcı örnek gördüm bu konuda.
Birinde inanılmaz şişman bir kadın oturuyordu çıkış kapısının kenarında.
Acil bir durumda kapıyı açması bir kenara, kapıyı tıkayacak kadar büyüktü kadın...
Bir diğerinde 70’in üzerinde bir amca oturuyordu. Muhtemelen ilk türbülansta kalp krizi geçireceği için yere acil iniş yaptığımızda kapıyı açması mümkün olmayacaktı.
Özellikle THY’nin Amsterdam kazasından sonra çıkış kapısına oturan yolcular konusunda havayolu şirketlerinin daha dikkatli olduğunu gözlüyorum.
Aşırı kilolu ve yaşlıları oturtmuyorlar en azından...

Türkbükü kışın da yaşayacak

Tayland, Bali olmak üzere Uzakdoğu’dan Türkiye’ye çalışmaya gelen kaç masöz var merak ediyorum.
Son yıllarda spa denilen modern kaplıcalar güneydeki otellerden başlayıp büyükşehirlere hızla yayıldılar.
Bu güzellik ve rahatlama merkezlerinde onlarca Uzakdoğulu çalışıyor.
Masaj okullarında yetiştikleri ve dünyanın en iyi masözleri oradan çıktığı için...
Meğer bunlara çalışma izni almak deveye hendek atlatmaktan daha zormuş. Geçen yıl Türkbükü’nde Kuum Otel’e geldiğimde spa merkezi açılmamıştı daha bu yıl sezon sonuna doğru ancak açılabildi.
Nedeni Tayland’dan gelen masözlere çalışma izni çıkarmanın zorluğu...
Ancak sezon sonuna yetişebilmiş masözler, yeni teknikleri ilk uyguladıkları müşterileri de ben oldum.
Muhteşemler, Taylandlı masözler sürekli kendilerini yeniliyorlar.
Bu masözlerle birlikte Türkbükü artık kışın da yaşamaya başlıyor.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI