Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Ortadoğu'nun yeni güç odağı: İran-Türkiye ekseni

    FP
    13.01.2011 - 13:42 | Son Güncelleme: 13.01.2011 - 16:17

    Ortadoğu’nun ağırlık merkezi, son dönemde Mısır ve Verimli Hilal’i de kapsayan Arap topraklarından ciddi şekilde saparak, bir zamanlar çevre ülkeler olarak görülen Türkiye ve İran’a kaydı.

    Dünya gündeminin nabzı Planet'te atıyor

     

    1950 ve 60’lı yıllarda, Arap milliyetçiliği, Arap topraklarını Üçüncü Dünya’nın saygınlığının ve büyük güçlerden bağımsızlığını elde edişinin sembolü haline getirdi. 1970’lerden bu yana, bu heyecan ve ümit dalgası, Arap siyasetinin can çekişen doğasını ve despot yönetimlerin devamlılığını da beraberinde getirdi. Bu durum, Mısır gibi önemli Arap devletlerinin bölgesel rollerinin azalmasında büyük rol oynadı.

     

    Güç odağının Arap ülkelerinden, Türkiye ve İran’a kayması, 1967’deki Altı Gün Savaşı’nın kaybedilmesiyle başladı ve 1979 İran İslam Devimi’yle hız kazandı. Birinci Körfez Savaşı’nda Irak’ın güçten düşmesiyle hem İran hem de Türkiye’nin, sırasıyla Basra Körfezi ve Kuzey Irak’ta alan ve nüfuz kazanırken Ortadoğu’nun Türk-Pers geleceği de şekillenmeye başladı. ABD'nin Afganistan ve Irak’ın işgallerinin ardından, bu durum net bir gerçeklik haline geldi.

     

    TÜRKİYE’NİN SAHNEDE BELİRMESİ

    Bu işgaller, İran’a rakip olan iki bölgesel gücü, yani Taliban ve Baas Partisi’ni ortadan kaldırarak Ortadoğu’nun doğusundaki güç dengelerini geri döndürülemez bir şekilde değiştirdi. İşgaller, Türkiye’de AK Parti’nin iktidara geldiği döneme rastladı. bu gelişmenin uluslararası alandaki etkilerinin ilk işaretleri, 2003’te Türk parlamentosunun ABD askerlerine Irak’a geçiş için topraklarını kullanma izni vermemesiyle ortaya çıktı.

     

    Parlamentonun bu kararı, günden güne daha demokratik hale gelen Türk toplumunda ABD'nin Irak işgaline karşı duyulan düşmanlığın yansıması oldu.

     

    21’nci yüzyılın ilk üç yılında yaşanan gelişmeler, İran’da güvenlik ortamını kökünden değiştirirken, post-Kemalist demokratik Türkiye'nin Müslüman kimliğini daha rahat taşıdığını ortaya koydu. AK Parti döneminde yaşanan ekonomik canlılık, Türkiye’nin bölgede etkin ekonomik güç haline gelmesini sağladı. Aynı zamanda Türkiye’nin Kuzey Irak’a ve kendi Kürt nüfusuna yönelik göze çarpmayan yeni siyasi yaklaşımı, Türk-Kürt yakınlaşması adına olumlu sinyaller verdi.  

    Batılı analistlere göre, Türkiye ve İran’ın geride kalan onyılda sergiledikleri özgüven, bir yanda Osmanlı İmparatorluğu’nun yeniden canlanması, diğer yandan da Şii Hilali'nin yükselişi anlamına geliyor. Daha anlayışlı Ortadoğu uzmanları göre, Türkiye ve İran’ın bölgesel güç olarak yükselişi endişe veya heyecan verici bir durum değil. Ankara ve Tahran’daki liderler Osmanlı ve Safevi İmparatorlukları’nı yeniden kurmayı isteyecek kadar saf değiller. Sadece gecikmiş de olsa, bağımsız devletler sistemi içinde büyük bölgesel oyuncular olarak tavırlarını ortaya koyuyorlar.

    İKİ GÜCÜN HARMANLANMASI

    Ortadoğu’nun büyük bir kısmında stratejik ve politik dengelerde yaşanan değişim, yerel, bölgesel ve küresel bazı faktörlerin yanı sıra, Ankara ve Tahran’ın sert ve yumuşak gücü bir arada ortaya koyabilmesinden kaynaklanıyor.

     

    Zogby International ve Maryland Üniversitesi tarafından altı Arap ülkesinde 2010 yılında düzenlenen ankete göre, üç lider popülerlik alanında yarışıyor. Bunlar, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ve Hamas lideri Hasan Nasrallah. Arapların gözünde listenin önde giden ismi Erdoğan, Müslüman demokrasinin Türkiye örneğini; Ahmedinejad, Müslüman dünyasının Batı’ya karşı direnişini; Nasrallah ise İsrail’e karşı Arap ve Müslümanların direnişini temsil ediyor.

     

    Bu anket, Arap dünyasındaki üzücü devlet ilişkilerini ve birçok Arap’ın liderlerine neredeyse hiç güvenmediğini gösteriyor. Anketin sonuçları aynı zamanda, Arap ve Müslümanların çoğunun değer verdiği, demokrasi, İsrail’e karşı direniş ve ABD gibi küresel güçlere meydan okumayı içeren değer ve amaçların olumlu bir göstergesi.

     

    Diğer yandan, Arap toplulukları tarafından benimsenen bu üç kavramın, İslam’ın politik tanımlamarıyla öyle ya da böyle ilişkili olduğuna dikkat etmek gerek.

     

    *Michigan State Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler bölümünde öğretim görevlisi olan Muhammed Ayoob’un “The Middle East's Turko-Persian future” başlıklı makalesinden derlenmiştir.

     

    Planet'i Facebook'ta takip etmek için:
    http://www.facebook.com/#!/HurriyetPlanet

    Planet'i Twitter'da takip etmek için:
    http://twitter.com/HurriyetPlanet

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı