"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Oylanacak olan nedir: Kışla mı, karizma mı?

İyi-kötü İslami camiadan gelen biri sayılırım. En radikal İslami grupların içinde de yer aldım, en ılımlı İslami cemaatlerin içinde de...

Gruplar üstü de takıldım, dergi merkezli de...
İslami camianın İstanbul için gördüğü rüyaların neler olduğunu az çok bilirim.

*

Mesela bir “İstanbul’u yeniden fethetmek rüyası” vardı.
20 yıl önce belediye seçim kampanyalarında “İstanbul yeniden fethedilecektir” derdi Refah Partililer...
Aslında söylemek istedikleri şuydu:
“Şehrin varoşlarında sıkışıp kalmak istemiyoruz, biz de kentin ana merkezlerinde görünür olmak, var olmak istiyoruz, söz sahibi olmak istiyoruz”.
Çok haklı bir talepti bu...
Her haklı talep gibi bu talep de yıllar içinde karşılığını buldu zaten...

*

Mesela bir “Ayasofya rüyası” vardı ve hâlâ var.
Daha çocuk yaşta “Zincirler kırılsın/Ayasofya açılsın” sloganının haykırılışına tanık oldum.
Geleneksel, Osmanlıcı İslami akımların en büyük özlemidir Ayasofya’nın müze olmaktan çıkarılıp cami olarak ibadete açılması...
“Mahzun Mabet” adlı kitaplar, Necip Fazıl’ın Ayasofya’nın yeniden ibadete açılmasının anlamı üzerine verdiği görkemli konferanslar falan...
Kısacası...
Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması gibi bir hülya, bildiğimiz/tanığımız bir hülyadır ve hâlâ canlılığını korumaktadır.

*

Fakat gelgelelim...
İslami camiada “Topçu Kışlası’nı yeniden ihya etmek” adlı bir hülyayı ne gördüm, ne de işittim.
Ne hülyası!
Böyle bir beklentiye bile rastlamadım.
Hayatımda bir kez olsun “Ah Topçu Kışlası/Vah Topçu Kışlası” diye bir nidayla karşılaşmadım.
“Yıktılar kışlamızı... O kışla ki...” falan diye başlayan bir nutuk dinlemedim.
Nidayı, nutku geçtim, son döneme kadar Topçu Kışlası’nın macerasından bile haberdar değildim.
Sadece ben mi?
Camiadan kime sorarsanız sorun aynı cevabı alacaksınızdır.
“Hiç duymadık... Hiç duymadık...” diyeceklerdir.
Kısacası...
Başbakan Erdoğan’ın Topçu Kışlası hevesi, geleneksel İslami hülyalarla örtüşen, kökü ve anlamı olan bir heves değildir.
Kişisel bir hevestir. Kişisel mimari ve şehircilik zevkine uygun bir heves...

*

İşi bilenlerle konuşuyorum.
Diyorlar ki:

Topçu Kışlası binası, İstanbul’un mimari geleneğine ve ruhuna münasip düşmeyen, Sinan’ın mührünü vurduğu tarza uygun kaçmayan eklektik bir yapıdır...
Kışlayı aynen yapmayı başarsanız bile tarihi canlandırmış olmazsınız. Çünkü yenisini yaparak, ortaya sadece tarihi olanı taklit eden gıcır bir yapı çıkarmış olursunuz.
İzi tozu kalmamış tarihi binaların yeniden ihyası için elde çok sağlam verilerin olması gerekir, “Topçu Kışlası” için elde böyle bir envanter yok.
Kaldı ki izi tozu kalmamış tarihi yapıların yeniden ihyası diye bir hayalimiz varsa envanterleri sağlam yıkılmış tarihi camiler bizi beklemektedir.
“Topçu Kışlası” varlığını korurken Taksim’in dört tarafı beton binalarla çevrili değildi... Bugün Topçu Kışlası’nı yapmak demek, Taksim’in nefes alma alanına bir inşaat daha dikmek demek...

*

Bütün bunlara rağmen...
“Topçu Kışlası” için referandum ya da plebisite gidilecek.
Niçin?
Sırf Başbakan Erdoğan’ın ağzından çıkan bir söz çiğnenmesin diye...
Bu durumda lütfen elinizi vicdanınıza koyarak söyleyin:
“Evet” diyecek olanlar, “Topçu Kışlası”na mı “Evet” diyecekler, yoksa Erdoğan’ın sözü çiğnenmesin diye mi “Evet” diyecekler?
Oylanacak olan “Topçu Kışlası” mı olacak, yoksa “Erdoğan’ın karizması” mı olacak?
Hiç kuşkunuz olmasın: Erdoğan’ın karizması oylanacaktır.
Plebisit sonucunda...
? Erdoğan’ın karizması kurtulursa olan İstanbul’a olacaktır.
? İstanbul kurtulursa olan Erdoğan’ın karizmasına olacaktır.
Koca İstanbul şehri, işte böylesi bir açmaz ve çıkmazın cenderesi altındadır.
“Allah yâr ve yardımcın olsun İstanbul” diyorum, başka da bir şey demiyorum.


Kabataş eşkıyaları derhal bulunsun

KABATAŞ’ta başörtülü bir kadına ve bebeğine hunharca saldırıda bulunulmuş.
Olayın mağduru yaşadıklarını anlatıyor.
“Yalandır”, “Olmamıştır” denilerek geçiştirilecek bir olay değil bu.

*

Bu toplumda başörtüsünden ölesiye nefret eden insanlar yok mudur? Vardır.
Zihinleri “AK Parti eşittir başörtüsü” diye çalışan insanlar yok mudur? Vardır.
Başörtüsü nefretinden alçakça saldırganlıklar üretecek tipte insanlar yok mudur? Vardır.
O halde böyle bir olay için “Olmamıştır” denilemez.
Burada sorumluluk devlettedir.
Polis, gaz sıkma konusunda sergilediği mahareti, biraz da Kabataş eşkıyalarını yakalama konusunda göstermelidir.

*

Şunu da söyleyelim:
Kabataş eşkıyaları, “Gezi Ruhu”nun ne içinde, ne yanında, ne kıyısında yer alabilirler...
Eğer “Gezi Ruhu”nda böylesi alçaklıkların kırıntısı bile kendine yer bulabilseydi, şimdiye kadar çoktan yıkılıp gitmişti o ruh...
Ben Gezi’de sayısız başörtülüye rastladım... Kendilerini misafir gibi değil ev sahibi gibi hisseden başörtülüye...
“Başörtüsü düşmanlığı”, eski Türkiye’de kalmış bir düşmanlıktır ve bu düşmanlığı sürdürenler de eski Türkiye’nin köhne kalıntıları arasında yok olup gideceklerdir.

*

Bir de şu var:
Kendine Müslümanım diyen birkaç kendini bilmezin yapıp ettiklerinden nasıl İslam’ı sorumlu tutamazsak...
Kendilerine “Eylemciyim” diyen birkaç alçağın yapıp ettiklerinden de Gezi Ruhu’nu sorumlu tutamayız.

Orantısız zekâya karşı ortaya sürülen şeyler

TOMA’lar su sıktı, tam verim alınamadı.
Biber gazına abanıldı, sonuca varılamadı.
Sopalı polisler belirdi, bir şey çıkmadı.
“Herkesi takip ediyoruz” denildi, aldıran olmadı. Ve nihayet daha etkili yöntemler denenmeye başlandı:

*

NECATİ ŞAŞMAZ: “Fosforlu kedi gözü” metaforuyla eylemcilere illallah ettirdi... Bir metafor daha yaparsa eylem sona erebilir.
İDRAR KOKUSU: Hasan Kaçan ortaya attı bu iddiayı, Başbakan boyutunu genişleterek tekrarladı. Midesi bulanan eylemciler, biber gazını arar hale getirildi.
HÜLYA AVŞAR: Eylemciler ile Başbakan arasındaki ilişkiyi kızı Zehra ile kendisi arasındaki ilişkiye benzeterek saç baş yoldurttu... Adı bir daha geçerse çadırını toplayan evine kaçabilir.
“YAVRULAR” SÖYLEMİ: “Çapulcu” iken “yavrular” oldular... Bu iyiye işaret... Fakat “birey” olmak için atağa kalkmış genç insanları adam yerine koymayıp, “anne-babalarına sesleniyoruz, çocuklarınızı alın buradan” denmesi kaç puan? 
FAİZ LOBİSİ: Cepte tavuk ayran almaya parası olmayan gençlerin birbirlerine “faiz lobisi de ne ki” diye sorduklarını düşünün... Sonucu anlarsınız.

Avrupa da sana şöyle derse

“ALDIĞIN kararı tanımıyorum Avrupa Parlamentosu” diyorsun ya...
Peki Avrupa Parlamentosu da sana şunları derse ne diyeceksin:

*

Ülkende seni haksız biçimde ezmeye kalktıklarında...
Sarıldığın ip Avrupa Birliği ipi değil miydi?

*

İktidarının önünü kesmeye kalkıştıklarında...
Argümanlarını ürettiğin yegâne kaynak Avrupa Birliği müktesebatı değil miydi?

*

İktidarının toplumsal dayanağını ve desteğini oluşturmak istediğinde...
Belirlediğin tek hedef Avrupa Birliği değil miydi?

*

Memleketin en büyük sorunu olan askeri vesayeti geriletmek istediğinde...
Sarıldığın ilkeler Avrupa Birliği ilkeleri değil miydi?

*

Sivil siyaseti ülkeye egemen kılmak istediğinde...
Gücün en önemli kısmını Avrupa Birliği’nden alıyor değil miydin?

X