Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Oslo görüşmeleri üzerinden siyaset

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan, terör konusunda muhalefete ne kadar sert yüklense de Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, hükümetlerini terörle mücadelede 30 yılın en başarılısı görse de ülkenin her gün yaşadığı acılar, “Nerede yanlış yapılıyor” sorusunu elzem kılıyor.

Yanlışlar söylenip önlemler alınmadıkça kazanan terör örgütü oluyor. 

Unutmamak gerekir ki karşıdaki örgüt, öldürmeyi ve ölmeyi kutsayan, insan kaynağı gibi bir derdi ve tasası olmadan teröre başvuran bir örgüt.

O nedenle çok özenli davranıp, örgüte yeni propaganda olanağı vermemeli. Peki, muhalefete karşı propagandanın en başarılısını yapan iktidarın, aynı başarıyı terör örgütüne karşı sağladığı söylenebilir mi?

SİYASETİN DİLİ SORUN

Birileri kızar diye pek dillendirilmiyor ama, başarılı bir operasyonu, “Genelkurmay başkanı bölgeye gidip bizzat yönetti” diye ballandırarak açıklarsanız buradaki yararı herkes merak eder.

Çünkü o zaman, “Bu teknoloji çağında adam, Afganistan’daki operasyonu ta Beyaz Saray’dan izlerken sen, topraklarındaki bir operasyon için illa bölgeye gideceksen ve başarı buna bağlıysa oradan dönme” denebilir.

Bu tip açıklamaların karşı taraf üzerinde yaratacağı etki iyi hesaplanmalı. Ama daha önemlisi, artık terör konusunda yeni bir dilin kullanılmasıdır.

Siyasetin, dilini hemen yumuşatması, bir an önce aynı masa etrafında toplanıp durum değerlendirmesini yapması dışında çare yok.

Buna en uygun mekân da TBMM’dir; oysa gelin görün ki her türlü töreni, açılışları terör gerekçesi ile iptal eden iktidar buna hiç yanaşmıyor.

Yetmiyor, özellikle Başbakan Erdoğan, sanki şehitlerden onlar sorumlu, ülkeyi onlar yönetiyor gibi okul bahçesinde dahi muhalefete yükleniyor.

Hadi en sert eleştiriyi de yapsın; ama başta ana muhalefet olmak üzere partileri, sivil toplumu, medyayı PKK yanında gibi göstermenin yararı ne?

İşte alın bakın, sırf bu nedenle CHP de Oslo sürecini tartışmaya açtı.

Bu ifademin kaynağı da CHP Sözcüsü Haluk Koç’un şu sözleri:

“Görüşme yapılmasına falan karşı değiliz. Silah bıraktırma amacını gerçekleştirecek her şey yapılabilir; ama ilk şart silahı bıraktırmak. Şimdi benim bununla derdim yok; ama siz kapalı kapılar ardından terör örgütü ile görüşeceksiniz, kamuoyu önünde ise kükreyeceksiniz. Sonra da çıkıp CHP’yi terör örgütünün yanındaymış gibi göstereceksiniz? Yok artık!”

Koç, silah bırakma kararını ardından herkesin her şeyi, her öneriyi yapabileceğini, bunların tümünün de konuşulması gerektiğini sözlerine eklerken Kürt
sorununun görmezden gelinemeyeceğini vurguladı.

Başbakan’a, “Mevcut söylemini değiştir, yanlışlarını gör” çağrısı yapan Koç, PKK ile varıldığını savunduğu ‘mutabakat metni’ konusunda ısrarlı. CHP, uluslararası konjonktürün de desteğiyle metnin PKK’ya yaradığı, “Vur-kaç” yerine, “Vur-kal” stratejisine dönüşü o metnin sağladığı inancında.

Böyle bir metne anayasal suç nedeniyle devletin imza atamayacağını çok iyi bildiklerini anlatan Koç için, varsa yoksa belgedeki şu ifadeler:

“... metin, hakem devlet temsilcileri tarafından, taraflar adına imza altına alınmış ve aslı hakem devlet merkezinde arşive alınmıştır...”

Bu tartışmayı izlemeyi sürdüreceğiz, ama şu iki tespite dikkat çekmek isterim:

1- CHP, konuyu MİT’le ilgili yargı sürecinden şimdilik ayrı tutuyor, o konuda hükümetle cemaat arasındaki tartışmanın varacağı yeri görmek istiyor.

2- Eldeki belgeler sanki yargıdakilerle sınırlı. Bu da CHP’nin kaynağının hükümete mi, cemaate mi daha yakın olduğu konusunda bir fikir verebilir.

 

X