Gündem Haberleri

    Orta Asya'da yeni bir diktatörlük: Türkmenistan

    Planet
    05.11.2009 - 09:57 | Son Güncelleme:

    Lider haftanın günlerinin isimlerini kendisi ve annesinin ismiyle değiştirdi. Ehliyeti almak için ölmüş liderin hayat hikayesi ile ilgili bir sınavdan geçiyorsunuz. Türkmenistan’a hoş geldiniz.

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">THE INDEPENDENT<ı style="mso-bidi-font-style: normal">

    Shaun Walker: Lider haftanın günlerinin isimlerini kendisi ve annesinin ismiyle değiştirdi. Opera, bale ve sirk yasaklandı. Sürücü ehliyeti almak için ölmüş liderin hayat hikayesi ile ilgili sorular sorulan bir sınavdan geçiyorsunuz. Türkmenistan’a hoş geldiniz.

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal"> 

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">GERMAN MARSHALL FUND

    Ian Lesser: Türkiye değişiyor.

     

    Ülkenin imajı ile gerçekliği arasında uçurum var. Hindistan, Rusya ve ABD’de olduğu gibi paralel elitler oluştu. Dış politikadaki değişim büyük ölçüde ticari kaygılardan kaynaklanıyor ve transatlantik açıdan genelde olumlu. İsrail’le ilişkiler stratejik olmaktan çıktı.

     

    Türkiye’nin yetenekleri ve merkeziliğine sık sık referans yapılıyor. Fazla yayılma ve sulanma risklerinden pek bahsedilmiyor. Üçüncü Dünya ve Bağlantısızlar perspektifine kayış var.

     

    “Ortadoğu, Ortadoğululara aittir” söylemi güçlü. Türkiye’nin komşularına yönelik politikası İran gerilimi tırmanırsa ciddi bir denemeden geçecek.

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">FINANCIAL TIMES<ı style="mso-bidi-font-style: normal">

    David Gardner: Esas stratejik problem Afganistan değil Pakistan. Bu ülkenin yeni bir dünya görüşüne ihtiyacı var.

     

    Ortadoğu, Orta Asya ve Güney Asya’nın kesişim noktasındaki Pakistan ayrıca kendi içinde de etnik, aşiret ve İslamcı ayaklanmalarla dağılmaya yüz tutmuş bir federasyon. Pakistan askeri yetkilileri cihat yanlısı grupları kullanma düşüncesini terk etmiş değil. Sadece birkaç bin cihat yanlısı Keşmir’de 500 bin Hint askerini meşgul ediyor.

     

    Şimdi Hindistan Afganistan da etkin olmaya başlayınca ve Pakistan Beluci gerillalarını destekleyince Pakistanlı generaller aynı şeyi burada da yapmak istiyorlar. Veziristan’ı ele geçirmek ve elde tutmak için kullanılanın üç katı askere ihtiyaç var.

     

    Operasyon Pakistan Taliban’ını yok etmekten çok ona hareket edebileceği alanın sınırlarını çizmekle sınırlı gibi görünüyor. Sınırı aşarak Afganistan’da sorun çıkaran Molla Ömer, Hakkani ve Hikmetyar’a bağlı gruplar rahatsız edilmeden aktif olmaya devam ediyor.

     

    Afganistan-Pakistan sahnesindeki esas fil Hindistan’dır. 2007’de taraflar iki ülke arasındaki mevcut fiili sınırı tanıyan ama bölünmüş Keşmir arasında “yumuşak bir sınır” öngörerek yüksek derecede otonomi ve ortak kurumları mümkün kılan bir çözüme çok yaklaşmışlardı.

     

    Bu hala mümkün. Ancak böyle bir anlaşma Pakistan’ın Hindistan takıntısını ve “tavşan kaç, tazıya tut” politikasını ortadan kaldırarak onu cihatçılara karşı tam anlamıyla mücadele etmeye sevk eder.

     

    İki ülkeye de tehdit olan bu aşırı gruplar Hindistan’ın son günlerde Pakistan’a gönderdiği “barış deneme balonlarını” sabote etmek için Hindistan’a karşı eyleme geçebilirler.

     

    John Kay: Piyasa ekonomisinin yaşadığı kaotik bir evrimdir. Piyasa iyi yağlanmış bir makine değil, sürekli değişen ve şartlara uyum sağlayan biyolojik bir sistemdir. Piyasa çoğulcu, kaotik, değişken bir şeydir.

     

    Piyasa ekonomisinin başarısının üç unsuru var: Bir, fiyatlar kaynakların nasıl dağılması gerektiğine dair sinyallerdir. İki, piyasa ekonominin değişime karmakarışık bir deney süreci ile nasıl uyum sağlanacağının keşfidir. Üç, piyasanın ekonomik ve siyasi gücü yayma yeteneği vardır.

     

    Piyasa ekonomileri yeni fikirler yaratmada, bunları yaymada ve başarısız fikirleri elden çıkarmada rakiplerine göre çok daha başarılı olmuştur. İş dünyası yanlısı politikalar ile piyasa yanlısı politikalar aynı şey değildir. Piyasanın evriminin nasıl gelişeceğini bilsek ona ihtiyacımız olmazdı.  

     

    Wolfgang Munchau:  Merkez bankalarının 2003’te faiz oranlarının balon üzerinde pek bir etki yaratmadığını iddia etmeleri belki anlaşılabilirdi ama şimdi bunu yapamazlar.

     

    Ancak ekonomi toparlanır ve birçok piyasa kriz önceki balon koşullarına yaklaşırken merkez bankaları faiz hadlerini sıfıra yakın tutarak aynı hatayı hem de bu sefer daha büyük bir ölçekte yineliyorlar.

     

    Böyle bir hatayı bir kere yapmak ihmalkarlık olarak görülebilir, ikincisi ise “cezai işlem gerektiren bir beceriksizliktir”. Yeni balon ülkeler krizin zararlarını daha telafi etmeden patlayacak ki bu da bizi yeni krize karşı fazla manevra alanı bırakmayacak.

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal"> 

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">THE NEW YORK TIMES <ı style="mso-bidi-font-style: normal">

    Thomas Friedman: Pek kimse farkında değil ama ABD giderek diplomasi, ekonomik kalkınma yardımı, savunma ve hatta istihbarat konusunda özel sektör yüklenicilerine daha bağlı hale geliyor.

     

    Bu sakıncalı. Irak’taki personelin yüzde 48’i, Afganistan’dakilerin yüzde 57’si özel sektörden. Dışişleri bütçesinin yüzde 80’i özel yüklenicilere gidiyor. Tek bir özel şirketin (KBR) sadece Irak’ta orduya destek vermek amacıyla çalışan 17 bin personeli var. Bu özel personel güvenlik ve koruma sağlama, askerleri giydirme, doyurma ve barındırma, sorgulama, yerli asker ve polisleri eğitmede kullanılıyor. Hatta bunları denetleme görevi bile yine özel şirketlere verilmiş.

     

    Normalde özel sektör iyidir ama bu tür faaliyetler kötüye kullanmaya ve yolsuzluğa açık. Arada kamu çıkarı kaybolup gidebilir. ABD’nin sürekli savaşmasında çıkarı olan bir tür “yüklenici sanayi kompleksi” oluşuyor. Bu durumda dikkatli olmak gerekiyor.

     

    Avrupa kamuoyu Afganistan’daki savaşa çok sıcak bakmadığı için hükümetler ancak görüntüyü kurtaracak kadar ABD’ye yardım ediyor. Bu da bizi özel yüklenicilere mahkum ediyor.  

     

    Roger Cohen: Seçimden sonra Musavi her şeyi riske edip geri adım atmasa ne olurdu? Bilmiyoruz, bilemeyiz. Ama bazen tarihin acımasız gücünün yanında tek bir insanın tercihlerinin de hayati olabildiğini hatırlayalım.

     

    Tim Garton Ash’in dediği gibi “Tiananmen’in Çin’de yaşanmış olması Avrupa’da yaşanmamış olmasının nedenlerinden biriydi”.  

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">THE WASHINGTON POST<ı style="mso-bidi-font-style: normal">

     George Will: ABD’nin Afganistan’daki yıllık harcaması bu ülkenin gayrisafi milli hasılasından fazla. Başarı Afganların kendi hükümetlerini meşru bulmasına bağlı ama artık biliyoruz ki bu beş yıl boyunca gerçekleşmeyecek.

     <ı style="mso-bidi-font-style: normal">

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">FOREIGN AFFAIRS

    Barbara Elias: Bazılarının iddia ettiğinin aksine Taliban’ı “ayartmak” çok mümkün değil. Çünkü El Kaide ile çok içli dışlılar, savaşı seviyorlar ve ABD’nin ayrılacağını biliyorlar.

     

    Bize “dönseler” bile sonra tekrar “geri döneceklerdir.”  

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">INTERNATIONAL HERALD TRIBUNE<ı style="mso-bidi-font-style: normal">

    Ben Simpfendorfer: Bazı Çinli akademisyenler ülkenin döviz rezervlerini gelişmekte olan ülkelerde altyapı projelerini desteklemede kullanacağı bir “Marshall Planı” öneriyorlar. Bu yolla Çin mallarına talebin artacağı söyleniyor ve ülkenin kapasite fazlası probleminin azalacağı belirtiliyor.

     

    Yabancı bankalar gelişmekte olan ülke pazarlarından kendi ülkelerine dönerken ve Pekin büyük ölçüde ABD varlıklarına yatırılmış 2.3 trilyon dolarlık rezervlerinin geleceği hakkında endişelenirken bu öneri iki taraf için de faydalı olabilir.

     

    Gelişmekte olan ülkelere olan ihracatı beş yılda 190 milyar dolardan 670 milyar dolara çıkan Pekin bu pazarları giderek ele geçiriyor ve bu durum iş kayıpları ve fabrika kapatmalara neden oluyor. Eğer gelişmekte olan ülkeler Çin’in ekonomik yükselişinden faydalanmazsa Pekin’in imajı kötüleşir. Yukarıdaki türden bir Çin usulü “Marshall Planı” Çin’e yönelik mevcut ve olası olumsuz tepkileri sınırlayabilir.  

    Brahma Chellaney: 1989’dan en fazla yararlanan Çin ve Hindistan oldu. Eğer ABD ve müttefikleri Tiananmen’den sonra Çin’e ambargo uygulasalar sonuç daha az zengin, daha az açık ve daha istikrar bozucu bir Çin olurdu.

    Berlin Duvarı’nın yıkılmasından 20 yıl sonra bugün demokrasinin yayılma süreci durdu. Çin’deki türden otoriter kapitalizm demokratik değerlere ciddi bir rakip haline geliyor.

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">THE GUARDIAN<ı style="mso-bidi-font-style: normal">

    Michael Boyle: Karzai ne olursa olsun ABD’nin kendisini bırakamayacağını bildiği için gerçek reforma yanaşmayacaktır.

     

    Jonathan Freedland: Bir yıl geçti, Irak ve Afganistan’da savaş devam ediyor, Guantanamo hala açık, İran bir şey kabul etmiş değil, ekonomi hala ağır aksak, işsizlik yüzde 10, Ortadoğu barışı hala uzak görünüyor, sağlık meselesi Kongre’de arbede çıkardı, iklim konusunda ciddi adım atılacağına dair bir işaret yok.

     

    Obama kendisiyle ilgili beklentilerin çok yüksek olmasını engellemedi. Cumhuriyetçiler çok sert muhalefet yaptılar. Kendi de bazı hatalar yaptı. Örneğin, eğer Yahudi yerleşim bölgelerinin dondurulması talebinin arkasında durmayacaksa bu istekte hiç bulunmamalıydı.

     

    Ama olumlu gelişmeler de var. 640 bin kişilik istihdam yaratan 787 milyar dolarlık canlandırma paketi sayesinde ekonomi belli bir istikrar kazandı, Yüksek Mahkeme’ye Hispanik bir kadın atandı. Afganistan’da acele karar vermemesi olumlu. Sağlık yasası bir hafta içinde hazır olabilir. Eğer İran teklife olumlu cevap verirse Obama tek bir kurşun atmadan felaket olabilecek bir tehdidi etkisiz hale getirmiş olacak.

     

    Hem Obama gazeteciler gibi 100 gün ya da bir yıl gibi şeylere değil Kasım 2012’deki seçimlere bakıyor.

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">SLATE

    Anne Applebaum: Merkel’in düşük profilli kadınsı tarzı sayesinde Almanya’ın Avrupa’daki etkisi artıyor. Başka ülkeler ondan korkmuyor.

      

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">HAARETZ

    Başyazı: Suyun sıcaklığını test etmeyi kesme vakti geldi. Obama zamanını ve itibarını boşa harcamadan Filistin devletinin kurulması için bir takvimle beraber tarafları ciddi ve sürekli müzakerelere çağırmalı. Tarafların pozisyonları arasındaki büyük fark ve derin güvensizlik kararlı ve tutarlı bir Amerikan yaklaşımını gerekli kılıyor.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı