"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Özelleştirmenin yüz karası: İDO

Herkes İDO’nun İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait olduğu günlerin özlemiyle yanıp tutuşuyor. Kamu elindeyken daha iyi hizmet veren bir işletme, özel işletmenin elinde resmen dökülüyor

Ben 80’li yılların sonundan itibaren özelleştirme propagandalarına maruz kalmış biriyim.
Bu nedenle kulaklarımda hep şu cümleler çınlar:
 Özelleştirme hizmet kalitesi getirir.
 Özelleştirme ucuzluk getirir.
 Özelleştirme rekabet getirir.
 Özelleştirme tekelleşmeyi önler.
 Özelleştirme iyidir.
 Özelleştirme güzeldir.
Biz büyüklerimizden böyle işittik.
ALTERNATİFİ YOK
Kulaklarımda çınlayan bu cümleler eşliğinde bakıyorum İDO özelleştirmesine…
-  KALİTE: Hizmet kalitesi fena halde düştü. ıskelelerde yığılmalar var. Organizasyon bozuklukları had safhada… Tüketici şikâyetleri alıp
başını gitti.
-  UCUZLUK: Tek amacı ‘daha fazla kazanç’ olan İDO, getirdiği bin türlü numaracı yöntemle işleri karman çorman etti. ‘Bileti önce alan daha ucuz alır’ ya da ‘daha fazla para verene daha konforlu seyahat’ anlayışıyla eller sürekli müşterinin cebinde…
-  REKABET: Ne rekabeti! Adamlar ‘tek tabanca’ olmanın verdiği sonsuz rahatlıkla müşterinin şikâyetlerine kulaklarını kapatmış durumdalar. şapkadan tavşan çıkarmaya doyamıyorlar.
-  TEKELLEŞME: Yalova’dan Yenikapı’ya başka bir deniz otobüsü firması olsa anında oraya kaçacak binlerce kişi var. Fakat el mecbur katlanıyorlar İDO’ya… Tekelleşme bu değilse nedir?
GÖREV BAŞINA ÇAĞIRIYORUM
Herkes İDO’nun İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait olduğu günlerin özlemiyle yanıp tutuşuyor.
Sonuç?
Kamu elindeyken daha iyi hizmet veren bir işletme, özel işletmenin elinde resmen dökülüyor.
Yani ‘Özelleştirme olacak / fıstık gibi olacak’ önkabulü, İDO söz konusu olduğunda iki seksen uzanmış vaziyette.
Eskinin hızlı özelleştirme yanlılarını görev başına çağırıyorum:
Teoriyi çökerten bu örnek olay hakkında hiç değilse iki çift laf etsinler.

Çocuk gibiler

Milli Eğitim Bakanlığı’ndan bir e-mail gitmiş bütün AK Parti milletvekillerine…
E-mail’de bir makale varmış.
Makalenin başlığı: ‘Ömer Dinçer’i anlamak.’
Bir Milli Eğitim çalışanının kaleme aldığı makalede Bakan Ömer Dinçer övülürken, eski bakanlar Nimet Baş ile Hüseyin Çelik’i karalanıyormuş.
AİLE REİSİ ÇÖZER
Nimet Baş ile Hüseyin Çelik olaya tepki gösterdiler.
Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri “O e-mail’ler yanlışlıkla milletvekillerine gönderildi” dedi.
Ancak sorun çözülmedi.
Sonuçta gelinen nokta şu oldu:
Meselenin aile içi bir mesele olduğuna karar verildi ve “Bu işi ancak aile reisi çözer” dendi.
RACON KESMESİ GEREK
Lider odaklı partiler böyledir işte…
Ortada tek ve tartışılmaz bir egemen olunca koskoca insanlar aralarındaki en küçük bir meseleyi bile halledemezler.
Çözüm için en tepedekinin racon kesmesi gerekir.
O gelecek, tarafları dinleyecek ve “Hadi barışın bakalım”
diyecek…
Mesele böylece çözülecek.

Magazin sayfalarına göz gezdirirken

-  Hangi sayfayı açsam Beren Saat… Hangi başlığa tıklasam Beren Saat… ıki ihtimal var: BıR: Beren Saat’ın işini bilen bir basın danışmanı var. ıKı: Gazetelerin magazin servisleri iflah olmaz Beren Saat hayranları tarafından işgal edilmiş durumda.
-  Haber olma ve haber oldurma konusunda mahir bir şampiyonumuz daha var: Tuba Ünsal.  Parti veriyor, haber oluyor… Kitap yazıyor, haber oluyor… Midesi bulanıyor, haber oluyor… Köşe yazıyor, haber oluyor… Hiçbir şey yapmasa Nişantaşı’nda gezerken yakalanıyor ve yine haber oluyor. Sekiz günlük deneyimimin sonucunu açıklıyorum: Sekiz gün içinde bir tek gün bile boş geçmedi Tuba Ünsal için…
-  Bir magazin ünlüsü, “Bakın, benim selülitim yok” diye fotoğraf çektirip demeç patlatmış… Kendisine acıdım… Gerçekten acıdım.
-  Mehmet Ali Erbil’in ‘yakalandığı’ kadınlarla ilgili olarak yaptığı “Kardeşim olur”, “Dayımın kızıdır”, “Kankamdır” tarzı açıklamalarını ben bir tür ‘magazin basınıyla kafa bulma’ olarak yorumluyorum. Bu açıdan birazcık ‘sevimli’ bile kaçıyor.
-  Açıyoruz sayfaları, gördüğümüz şu: Hülya Avşar’ın kızı Zehra… ıbrahim Tatlıses’in oğlu İDO… Bizim nesil Hülya ve ıbo haberleriyle büyüdü… Bizden sonraki nesiller de bu ikisinin kızı ve oğluyla büyüyecek… Galiba… Herhalde… Sanırım…
-  Kıvanç ağlamış… Savcı öldürülmüş… Pargalı isyan etmiş… Kaptan çekip gitmiş… Dizilerin sezon sonu finallerinde yapılan numaraların magazin basını tarafından coşkuyla selamlanması karşısında elimden başka bir şey gelemediği için sadece gülümsüyorum.

‘Ben’ diyen ‘bencil’ midir

Bir üniversite hocası, ‘Twitter’da etkili olanlar’ hakkında güya bilimsel bir araştırma yapmış.
Ben Twitter’da attığım mesajlarda ‘ben’ sözcüğünü çok kullanıyormuşum.
Sonuç?
Ben bencil biriymişim.
Böyle diyor üniversite hocası.…
Bu ‘hoca’ya şunu söylemek isterim:
Hoca! Hoca!
‘Biz’ sözcüğünün kibirli, burnundan kıl aldırmaz, caka satan, hava basan yapısına teslim olmaktansa.…
‘Ben’ deyip bencil olmayı tercih ederim.

Akrabalıklar

-  Karacaoğlan’ın “Üryan geldim gene üryan giderim / Ölmemeye elde fermanım mı var” deyişiyle Nil Karaibrahimgil’in “Ben buraya çıplak geldim” şarkısı uzaktan, ama çok uzaktan hısımdır.
-  Genelkurmay Başkanı ‘Necdet Özel’in gözyaşları’ ile ‘Fethullah Gülen’in gözyaşları’ kardeştir ama üvey kardeş…
-  Toplaşıp adam döven ‘taksiciler’ ile vatandaşı sokak ortasında evire çevire döven ‘polisler’ amcaoğludur.
-  “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” diyen Fransa Kraliçesi ile “Trafikten yakınan İstanbullular tatile çıksın” diyen Karayolları Genel Müdürü kuzendir.
-  “Başbakan’a kızıp 240 kilometreyle radara girdim” diyen Erdal Beşikçioğlu ile “Neden filmlerimizde ezan sesi yok” diyen Yılmaz Erdoğan dayıoğludur.

Tatil önerileri

-  Gerilla usulü tatil yapın. Kısa gidiş ve geliş yani. Hepsini bir anda tüketmeyin.
-  Otomobilinizle Kuzey Ege’yi baştan sona dolaşın. ıyi gelecektir.
-  Tatilin en koyu zamanı İstanbul’un en güzel olduğu zamandır. Boşalmış ve güzelleşmiş şehri ihmal etmeyin.
-  “Bodrum’a gittim” yeterince artistik değil. Onun yerine “Ben bu yaz Yozgat Çamlık’a gittim, havası nefisti” demeyi tercih edin.
-  Deniz kenarında havuza girmek tahrimen mekruhtur. Uzak durun.
-  Spontane tatile açık olun. Planlı tatil yorar insanı…
-  Elinizin altında ‘iki kot, üç tişört sıkıştırılmış tatil çantası’ her daim hazır olsun. Her an kaçmaya hazır olma fikri insanı rahatlatır.
-  ‘İstanbul’a yakın gidilecek yerler’ listesi çıkarın. O liste de iyi gelir.
-  şehirde her zaman gördüklerinizden mümkün olduğunca uzakta olabileceğiniz yerleri seçin… Tatile çıktığınızı ancak bu şekilde anlayabilirsiniz.
-  Tatilin anahtar kavramı boş oturmak değildir. Boş oturmak daha da yorar insanı… Bu nedenle tatilde yapacak işleriniz olmalı…
-  Tatil için seçtiğiniz kitaplar, göstermelik ya da hava atmalık olmasın. Gerçekten okuyacağınız kitapları alın yanınıza..

X