Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Oysa ‘ameliyat’ çoktan başlamış

HİNDİSTAN’da protesto Gandi ile başlıyor. Sivil itaatsizliğin dünyaya yayılmasında Hindistan’ın önemli katkısı var.

Silah kesinlikle yok, kavga gürültü asla, hatta tokat atana öteki yanak dönülüyor. Ama, protestodan dönüş hiç bir koşulda söz konusu değil.
On binlerce insan yürüme, oturma, toplanma eylemlerinde. Nedeni siyasal olabilir, suya zam olabilir, yeni vergiler olabilir, hükümetin aldığı halka hoş gelmeyen kararlar olabilir.
Bu durumda Hindistan’da sivil itaatsizlik, protesto eylemleri devreye giriyor ve daha önemlisi, çoğunlukla amacına ulaşıyor. Çünkü, silah yok.
Son günlerde Türkiye benzer bir örneği yaşıyor. Güneydoğuda Kürtçe konuşma. Tam sivil itaatsizlik.
HALK İÇİN İKİ DİL
Nikah Kürtçe kıyılıyor. Yol gösteren tabelalar Kürtçe. Resmi binaların niteliğini belirten levhalar, örneğin belediye, Kürtçe. Pazar yerlerinde patates, soğan, domates etiketleri Kürtçe.
Halkın kendi içinde Kürtçe konuşması bir yana ki, insanların ana dili Kürtçe, başka ne konuşacaklar, Güneydoğuda iki dil fiilen hayatın gerçeğine dönüşüyor. Hastanede, postanede, havada, karada Kürtçe.
İki dilli hayat iki haftaya yakın süredir devam ederken Başbakan Erdoğan bu konuda ilk kez konuşuyor, “Ülkemin ortak dili Türkçedir, milletimiz müsterih olsun, biz kimseye bu ülke üzerinde ameliyat yaptırmayız” diyor.
Oysa, ameliyat çoktan başlıyor. Sosyal hayatın bütün yönlerini kapsıyor. Çok daha önemli olmak üzere:
Güneydoğuda geniş kitleler
için demokratik özerklik iki dilli hayat demek. Halk için varsa, yoksa iki dil.
Ama, Başbakan “ameliyat yaptırmam” diyor.
“Yaptırmam” diyor ancak, ameliyat fiilen başlamış durumda. Erdoğan tam ikilem içinde:
İki dilli hayata fiilen
müdahale etse, örneğin pazardaki etiketleri kaldırtmaya kalksa, çok tatsız durumlar doğabilir. Kaldı ki, yaklaşan seçimlerde böyle bir müdahale AKP’nin bu bölgede oy kaybına yol açabilir.
KOLAY DEĞİL
Müdahale etmese, bu kez Türkiye’nin geri kalan bölgelerinde hızla artan hoşnutsuzluğa nasıl çare bulacak? Kaldı ki, bu durumda diğer
bölgelerde AKP’nin oy kaybına uğrama ihtimali var.
Her iki şıkta da, işler kürsüde söylendiği kadar kolay değil. Ne AKP için kolay, ne hepimiz için.
2010 yılı AKP iktidarı için açılımlara sahne oluyor. Kürt, Alevi, Romen, Ermeni açılımları birbirini izliyor. Hiç birinden somut sonuç çıkmıyor, tersine işler daha da karışıyor.
İki dilli hayat ve devamı Türkiye’de pek çok dengeyi belirleyecek güçte.

Nuri İyem hiç sapmadı

TÜRK Resim Tarihinin en önemli temsilcilerinden Nuri İyem’in bir gözlemi var:
“Türkiye’de resim devlet himayesinde sürüyor. Ressamların yüzde 99’u önce devlet memurudur. Devlet memurluğundan arta kalan zamanda amatör resim yaparlar. Beni bağışlasınlar, bu ressamlık değil. Sürekli olarak resim yaparsan, ressamlığın geçerli ve tutarlı bir meslek olduğunu kanıtlarsan, o meslekte ayakta durursan, seyircin olursa, o zaman sanat var demektir”.
İş Kulelerinde “100 Koleksiyondan Nuri İyem” sergisini dolaşırken, İyem’in bu tanımını okuyorum. Hayatına bakıyorum.
İki kez tutuklanıyor, 1944 ve 1951’de, “komünist” suçlamasıyla. İlerici her sanatçı gibi, Nuri İyem de, devletin hışmına uğruyor. Kızı Müjde’nin (Bülent Tanla’nın eşi) doğumunu tabutlukta öğreniyor. Tabutluk, hapishane adı altında bir insanın ancak sığabildiği hücre.
İdeolojisinden sapmadan, kendini topluma ressam olarak kabul ettirmeyi başarıyor. Hayatını resimle kazanıyor. Resimleri geride kalan yıllarda Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapısını yansıtıyor. Köylülükten kentleşmeye geçiş, kapitalizmin ayak sesleri. Resimlerinde kadınlar var, başörtülü, türbanlı değil. Şimdi kavga konusu olan türbandan o zaman eser yok.
Büyük usta Nuri İyem 2005’te aramızdan ayrılıyor. Sergisi sanatın anlamını ve Türkiye’nin o yıllarını bir kez daha anlatıyor.

AKP’nin bazı seçim kozları

BÜTÇE görüşmeleri boyunca, AKP’liler sık sık aynı cümleyi vurguluyor:
“Biz seçim ekonomisi uygulamayacağız.”
Kabul edilen 2011 bütçesinden bazı ayrıntılar, bu iddianın hiç bir biçimde geçerli olmadığını gösteriyor. Listeye bakmak yeter.
-  2011’de devlet 70 bin memur alacak.
-  Yeşil kart sahiplerine 4.7 milyar liralık sağlık ödemesi yapılacak.
-  Öğrenci bursları yüzde 22 artacak.
-  Çiftçilere, çeşitli ürünlerde 6 milyar lira ödenecek.
-  İşveren primi beş puan düşecek.
-  Özürlü eğitimi ve evde bakım için 3.2 milyar lira ayrılacak.
Bu seçim ekonomisi değil de, ne? Yanlış anlaşılmasın, aziz halkımıza seçim öncesinde küçük bir destekten ibaret.

X