Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Özel hayat mı dediniz?

İSTANBUL’da belediyenin park şirketi İsPark’a ait bir park yerinde görevliler paramı bozamadı.

Hay allah ne yapacağız falan derken görevli, ‘Ben’ dedi, ‘Park ücretini plakanıza yazayım.’
O an bu öneri çok makul gibi gözüktü, hiç üstünde durmadım ama sonra kafama dank etti: Plakama yazacak, yani park ücreti evime bir mektuplu ödeme emriyle gelecekti.
Peki belediye benim ev adresimi nereden biliyordu?
Tabii ki adrese dayalı nüfus sisteminden!

* * *

Çatalca’nın bir köyünde, uzun zamandır varlığını bile unuttuğum küçük bir tarlam var.
İki gün önce bir sarı zarf geldi eve, Çatalca Belediyesi’nden. Bu tarlanın emlak vergisinin ödeme emriydi. 9 lira 67 kuruşluk vergi için makbuz düzenlenmiş, benim İstanbul’daki ev adresim saptanmış ve buraya mektup gönderilmişti.
Peki ama Çatalca Belediyesi benim ev adresimi nereden biliyordu?
Tabii ki adrese dayalı nüfus sisteminden.

* * *

İki hafta kadar önce evimizin posta kutusunda korkutucu bir zarf buldum.
Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü’nden geliyordu zarf.
Heyecanla açtım. Bana hiçbir şey ifade etmeyen bir sürü dosya numaraları vs.’den sonra ödemem gereken borç yazılıydı: 19 lira 41 kuruş.
Makbuzun arkasında borcumu ödemezsem hacze uğrayabileceğim, mal varlığımı doğru dürüst bildirmezsem hapse bile girebileceğim gibi uyarılar (iyi ki) vardı ama bu borcu nereye nasıl yatırabileceğimle ilgili en ufak bilgi bile yoktu.
Borç vergi dairesine ödenince durum anlaşıldı; bir mahkeme harcıydı bu.
Normalde adli durumlar için benim yazışma ve tebligat adresim gazetedir ve hakkımda açılan davaların tamamı işimden kaynaklanan davalar olduğu için bu çeşit harç vs ücretler de gazetem tarafından ödenir. Ama bu sefer mahkeme Maliye’ye yazmış, Maliye de doğrudan ev adresime göndermişti ödeme emrini.
Peki Maliye nereden biliyordu ev adresimi?
Tabii ki adrese dayalı nüfus kayıt sisteminden.

* * *

Bu yazdıklarım sizlere sayıklama gibi gelmiş olabilir ama kısaca MERNİS diye bilinen adrese dayalı nüfus kayıt sisteminin verilerine belediyelerden polise, maliyeden mahkemeye kadar hemen hemen bütün kamu kurumlarının neredeyse sınırsız biçimde erişebilmesi beni çok tedirgin etti.
Daha sonra, TC kimlik numaranızı bilen herkesin bu bilgilere şu veya bu biçimde ulaşabildiğini öğrenince tedirginliğim iyice arttı.
Özel hayat konusunda tek takıntılı insan ben miyim?
Biz vakti zamanında bu MERNİS yasasına, ‘Polis hepimizin adresini bilecek, hepimizi fişleyecek’ diyerek karşı çıkmıştık. Bir hayli de kalabalıktık o zaman.
Bugün gelinen noktaya bakın: Birinin TC. kimlik numarasını bilmek onun hakkında her şeyi öğrenmenize yetiyor.
Özel hayatımızı biz savunmazsak, kimse onu bizim için korumaz.

Kişisel Bilgilerin Korunması Yasası ne oldu?

HÜKÜMETİN hazırladığı bir yasa tasarısı taslağı vardı bir zamanlar gündemde: Kişisel Bilgilerin Korunması Yasası.
Ne oldu bu yasaya? Neden bir türlü yasalaşmadı?
Benim bildiğim bu yasa Avrupa Birliği uyumu çerçevesinde hazırlanmıştı. Ve yasa vatandaşı sadece devletin veya devlet görevlilerinin bu bilgileri yetkisizce kullanmasının önüne geçmiyor, özel sektörün de bizimle ilgili bilgilerini paylaşmasını yasaklıyordu.
Çok basit bir örnek vereyim: Özel sağlık sigortaları ve hastaneler sizin sağlık bilgilerinizi ‘kardeş’ kuruluşlarla paylaşabiliyorlar. Bu da sizin sigorta primlerinizin yükselmesine neden olabiliyor.
Aynı özel sigorta şirketi ve hastanelerini sizin bilgilerinizi ticari firmalarla paylaşmaktan alıkoyan hiçbir şey de yok.
Benzer bir durum, bankalar için de geçerli. Diyelim sizin kredi kartı harcama alışkanlıklarınızı doğrudan pazarlama yapan firmalarla paylaşmalarının önünde hiçbir engel yok.
Veya cep telefonu numaranız, elektronik posta adresiniz. Operatör şirketlerin ya da elektronik posta adresinize sahip şirketlerin sizin bu bilgilerinizi pazarlamasının önünde hiçbir engel yok.
Yasa çıksın veya kaderi belli olsun bir an önce.

Kredi kartına tek limit özel hayata saldırı

EKONOMİDEN sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan geçenlerde söyledi, kredi kartları için tek limit belirlenen bir sisteme geçilecek Türkiye’de.
Bunun anlamı şu: Cüzdanınızda kaç kredi kartı taşıyor olursanız olun bunların toplam limiti tek olacak. Yani tek kredi kartı ile on kart arasında sahip olunan toplam limit açısından bir fark olmayacak.
Karta değil kişiye kredi limiti uygulaması için her bir bireyin tek tek kredi geçmişi biriktirilecek bir yerde.
Aynen Amerika’da olduğu gibi, günün birinde ev kiralamak istediğinizde sizden bu kredi geçmişi belgeleri istenebilecek, böyle bir belge veremeyenler veya kredi geçmişi kötü olanlar ev kiralayamaz, bankadan kredi alamaz hale gelebilecekler.
Tabii bankalar belki başından itibaren belki bir noktadan sonra, bu kredi geçmişi bilgilerini derleme işini başka şirketlere devredebilecek, böylece kendinizle ilgili bilgileri almak için bile para ödemeniz gereken bir sistem oluşacak.
Bundan da kötüsü, aynı bilgiye başkaları da ulaşacak, sizin kredi geçmişiniz bir yerde herkesin bilgisi haline gelecek.
Bana çok vahim bir girişimmiş gibi geliyor. Bilmiyorum abartıyor muyum?
X