Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Ortadoğu'nun Esad yanlısı tuhaf koalisyonu

    The Atlantic
    11.05.2011 - 12:50 | Son Güncelleme: 11.05.2011 - 13:02

    ABD'li düşünce kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi'nin Ortadoğu uzmanı Stephen Cook, Suriye'de yaşanan gelişmelerin bölgede beklenmedik bir Esad yanlısı koalisyon oluşturduğunu öne sürdü. Cook, Suudi Arabistan, İsrail ve İran'dan oluşan bu üçlüye Türkiye'nin de gönülsüzce katıldığını belirtti.

    Ortadoğu’nun değişmez kurallarından biri şüphesiz ki “Esad’ın verdiğini Esad alır”dır. Ülkesindeki protestolar başladığından bu yana, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad olağanüstü hali kaldırdı, devlet güvenlik mahkemelerini lağvetti ve 11 yıllık iktidarının imzası haline gelen baskıyı artırdı. Suriye güvenlik güçlerinin barışçı göstericiler üzerinde şiddet kullanması kimseyi şaşırtmamış olsa da rejimin doğasıyla ilgili şüpheleri olanlar da hayatını kaybeden 500’den fazla göstericiyi görünce ikna oldu.

     

    Washington’da ve başka yerlerde birçok akıllı insan, Esad ailesini, ülkeyi 1971-2002 yılları arasında yöneten baba Hafız Esad’ın döneminden bu yana işlenen günahlar için affetmeye uzun zamandır hazır. Suriye-İsrail savaşını bitirme ve Tahran-Şam eksenini kırma ihtimalinin heyecanı, gözlemcilerin Hafız Esad’ı barış yapabilecek bir lider, Beşar Esad’ı ise bir reformcu olarak görmeye neden oldu. Ancak Şam’ın gerçekten barış ya da reform istediğine dair hiçbir işaret yoktu ortada.

     

    GARİP BİR KOALİSYON

    Dünya Suriye ve Esad ailesiyle ilgili gerçeklerin farkına varırken, Esad rejiminin bundan sonra olabilecek her şeyden daha iyi olduğuna inanan bir ülkeler koalisyonu da oluşmaya başladı. İsrail, Suudi Arabistan, İran ve Türkiye’den oluşan bu grubun her birinin kendine ait bazı gerekçeleri var.

     

    Stratejik açıdan çok önemli bir ortak olan Hüsnü Mübarek liderliğindeki Mısır’ı kaybetmiş olmanın acısını yaşayan İsrailliler için Esad’ın Suriye’sinin tahmin edilebilirliği bir dereceye kadar teselli oluyor. Dolayısıyla İsrail’in gözünden bakıldığında, Esad’ın yapması gereken şey, Mübarek’in yapmayı başaramadığı şeyle aynı: Ne pahasına olursa olsun rejimini kurtarmak.

     

    KRAL ABDULLAH'IN DESTEĞİ ORTADA

    Suudi Arabistan ise geçtiğimiz onyılın büyük bir kısmında Suriye’yle çok iyi ilişkilere sahip edildi. Ancak Arap baharı Riyad’ı o kadar rahatsız etti ki Kral Abdullah, olanı biteni geçmişte bırakmaya hazır görünüyor. Mart sonlarında, Suriye’deki protestolar Dera dışına yayılmaya başladığı sıralarda, Kral, Esad’ı arayarak siyasi açıdan kendisine destek verdiğini bildirdi.

     

    En azından kısa vadede, Suudi Arabistan’ın, Suriye’nin bir numaralı rakibi İran’la kurduğu 30 yıllık ittifakı göz ardı etmeye niyetli olduğu ortada. Suudi Arabistan’ın Esad’a verdiği destek, Riyad’ın Arap baharı sırasında yürüttüğü politikayla da uyumlu. Görünen o ki Suudiler bölgedeki değişimi çıkarlarına ve istikrara bir tehdit olarak görüyor ve ayaklanmaları sona erdirmek için elinden geleni yapıyor.

     

    İRAN'IN KENDİNDEN BEKLENENİ YAPIYOR

    Bölgenin Esad yanlısı ittifakının en şaşırtıcı olmayan üyesi İran. Tahran, kendisini dinleyen herkese, Arap dünyasındaki huzursuzluğun İran devriminin haklılığını kanıtladığını ve bölgedeki değişimlerin İran’ın çıkarlarına hizmet ettiğini anlatmaya çalışıyordu. Ancak gerçekler tam olarak böyle olmadı. Göstericilerin, İslam Cumhuriyeti’ne benzer bir sonuç istediklerine dair ortada hiçbir işaret yok. Araplar yeni bir otoriter rejim değil daha fazla özgürlük istiyor.

     

    Şam ise Tahran’ın Arap siyasetine açılan en önemli kapısı. Dolayısıyla İran’a karşı daha soğuk yaklaşan bir Suriye Tahran’ın bölgedeki etkinliğini bitirmese de her iki taraf için de zararlı bir gelişme olacaktır. Tahran’ın, Tel Aviv ve Riyad’la birlikte Esad’a destek vermesinin altında da bu yatıyor.

     

    VE ANKARA...

    Son olarak Türkiye… Türkiye, kendisini müttefiki ve ortağı Esad’ı desteklemek gibi zorlu bir konumda buldu. Ankara, Mübarek’e karşı sert bir tavır sergilemiş, Kaddafi konusunda mümkün olduğunca tereddütlü davransa da sonradan sesini yükseltmişti. Ancak Esad konusunda sessizliğini korudu. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, Esad’ı yolundan döndürebileceğine inanılan tek insan olduğu umut ediliyordu.

     

    Geçtiğimiz hafta sonu, Erdoğan Şam’a acil ve anlamlı bir reform yapılması için sert bir mesaj taşıyan bir delegasyon gönderirken, Ankara Washington ve Brüksel’le birlikte, göstericilere uygulanan aşırı şiddeti kınayanlar arasına katıldı. Bunlar olumlu gelişmeler olsa da, Türkiye’nin “demokratikleşme” sözleri Esad’a istifa etmesi için doğrudan bir çağrı içermiyor.

     

    Ancak, Ankara’nın bundan daha ileri gitmesini beklememek lazım. Türkiye’deki liderler Suriye’yle olan ilişkilerinden hoşlanıyor. Erdoğan’ın Esad’la olan yakın ilişkileri Erdoğan’a Arap toplumları üzerinde bir nüfuz sağlıyor. Ankara bu Esad yanlısı koalisyonun en gönülsüz üyesi olsa da kaybedecek şeyi çok.

     

    TUHAF ORTAKLIKLAR

    Elbette, bölgede oluşan bu Esad yanlısı birliğin güçlü bir koalisyon olduğunu söylemek imkansız çünkü bu ülkeler birbirlerinden pek hoşlanmıyor. Ancak her birinin Esad’a yerinde kalması için verdiği destek bu ülkelerin bölgesel değişimden ne kadar korktuğuna işaret ediyor. Ortak bir düşman çok tuhaf ortaklıklar yaratabilir. Değişim bunu daha da tuhaflaştırabilir.

     

    The Atlantic'te yayımlanan "Unholy Alliance: How Syria is Bringing Israel, Iran, and Saudi Arabia Together" başlıklı analizden derlenmiştir.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı