Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Ortadoğu barışına Obama yaklaşımı

    Jonathan Freedland*
    27 Ağustos 2009 - 12:13Son Güncelleme : 27 Ağustos 2009 - 17:20

    Elbette Obama’nın önümüzdeki aylarda Dünya kamuoyu önünde Ortadoğu barışı ile ilgili kendi planını açıklayacağına yönelik işaretler insanı neşelendirmiyor değil. Uzun zamandır kendi kendimize barışın mümkün olduğunu telkin ediyoruz. O kadar ki bunun mümkün olduğuna inanmamak neredeyse imkansız.

     

    Ne de olsa burada bütün dünyanın hayran olduğu bir başkandan söz ediyoruz. Başkan Obama bu sorunlu bölgenin inceliklerinin ve karışıklıklarının tamamen farkında. Her şeyden önemlisi diplomasiye inanıyor. Dahası barışın zamanı gelmiş gibi görünüyor. Arap dünyası İsrail’in çıkarlarını paylaşıyor. Suudi Arabistan ve diğerleri için Tahran, Tel Aviv’den daha korkutucu. Dolayısıyla eğer İsrail’le işbirliği İran’a ve nükleer hırslarına karşı ortak bir hareketle sonuçlanacaksa farklılıklarını gömmeye hazırlar. Pekiyi Obama’nın Ortadoğu’ya barış getirmek için doğru isim olduğunu ümit etmek çok mu fazla?

     

    Korkarım öyle olabilir zira söz konusu olan Obama’nın özel yetenekleri değil, bölgenin durumu ve maalesef ki Ortadoğu’da durum çok da umut verici değil.

     

    Benjamin Netanyahu’nun bugünkü Londra ziyareti sırasında George Mitchell’la olan görüşmeleri ilk bakışta ümitlendirici görünüyor. Netanyahu dün Gordon Brown’la yaptığı basın toplantısında Obama’nın yerleşimlerin durdurulmasıyla ilgili taleplerine daha sıcak baktığını açıkladı. Tabii ki yerleşimcilerin çocukları için okullara ve kreşlere ihtiyaç duyulacak. Dolayısıyla var olan yerleşimlere bazı ekler yapılması söz konusu. Fakat Netanyahu bunun yeni topraklar elde etmekten farklı olduğu konusunda ısrarcı.

     

    Belki “doğal gelişim” haricinde yeni yerleşimlerin inşaatının bir yıllığına durdurulması gibi bir orta yol bulunabilir. Ama Filistinliler İsrail yerleşimleri tamamen dondurmadıkça anlaşma masasına oturmayacaklarını belirtiyor. Eğer Filistinliler Washington’ın ısrarları üzerine geri adam atarsa bu barış görüşmeleri için uğursuz bir başlangıç olacaktır. Washington İsrail’e istediğini verirse bu başkan Obama’nın da kendisine bağımlı bir müttefiki ikna etmekten aciz olduğu anlamına gelecektir.

     

    Zaman zaman müzakereci olarak da gördüğümüz siyasi analist Hussein Agha konuya çok olumlu yaklaşmıyor: “Bunun Camp David’den ya da Annapolis’ten farkı ne?” Sürecin destekçileri bu seferki görüşmelerin öncekilerden farklı olarak üç taraflı olacağını, tarafların baş başa bırakıldığı Bush döneminden farklı olarak ABD’nin bu sefer tam olarak katılım göstereceğini belirtiyorlar. Ama böyle bir görüş Condoleezza Rice’ın bölgeyi 10 ay boyunca 27 kez ziyaret ettiğini göz ardı ediyor.

     

    Gerçekten de 2000 yılındaki Camp David görüşmeleri üzerine bir kez daha düşünülmesi gerekiyor. O dönemde İsrail, barışa en azından ideolojik olarak bağlılık gösteren Ehud Barak tarafından temsil ediliyordu. Halkına her şeyi kabul ettirebilecek bir otoritesi olan Filistinli lider Yaser Arafat ile görüşmüştü. Barışa yönelik şüphe konusunda kariyer yapan Netanyahu’nun karşısında bugün Filistinlilerin gözündeki meşruiyeti şüpheli olan Mahmud Abbas var. Bu koşulların dokuz yıl öncesine göre barışa daha müsait olduğunu düşünmek biraz aşırı görünüyor.

     

    Ama bu sefer önemli bir fark var, o da Obama’nın kendisi. Henüz başarısı kanıtlanmayan müzakere yeteneklerinden ziyade önemli olan Obama’nın Arap-Müslüman dünyasındaki duruşu. Tabii ki bunun avantajları olduğu kadar dezavantajları da var. Jerusalem Post gazetesininHaziran ayında yaptığı ankete göre İsraillilerin sadece yüzde altısı Obama’nın İsrail yanlısı öldüğünü düşünüyor.

     

    Belki de bugüne kadar ki barış çabalarının başarısız olmasının sebebi sorunun özüne, 1948 meselesine inememiş olması. Belki de gerçek barış sadece en zorlu meselelerle yüzleşildiği zaman elde edilebilecek: bir yanda mülteci olarak yaşamaya zorlanan Filistinlilerin fakirliği, diğer yanda Yahudileri İsrail’i kurmaya iten iki binyıllık sürgünden sonra kendi devletlerine kavuşma isteği.

     

    Bu olaya tamamen yeni bir yaklaşım getirmeyi gerektiriyor. Bu yeni yaklaşım sadece toprak değişimi ya da telafi paketleri gibi mekanik formüllerin üzerine değil sorunun kaynağına yönelik derin ve hatta duygusal bir bağ üzerine kurulu olacak. Bu en sonunda İsraillilerin İsrail devletinin doğuşuyla ortaya çıkan mültecilerin kötü durumunu kabulleneceği, Filistinlilerin de en sonunda bir Yahudi devletini kabul edip edemeyecekleri ne karar verecekleri anlamına geliyor. Bu son adım İsrail vatandaşı olarak yaşayan Filistinlilerin yerini riske atmadan ya da Filistinlilerin tarihlerini inkar etmelerine sebep olmadan atılmalı.

     

    Barışa, barış görüşmecileri yeterince çabalamadıkları ya da uygun bir an gelmediği için değil, uzun zamandır savaşın gerçek sebepleriyle yüzleşmeyi reddettiğimiz için ulaşılamadı.

     

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">*Bu yazı 25 Ağustos 2009 tarihinde The Guardian internet sitesinde “Peace Plans Come and Go. Obama may have to Try a Wholly New Approach” başlığıyla yayınlanmış, kısaltılmış çevirisi hurriyet.com.tr tarafından yapılmıştır.Ortadoğu barışına Obama yaklaşımı

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı