"Erdal Sağlam" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Erdal Sağlam" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Erdal Sağlam

Özelleştirmede ulusal bakış Antalya

<B>ÖNCEKİ</B> gün Kayseri’de <B>Referans Gazetesinin </B>düzenlediği ‘<B>Yıldız Şehirler’</B> toplantısına katılıp, hem yerli hem de yabancı uzmanlardan Türkiye’nin AB yolunda yapması, yapmaması gerekenleri, şirketlerin nasıl uyum sağlayacağını dinledik.

Aynı gece Antalya’ya geçip, dün Oyak’ın ‘iş ortakları’ ile düzenlediği toplantıya katıldık.

Oyak toplantılarına damgasını vuran genel hava, Oyak’ın hem Erdemir hem de Tüpraş ihalesine girmesinin yarattığı ‘ulusal heyecan’ havasıydı. Toplantıdaki 1700 kişi Oyak Genel Müdürü Coşkun Ulusoy’un bu şirketlerin yabancıları satılmaması gerektiğini belirtip, bu iki şirkete talip olacaklarını açıklamasına büyük alkışla katıldılar. Ulusoy, her iki kuruluş için de çok alkış gelince ‘Birini alabilecek durumdaysak, hangisine öncelik verelim’ deyip, oylama yapınca önceliğin yüzde 63 ile Tüpraş’a verildiği de ortaya çıktı.

Katılımcılardan bazılarının, Ulusoy’un bu konudaki sözleri karşısında ağladıklarını gözledik.

Bağırtı, tezahürat yoktu, sadece coşkulu alkışlar ve bazı ağlayanlar vardı. Kısacası ortam hamasi bir yöne çekilmedi, düzeyli bir coşku vardı ama yine de duygularda bir abartı vardı...

Daha önce Erdemir ihalesine gireceği açıkladığından beri, daha doğrusu ortak girişime önderlik yapmasından beri, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB)ne gelen maillerin, mesajların, telefonların bazı abartılı olanlarını bildiğim için, o olayla ilişkisini kurdum.

Herşeyden önce şunu söylemem gerekir ki; özelleştirmede yabancılara karşı oluşan bu olumsuz havanın bence sadece özelleştirme ile ilgisi yok. Hala küreselleşmenin getirdiği zorunlulukları göre göre bazı sağduyulu insanların bile, ‘Bizim elimizde kalsın, yabancıya geçmesin’ diye, işe duygusal bakmaktan kendini alamadıkları ortada. Bu bir faktör ama bu karşı çıkıştaki ana unsurlardan biri de, son dönemde oluşan‘Siyasi olarak AB’nin bize dayatmaları var, ülkeyi bölecekler ve Hükümet de buna göz yumuyor. Üstüne üstlük bu dini yönü ağırlıklı bir hükümet’ şeklindeki bakış açısı. Bu bakış açısından hiç mi haklılık payı yok derseniz, elbetteki var ama bu kadar uç bir bakışa gitmenin abartılı olduğu da kesin.

Yani özelleştirmede yabancı şirketlere karşı oluşan ciddi bir hava var ve bu hava ‘ulusallık’ adına ses buluyor. (Bu arada Devlet bakanı Ali Babacan’ın önceki gün Kayseri’deki konuşmasında ‘milli’ yerine ‘ulusal ‘ kelimesini kullandığına, yani son dönemde muhafazakar çevrelerin bile ulusal kelimesini tercih ettiğine şahit olduk)

YETERİNCE ANLATILMADI

Bizce Hükümet, yavaş yavaş ‘AKP’ye karşı bir hareket’e dönüşen bu havanın oluşmasında pay sahibi. Tamam, özelleştirme gibi köklü düzenlemeler, hele hele Tüpraş, Telekom,Erdemir gibi köklü kuruluşların satışı, herkesi dinleyerek yapılmaz, TBMM çoğunluğu çok önemli faktördür ama Hükümet bu konuda biraz ‘vurdumduymaz’ davrandı. Sadece Özelleştirme bürokratlarına bırakmadan, siyasilerin çıkıp, bu özelleştirmeleri savunmaları, kamuoyunu hazırlamaları gerekirdi ama bu yapılmadı. (Belki aşırı kendine güvenden, belki de siyasilerin bu fikri çıkıp da savunmaları halinde yıpranacaklarından korkmalarından, kimbilir...)

Coşkun Ulusoy’un konuşmasından, ‘stratejik’ diye nitelendirdiği bu kuruluşları ‘Oyak’ın ne pahasına olursa olsun girip alacağı’ izlenimini edinenler oldu. Bu izlenimi aktarıp, ‘Zarar eden bir kuruluşu alırmısınız?’ dediğimizde Ulusoy, daha önce söylediklerini açarak, elbette almayacaklarını, ortaklarına karşı sorumlulukları bulunduğunu söyledi. Yani Tüpraş ve Erdemir ihalelerine karlı gördükleri için katılacaklarını, ulusal kaygıların ancak limitlerini zorlamalarına neden olacağını, tümüyle bu kaygıyla hareket edilemeyeceğini söyledi.

Ulusoy, ‘Tüpraşa girenlerin hepsi devlet şirketi, Türk devletinin elinden çıkınca özelleştirme mi oluyor?’ sorusunun aklına takıldığını, devletlerin böyle konularda tavır koyması gerektiğini söyledi. Bence haksız da sayılmaz. Hep söylediğimiz gibi;Türkiye önce varolduğu ve dünyada sözsahibi olabileceği sektörleri seçip bir ulusal politika belirlemeli, buna göre tavır belirlemeli. Özelleştirmenin zorunluluk olduğunu unutmadan ve piyasa içinde kalarak...

Karar verenlerin özellikle de hükümetin uçlara gitmeden, sağduyulu davranmaları gerekiyor.
X