Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ortaoyunu...

AKTÖRLER yüzlerine gözlerine bulaştırınca iş karıştı. Aksi halde, dış politikada her gün yeni bir sayfa açan (!), her fırsatta ve her yerde arabulucu olmaya soyunan ama ikisinden de bugüne kadar sonuç aldığı görülmeyen hükümetimiz, HAMAS lideri Halid Meşal’in Türkiye’yi ziyareti sayesinde görkemli bir şov yapmış olacaktı.

Ne var ki olmadı...

Gerçi biz Halid Meşal'in gelmesine "Evet" demeden önce hükümetin Washington'u haberdar etmekle kalmayıp el altından onayını aldığına inanıyoruz. Ama bunu ne Washington ne de Ankara açıklayabilir. Şimdi olduğu gibi Ankara, "Biz son dakikada meydana çıkan bu gelişmeyi hem ABD'ye hem de İsrail'e bildirdik" diyerek idare etmeye mecburdur.

Zaten Washington'un olaya hayli yumuşak (hatta göstermelik) bir tepkiyle yanıt vermesi de başka türlü açıklanamaz.

Burada tepkisini ciddi ve samimi şekilde ortaya koyan İsrail'dir. Nitekim İsrail'in, Filistin'de seçim kazanmış ve meşru bir hükümet kurma aşamasına gelmiş HAMAS ile -meşruiyet kavramıyla bile hiç ilgisi olmayan- PKK'yı bir tutması, Kudüs'te sinirlerin kontrol edilemediğinin kanıtıdır.

Başta ABD ve İsrail olmak üzere bu ziyarete tepki gösterenlerin çok haklı oldukları bir nokta var:

HAMAS örgütü Türkiye'nin resmi politikasına göre bir terör örgütüdür. Aynı Türkiye -ve özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan- tüm terör örgütlerini her fırsatta lanetlemekte ve öteki ülkelerin liderlerini en güçlü ifadelerle "terörle mücadelede ikiyüzlü (samimiyetsiz) davranmamaya" çağırmaktadır.

Durum bu kadar basit ve açık ise... HAMAS'ın "terör örgütü" olmadığını resmen açıklamadan onun lideriyle görüşme yapmanız, rolünüzü yüzünüze gözünüze bulaştırdığınız anlamına gelmez de neye gelir?

O zaman İsrail'in "Biz de Abdullah Öcalan'la konuşsak ne hissedersiniz?" şeklindeki tarizi anlam kazanır.

Tabii mesele orada bitmez:

Böyle bir örgütün başının Türkiye'ye gelmesine izin verelim mi vermeyelim mi sorusunu Bakanlar Kurulu'nda konuşur, ondan sonra "Evet gelsin, görüşelim" yanıtı verirseniz "Çağıran hükümet değildi. Adalet ve Kalkınma Partisi çağırdı. Zaten görüşmeler de AKP'lilerle yapılıyor" türü çocukları bile kandırmayacak sözlerle kimseyi "terörle mücadelede samimi olduğunuza" inandıramazsınız.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Halid Meşal'la bakanlıkta değil de parti binasında görüşmesi neyi değiştirir Allah aşkına?

HAMAS
liderini AKP çağırdıysa Meşal ve arkadaşlarının otel ve diğer ağırlama masraflarını neden AKP değil de Dışişleri Bakanlığı ödedi?

Kaldı ki Sayın Başbakan'ın, Halid Meşal ile görüşme yapmamasının nedenini açıklarken "Duygusal davranmaya hakkım yok" demesi, kendisini yeterince ele veriyor. Çünkü bu söz "Benim gönlüm elbet ister ama..." anlamına geliyor.

Buna "çok boyutlu dış politika" değil, olsa olsa "ortaoyunu" denir.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI