"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Oturup beklemek yerine yürümek!

NEW York’tayım ve bu yazıyı yazdığım saatlerde henüz hava yeni aydınlanıyordu. Bu kadar erkenci olmamın bir nedeni İstanbul ile olan 7 saatlik zaman farkı ise ikinci ve nedeni Central Park’ta bir yürüyüşe katılmak için otelden çıkacak olmam.

“Yürüyüş” dediysem gerçek anlamda bir yürüyüş! Hem bir sorun dikkat çekmeyi amaçlıyor, hem de toplumun o sorun ile ilgili bilinç düzeyini yükseltmeyi. Bizim bildiğimiz “yürüyüş”ten farkı ise “eylemin” yürümekle sınırlı olması. Bağırıp slogan atmak yok, polisle itişip kakışmak gerekmiyor.
Bu yürüyüş HIV ve AIDS’e dikkat çekmek amacıyla yapılıyor. 45bin kişinin katılması bekleniyor, birkaç milyon dolar bağış toplanacağı tahmin ediliyor, ama zaten sponsorlar bilgilendirici broşürler ve ücretsiz HIV testi için milyonlarca dolar harcamış bulunuyorlar.
Dün de yine aynı yerde böbrek hastalıklarına dikkat çekmeyi hedefleyen bir koşuya katılmıştım. Daha doğrusu çoğunluk koşmuştu, ben yürümüştüm!
New York’a geldim diye sağlık sorunlarını kendime dert ettiğimi zannetmeyin. Ben zaten her sabah yürüyüş yaparım, otelim Central Park’a iki blok mesafede, ben normal yürüyüşüme çıkıyorum ama kendimi “sosyal bir ortamda” buluyorum.
Bugün (pazar) New York’ta böyle birkaç yürüyüş daha var, çok bilinen ya da az bilinen konulara dikkat çekmeyi hedefleyen yürüyüşler bunlar. Mesela “Sistik Fibrosis” hastalığı ile ilgili bilgiye bu sayede sahip oldum.
Gönüllü kuruluşlar tarafından düzenlenen bu yürüyüşlerin toplumsal yaşam için önemli olduğunu, farkındalığı arttırıp, paylaşmayı öğrettiğini söyleyebilirim.
“Gönüllülük” kurumunun bu kadar yaygınlığına, gücüne ve Amerikan toplumundaki etkisine bakınca bizlerin yolun çok daha başında olduğunu da düşünmeden edemiyorum.
Cumartesi öğlen saatlerinde kentin en sevdiğim bölgesinde, “Batı Köyü”nün sokaklarında yürürken 11-12 yaşlarında üç küçük kızın “limonata tezgâhı” da bu özelliğin küçük yaşlardan itibaren edinildiğini gösteren bir örnek oldu benim için. Evde yaptıkları limonatayı termoslarla getirmişler, bardağı 50 Cent’ten satıyorlar. Gelirini “hayvan sığınaklarına vermeyi taahhüt ettikleri” bir yazıyı da kartona yazıp tezgâhın üzerine asmışlar. Bir yandan “American Girl”leriyle (Para tuzağı bir oyuncak bebek türü!) oynuyorlar, diğer yandan müşteri bekliyorlardı!
Elbette bunlar Amerika’daki büyük sistemin işleyişini kökünden değiştiren girişimler değil. Ama hiçbir şey yapmadan öylece oturmak yerine, biraz “yürümek” de iyi geliyor olmalı insana.

Ankara’nın taşına bak!

NEW York’un insan eliyle yaratılmış parklarını ve dev binalardan oluşan “kanyonlarını” arşınlarken aklıma ister istemez benzeri bir “insan eliyle yoktan var edilen kent” öyküsü yaşayan Ankara geldi.
Gerçi aynı düşünce sürecinden geçerek İstanbul’un “Allah vergisi güzelliğini” ne hale getirdiğimizi de sorgulayabilirdim ama Ankara daha iyi bir örnek.
Dönümlerce büyüklüğündeki Central Park’tan başka kentin orasına burasına yayılmış irili ufaklı 10 park saydım cumartesi günü. Haritayı kontrol etseydim, bir o kadarını daha bulabilirdim.
Dev binaların arasına dağılmış, ağaçlar, çiçekler ve küçük havuzlarla bezenmiş “aralıkları” saymıyorum.
Sonra Ankara aklıma geldi. Gençlik Parkı nasıl olduysa hâlâ duruyor, ama “zihniyet” de durduğu yerde durmaya devam ettiği için yakında bir köşesinden yol geçirip, öteki köşesine alış veriş merkezi yapılabilir!
Kuğulu Park’a artık park deme olanağı kalmadı, otomobiller rahat etsin diye, insanların elinden alındı. Kurtuluş Parkı tırtıklandı, küçüldü. Papazın Bağı, artık bağ değil.
Ve türkü ne kadar öngörülü ve doğru yazılmış: Ankara’nın taşına bak!

Böylece her şey yerine oturuyor

AKP bu seçimi de kazanırsa yeni hükümette bazı bakanlıklar olacak, bazılarının adı değişecek.
Bununla ilgili bilgiler netleşmeye başlamış.
Buna göre Bayındırlık ve İskân Bakanlığı kapatılacak, yerine “Şehircilik ve Çevre Bakanlığı” kurulacakmış. TOKİ de bu bakanlığın önemli kuruluşlarından biri haline gelecekmiş.
Şimdiki Çevre ve Orman Bakanlığı’nın “orman” kısmı da şimdiki Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın “tabii kaynaklar” bölümüyle birleşecek ve bu yeni bakanlığın adı Orman ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı olacakmış. Maden Tetkik Arama’nın da bu bakanlığı bağlı olacağı belirtiliyor.
AKP zihniyetinin “çevre ve orman” konusuna geçmiş sekiz yıllık yaklaşımı bunu gerektiriyordu zaten.
Maden ruhsatı vereceğim diye ormanları kestiren, enerji elde edeceğim diye dereleri kurutan bir anlayıştı bu ve şimdi bu eşleşmeler ile her şey daha anlaşılır oluyor.

X