Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Öteki Dünya

    Hürriyet Haber
    10.01.1999 - 00:00 | Son Güncelleme: 10.01.1999 - 00:01

    Murat BARDAKÇI

    Eski hükümetler on dakikada kurulurdu

    Hükümetin bir buçuk ay boyunca kurulamaması, bu konudaki eski tecrübemizden çok şey kaybettiğimizi gösterdi. Bir zamanlar hükümet kurmada oldukça çabuk davranır, devrin başbakanlık binasını basar, kabineyi silah tehdidiyle istifa ettirip yenisini kurardık ve bütün bunlar birkaç dakikada olup biterdi.

    Bir buçuk aydır hükümet meselesiyle uğraşıyoruz. Görevler alınıyor, turlar atılıyor, hükümet tam kuruldu kurulacak denirken görev iade ediliyor, sonra ortaya başka isimlerle başka senaryolar çıkıyor ve Ankara işte böyle cilveli ve çelmeli günler geçiriyor.

    Hükümetin bir türlü kurulamaması, bana eski tecrübemizden çok şey kaybettiğimizi gösterdi. Bir zamanlar bu konuda oldukça çabuk davranır, hattâ gerekirse başbakanlık binasını bile basıp eski kabinenin istifasını silah tehdidiyle alır ve hemen yenisini ilân ediverirdik. Üstelik bütün bunlar birkaç dakikada olup biterdi.

    1913'ün 23 Ocak'ında yaşadığımız 'Babıali baskını' gibi...

    Türkiye 1909'da adına ‘‘31 Mart’’ denilen dini bir ayaklanma yaşamış, asker ayaklanmayı silâhla bastırmak zorunda kalmış ama iktidara birbiri ardınca zayıf kabineler gelmişti. Asıl güç resmen değilse bile fiilen İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin elinde, orduyla polis onların kontrolündeydi. Asker herşeyiyle politikanın içine girmişti ama cephelerde durum tam tersiydi. Libya, İtalyan işgaline uğramış, Balkan Savaşı Rumeli'nin tamamını götürmüş ve Edirne bile Bulgarların olmuştu.

    İstanbul'da hükümetler birbirini takip ediyordu. 1913 Ocak'ında sadarette yani başbakanlık koltuğunda yaşlı bir sadrazam, Kâmil Paşa vardı. Şehirde ise bir söylenti alıp yürümüştü: Edirne resmen Bulgaristan'a teslim edilecek, Ege Adaları Avrupa devletlerinin idaresine bırakılacaktı... Hayat pahalılığı dayanılmaz hale gelmiş, Kâmil Paşa'nın hükümeti bitip tükenmeyen toplantılardan başını kaldıramaz ve sözünü de kimselere geçiremez olmuştu...

    İmparatorluk başkentindeki bu tablo, 1912'nin 23 Ocak günü tarihlere ‘‘Babıali baskını’’ diye geçecek olan bir olayla baştanbaşa değişti. Ama değişiklik kanlı oldu, akan kan sonraları daha da arttı, imparatorluğun dünya savaşına sürüklenip savaşın milyonların canına mal olmasıyla neticelendi.

    Hükümet 23 Ocak günü Babıali'de her zamanki gibi gene toplantı halindeydi ve Edirne'nin geleceğini tartışılıyordu. Beyaz ata binmiş genç bir subayın, sonraları ‘‘Enver Paşa’’ diye bilinecek olan Enver Bey'in ardında takriben 200 kişilik bir kalabalığın binaya yaklaşmakta olduğunu kimseler farkedemedi. Görevi Babıali'yi korumak olan Muhafız Bölüğü önceden elde edilmiş ve binadan çoktan uzaklaştırılmıştı. Etrafı bir anda ‘‘Yaşasın millet! Yaşasın Enver’’ sadaları kapladı. Enver Bey'le arkadaşları binaya girdiler. Dış sofada kendilerine mani olmak isteyenlere cevapları kurşunla oldu on kişi orada can verdi. Silâh seslerini duyan zamanın Harbiye Nazırı Nazım Paşa toplantı salonundan çıktı, baskıncıların üzerine yürüyüp ‘‘P...ler’’ diye bir söz etti ve o da üç kurşun yiyip yere yıkıldı.

    Enver ve Talât Beyler, oradan Sadrazam Kâmil Paşa'nın odasına girip istifasını istediler. 84 yaşındaki sadrazam vaziyetin vahametinden bahsetti, devam eden savaş yüzünden memleketin hükümetsiz kalamayacağını söyledi ama alnına bir tabanca dayanması üzerine yazı masasının çekmecesinden bir kâğıt çekip istifasını yazdı. Enver Bey istifayı hemen Dolmabahçe Sarayı'na götürüp Sultan Reşad'a verdi. ‘‘Hayırlı olsun’’ demekle yetinen yaşlı padişahın elinden yeni sadrazamın Mahmud Şevket Paşa'nın olduğuna dair bir ferman alıp Babıali'ye döndü. O sırada Babıali'nin önünde kıyametler kopuyor, biriken kalabalığın bir kısmı tekbir getirirken bazı partililer eski hükümetin üyelerine ‘‘Ulan tuuu! Daha ne duruyorsunuz? Vatan gidiyor, din gidiyor alçaklar’’ diye haykırıyordu.

    Baskın nihayete erdi ve işbaşına Mahmud Şevket Paşa'nın hükümeti geldi ama Paşa birkaç ay sonra bir suikaste kurban gitti ve İttihadçılarla arası bozulduğu için öldürüldüğü dedikoduları yayıldı. Devlet herşeyiyle İttihad ve Terakki'nin eline geçti, iki sene sonra patlayan dünya savaşı da imparatorluğu aldı, götürdü...

    Bir zamanlar biraz kanlı ve patırtılı da olsa on dakikada hükümet kurabilişimizin kısa öyküsü işte böyle...

    Mesud Cemil'in bilinmeyen tanbur metodu ortaya çıktı

    Türk Müziği'nin önemli isimlerinden biri olan Mesud Cemil'in 1936'da hazırladığı tanbur etüdleri 60 küsur yıl sonra gün ışığına çıkıyor. Mesud Bey, o sırada henüz dokuz yaşında bulunan sonraların meşhur tanburisi Ercümend Batanay'ı yetiştirmek için yazdığı etüdlerde tanbur tekniğinin bütün sırlarını göstermiş.

    Mesud Cemil, Türk Müziği'nin çok önemli bir ismiydi. Müziğin efsanevi adının, Tanburi Cemil Bey'in oğluydu; başta tanbur gelmek üzere lavta ve viyolonsel gibi birkaç saza birden virtüozluk derecesinde hakimdi. Türkiye'nin ilk radyocularındandı, Türkçe'ye zamanının önde gelen birçok yazarını gıpta ettirecek derecede hâkimdi ve sözün kısası, her yönüyle mükemmel bir sanatkârdı.

    Mesud Bey hayata 1963'te 61 yaşındayken veda etti ve arkasında harikulâde müzik kayıtları, birbirinden şık dört adet şarkı, nefis bir saz eseri -Nihavend Saz Semaisi-, çok güzel bir isim ve çok hoş hatıralar bıraktı.

    Ondan geriye bir başka eserin, bir tanbur metodunun da kaldığını ben geçen hafta öğrendim. 1930'ların sonunda, bir talebesi için tanburun bütün zorluklarını halledecek parmak ve mızrap egzersizleri yazmış, egzersizler sonra giderek zorlaşmış, virtüozluk sınırlarına dayanmıştı. Mesud Bey çılgın bir ruhun ve tekniğin esintisiyle hakim olduğu tanburunun sırrını bu notalara aksettiriyor, nota yaprakları üstüste getirilince ortaya minyatür ama tekniğin bütün inceliklerini gösteren bir tanbur metodu çıkıyordu.

    1930'larda ders verdiği talebesinin ismi Ercümend Batanay'dı, harika çocuk diye biliniyordu, o senelerde henüz dokuz-on yaşlarındaydı, bu metodla yetişti ve tanburun en büyük isimlerinden sayıldı. Mesud Bey başka kimseyi yetiştirmedi, ilk ve son talebesi Ercümend Batanay oldu.

    Ben, Mesud Cemil'in egzersizlerini Ercümend Batanay'dan aldım ve tamamını günün birinde yayınlayacağım. Burada şimdilik babası Tanburi Cemil Bey'in en meşhur eserinin, Şedaraban Saz Semaisi'nin melodileri kadar zorluğuyla da meşhur olan dördüncü hanesi için yazdığı pozisyonların yeraldığı sayfanın fotoğrafını veriyorum. Bu yazıyı yazmamın sebebi de, müzik dünyamızı böyle bir eserin varlığından haberdar etmek...

    Müzikli intihal soruşturmada

    Modern Azeri Müziği'nin kurucusu ve ‘‘babası’’ Üzeyir Hacıbeyov'un, ölümünün üzerinden 50 yıl geçtikten sonra Türkiye'de bugünlerde yeniden meşhur olmaya başladığını geçen haftalarda yazmıştım.

    Hacıbeyov'un ismini gündeme İstanbul Teknik Üniversitesi'ne bağlı Türk Musikisi Konservatuvarı'nda hocalık yapan Doç. Dr. Şenel Önaldı getirmiş ama bu gündeme getiriş onunla ilgili bir araştırma yahut incelemeyle değil bambaşka bir yolla, ‘‘intihal’’ yani ‘‘yürütme’’yle olmuştu. Doç. Önaldı, Hacıbeyov'un ‘‘Azerbaycan Halg Musigisi'nin Esasları’’ isimli meşhur kitabını intihal etmiş, ismini değiştirip ‘‘Türk Musikisi'nde Kompozisyon-Tahlil ve Makam Nazariyatı’’ yapmış ve kendi malı gibi yayınlamıştı. Doç. Önaldı'nın bu intihalini iki hafta önce yazdım ve ‘‘Akademik namusu korumanın kime düşeceğini, işin üzerine YÖK'ün mü yoksa alaturka konserva-tuvarın bağlı bulunduğu İstanbul Teknik Üniversitesi' nin mi gideceğini hep beraber göreceğiz’’ dedim. Yazımın çıkmasından sonra konservatuvar yönetiminin konuyu ele aldığını ve rektörlükten gerekli işlemin yapılmasını istediğini öğrenip memnun oldum. İntihal soruşturmasını sizlere ayrıntılarıyla, günü gününe duyuracağım.

    Önaldı'nın intihalini yayınlamamdan sonra, çok sayıda mektup ve e-mail geldi. Bazılarında konservatuvarda yaşanan başka hadiselerden söz ediliyor, bir kısmındaysa Hacıbeyov'un eserinin aslının nereden ve nasıl bulunacağı soruluyordu. Merak edenler için söyleyeyim: Doç. Dr. Şener Önaldı'nın intihaline uğrayan ‘‘Azerbaycan Halg Musigisi'nin Esasları’’ isimli eserin Türkçesi hoş bir tesadüfle geçen haftalarda yayınlandı. Adı ‘‘Azeri Müziği’’, İngilizce'den Tolga Tanyel tarafından çevrilmiş ve kitapçılarda var.



    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı