Gündem Haberleri

    Öteki Dünya

    Hürriyet Haber
    07.03.1999 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Murat BARDAKÇI

    Kutlama, kovma gününe rastladı

    Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun 700. yıldönümü kutlamaları geçen Perşembe gecesi Ankara'da yapılan ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in de katıldığı açılış töreniyle resmen başladı. Tören, tarihin garip bir cilvesiyle Osmanlı hanedanının Türkiye'den sınırdışı edildiği gün olan 4 Mart'ın tam 75. yıldönümüne rastlıyordu.

    Geçen perşembe günü Ankara'da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in de iştirak ettiği bir merasim vardı: Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun 700. yıldönümü kutlamalarının açılış töreni.

    Devlet protokolü ve davetliler Opera binasında biraraya geldiler; konuşmalardan, konserlerden ve küçük bir defileden sonra 700. yıl kutlamaları resmen başladı. Türkiye geçmişiyle, özellikle de Osmanlı dönemiyle barışma sürecinde önemli bir aşamaya giriyordu.

    Ankara'daki törenin bir başka önemli olayın yıldönümüne tesadüf ettiği hiç kimsenin dikkatini çekmedi. Türkiye Büyük Millet Meclisi 3 Mart 1924'te kabul ettiği 431 sayılı kanunla hiláfeti kaldırmış, son Halife Abdülmecid Efendi'yle ailesi hemen ertesi günü Simplon Ekspresi'ne bindirilerek Türkiye'den sınırdışı edilmiş ve Osmanlı Hanedanı'nın bütün mensupları sonraki on gün içerisinde Türkiye'den çıkartılmışlardı.

    Sürgün ailenin kadın üyeleri için 28, erkekleri için ise tam 50 yıl sürdü. Hanedan kadınları Türkiye'ye Adnan Menderes hükümetinin 1952'de çıkarttığı bir yasayla dönebildiler; erkeklerin dönmesine ise 1974'te Bülent Ecevit'in iktidarı sırasında izin verildi.

    Bu sürgünün üzerinden tam 75 yıl geçti ve Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun 700. yıldönümü kutlamalarının açılış töreni Osmanlı ailesinin sürgüne gönderildiği günün yani 1924'ün 4 Mart'ının tam 75. yıldönümüne rastladı. Tarihin garip bir cilvesi mi, ne dersiniz?

    Ankara’dan hanedana 700. yıl davetiyesi

    Kültür Bakanı İstemihan Talay, Osmanlı Devleti'ne ismini veren Osmanoğlu ailesinin Türkiye'de yaşayan mensuplarının en büyüğü olan Neslişah Osmanoğlu'nu bir mektupla Ankara'daki 700. yıl törenine davet etti. Neslişah Sultan ağır bir gribe yakalanmış olduğu için törene katılamadı ama Osmanlı ailesi bu mektupla 75 yıl sonra devletten ilk kez bir davet almış oldu.

    Osmanlı ailesi Cumhuriyet tarihinde devletten ilk defa bir davet aldı ve ailenin Türkiye'de yaşayan bir mensubu, Osmanlı Devleti'nin 700. Kuruluş yıldönümü kutlamalarının açılış töreni münasebetiyle Ankara'ya davet edildi.

    Daveti hafta başında Kültür Bakanı İstemihan Talay yaptı ve son Halife Abdülmecid Efendi'yle son padişah Sultan Vahideddin'in İstanbul'da yaşayan torunu Neslişah Osmanoğlu'na bir mektup gönderdi. Talay, davet mektubunda ‘‘...1999 yılı boyunca ulusal ve uluslararası düzeyde uygulanacak olan anma programları 4 Mart 1999 tarihinde Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel'in yüksek huzurlarıyla gerçekleştirilecek ‘‘Açılış Töreni’’ ile başlatılacaktır. Teşriflerinizi rica ederim. Saygılarımla’’ diye yazıyordu.

    Türkiye'de yaşayan Osmanoğulları'nın en büyüğü olan Neslişah Osmanoğlu İstanbul'u haftalardır kasıp kavuran grip salgını yüzünden yatağa düşmüştü. Dolayısıyla Ankara'ya gidemedi ve Kültür Bakanı'nın davetine bir mektupla cevap verdi. ‘‘Katılmayı çok arzu ettiği bu törene iştirak edememekten dolayı ziyadesiyle üzgünüm’’ diyor ve bakana teşekkürlerini gönderiyordu.

    Sultan törene katılamadı ama Kültür Bakanı'nın mektubuyla yıldönümünü kutladığımız Osmanlı Devleti'ne ismini veren aile 75 yıllık aradan sonra devletten ilk kez bir davet almış oldu.

    Bütün bunlar gücüne güvenen, geçmişiyle barışık ve değerlendirmeye açık bir cumhuriyet ideolojisinin artık tamamen yerleştiğini ve Türkiye'nin kendisine yakışanı yaptığını gösteriyor mu?

    Devlet Arşivi’nin futbol sahası olmasına aldıran yok

    Geçen hafta bir müjde vermiş, Topkapı Sarayı'nın tam önüne koskoca bir futbol sahası konduracağımızı yazmıştım. Arazi tarihi yarımadanın en kıymetli sahiliydi, aslında Osmanlı Arşivleri'ne tahsisliydi ama mahalle klüpleri için maç mekánı haline getiriliyordu.

    Yazdıklarım etkisini gösterdi, verdiğim mesaj ilgili yerlere ulaştı ve inşaatı yapanlar işe daha bir hevesle sarıldılar. Kazıcıların, kepçelerin, öteki makinelerin ve kamyonların sayısı birdenbire arttı, faaliyet gece-gündüz demeden devam eden bir çalışmaya döndü. İş çok yakında tamamlanacak, dünyanın en kıdemli sarayının önündeki arkeolojik mekánı futbol sahasına çevirmeyi becermiş bir millet sıfatıyla tarihlerde şerefli bir yere sahip olacağız. Hele bu işi Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşunun 700. yıldönümünü devlet olarak kutlamaya başladığımız bugünlerde hallettiğimiz için şanımız daha da artacak.

    Geçen haftaki yazımdan sonra İstanbul Valisi Erol Çakır aradı, sarayın önündeki 100 dönümlük arazinin bir bölümünün Topkapı Sarayı'na gelen turist otobüslerine park yeri yapılacağını söyledi. Bu kararı sonuna kadar destekliyorum. Ama devlet arşivlerine ‘‘arşiv sarayı’’ inşası için tahsis edilen ve imar planına da konan koskoca bir tarih; mekánı ‘‘geçici’’ iddiasıyla bile olsa bir mahalle klübüne devretmeyi, hayır!

    Yersizlikten dolayı sahip olduğu evrakı koyacak mekán bulamayan ve parasızlık yüzünden belge tasnifini durdurmak üzere bulunan arşivcileri ‘‘Hangi arazinin kime verileceği kararı bize aittir’’ haykırışlarıyla makamından kovan azamet ve celádet sahibi büyüklerimizi tebrik ediyorum.



    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı