"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Özdemir İnce’ye çok basit bir soru

<B>‘TARIK Akan solcu bir sanatçı değildir’ </B>demiş ve neden böyle düşündüğümü ayrıntılarıyla yazmıştım.<br><br>Ve fakat görüyorum ki:<br><br><B>Özdemir İnce</B>’yi ikna edememişim.

Olabilir... Normaldir...

Özdemir Bey, ‘Tarık Akan! Aman da ne müthiş adam!’ diyebilir...

Buna mukabil ben de ‘Tarık Akan solcu bir sanatçı değildir’ diyebilirim.

İşin bu kısmında mesele yapılacak bir taraf yok.

Zaten ben de işin bu kısmıyla ilgili değilim.

Ancak...

Mesele şuradadır:

Özdemir Bey beni eleştirirken adımı yazmak yerine, benden ‘Yazar’ diye söz etmeyi tercih ediyor.

Üstelik aynı gazetede yazmamıza rağmen...

Peki neden böyle yapıyor?

Özdemir Bey’e göre ben ‘Adı anılmaya bile değmez bir adam’ mıyım?

Eğer öyleyse...

Neden ‘Adı anılmaya bile değmeyecek bir adam’ın yazdıklarına, en az üç yazıyla cevap yetiştirmeye çalışıyor.

Neden adını yazmaya layık bulmadığı birinin yazdıklarını tartışmak için bu kadar büyük bir arzu ve iştah içinde?

Özdemir Bey’den dileğim şudur:

Hazır, ‘Tarık Akan’ı savunma yazıları’ devam ederken, lütfedip, neden adımı yazmaktan kaçındığı sorusuna vereceği yanıtı da araya bir yere sıkıştırabilir mi?

Böylece belki ben de ‘isim vermeme’ olayının hikmetini kavrar ve bundan böyle racona uygun davranırım.

***

Bitmedi...

Özdemir İnce dünkü yazısının sonunda şöyle diyor:

‘Tarık Akan’ın özellikleri ‘yazar’a göre (buradaki ‘yazar’ ben oluyorum A.H.) solcu olmasına yetmiyor ama bu, bence, onun tam anlamıyla bir ‘Adam’ olduğunun kanıtları.’

Görüyor musunuz saptırmayı?

Sanki ben Tarık Akan’ın adamlığı konusunda herhangi bir tez ileri sürmüşüm...

Özdemir İnce’ye sadece şunu hatırlatmak isterim:

Ben ‘Tarık Akan adam değildir’ demedim, ‘Solcu değildir’ dedim.

Elimizi vicdanımıza koyarak yanıt verelim

HADİ, hiç çekinmeden, açıkça soralım:

3 Ekim’den hiç mi hiç memnun kalmayan Deniz Baykal, 3 Ekim’de Tayyip Erdoğan’ın yerinde olmak için ömründen kaç yıl verirdi?

Ben ‘10 yıl verirdi’ diyorum...

Peki siz ne diyorsunuz?

Yine soralım:

‘Bizi ikinci sınıf üyeliğe mahkum ettiler’ diye durumdan şikayet eden Mesut Yılmaz, bugünkü koşullarda Tayyip Erdoğan’ın yerinde olmak için hangi fedakárlıkları göze alırdı?

Ben sandığımızdan daha büyük fedakárlıkları göze alırdı diyorum...

Sizin yanıtınız ne?

Soruları sürdürelim:

‘Müzakere Çerçeve Belgesi mutlaka Meclis’e getirilmeliydi’ diye çıkış yapan CHP’li Onur Öymen, aynı gelişmeler CHP iktidarında meydana gelseydi, o belgenin Meclis’e getirilmesini savunur muydu?

Ben hiç çekinmeden ‘Savunmazdı’ cevabını veriyorum...

Siz ne diyorsunuz?

Bu sorular yetmez.

Tersini de sormak gerekir:

CHP iktidarda, Tayyip Erdoğan da muhalefette olsaydı, Erdoğan ve arkadaşları ‘Müzakere Çerçeve Belgesi mutlaka Meclis’e getirilmeliydi’ diye ortalığı ayağa kaldırmazlar mıydı?

Benim yanıtım ‘Evet, kaldırırlardı’, sizinki ne?

Son soru şudur:

Politika yapma biçimimiz ne zaman Avrupalılaşacak?
X