"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

’Ormancılığımızı benden dinleyin’

ORMAN idaresinde 30 yıl çalışmış, son olarak Milas Orman Bölge Müdürlüğü’nden emekli olmuş Muzaffer Turan’ın anlattıklarını okumak ister misiniz?

"Ağaçlarımız gibi hayvanlarımız, kuşlarımız, böceklerimiz de gitti.

Bizlerin yüreği daha çok yanıyor. Türkiye’de güçlü bir orman teşkilatı vardır. Ancak yıllar itibarıyla güçsüz hale getirilmiştir, insan unsuru ihmal edilmiştir.

İlk hata, 3. beş yıllık planda Orman Tekniker Okulları’nın (1973’te) kapatılması kararının alınmasıyla başladı, 1998’de de Orman Muhafaza Okulları’nın kapısına kilit vuruldu. Artık kaynağından ’ormanı bilen’ ara eleman yoktur. Bütün yük kentten çıkan, ormanda yaşamayan orman mühendislerinin sırtına kaldı. Teşkilat ilerleme kaydetti; ama kadrolar daraltıldı, çıkan yangınlarda sorunlar meydana geldi.

Bu nedenle bugün orman-halk-köylü ilişkileri gayet kopuktur. Kadroları azaltılan orman şeflerinin eli kolu bağlıdır.

MEMUR VAR, ORMAN KÖYLÜSÜ YOK Eskiden bizim yetkilerimiz vardı; bu tür yangınlara karşı bölgelerini tanıyan köylü gençleri yangın ekiplerine seçerdik. Söndürme işlemlerinde başarılı olanları mükáfatlandırırdık.

Şimdi ’sınavsız’, sendikasız’, ’sigortasız’ eleman alınamıyor.

KPSS’yi kazanmış genç geliyor, ne ormanı biliyor, ne yangını... Daha doğrusu doğayı bilmiyor. Hiçbir eğitimi de yok. Memurdan yangın ekibi olur mu? Bunlar orman köylüsü olmadıkları için tabii ki kendilerinin dışlandığını düşünüyorlar. Sahipsizlik duygusuna kapılıyorlar; mağdur olduklarını düşünüyorlar. Ayrıca ’kaçak’tan yakalanıp bir şeyine el konulduğunda veya ceza gördüğünde de kini artıyor.

MAAŞ ALAN SÖNDÜRSÜN

Orman idaresi ile vatandaş arasında güvensizlik oluşuyor böylece. En tehlikeli şey de budur. Bazı köylüler de bu durumlarda "Kim ormandan maaş alıyorsa, gitsin o söndürsün" diyebiliyor. Bunlar gerçek. Açıklamalarda kahvede okey oynayan köylülerin yangına gitmediklerinden yakınılıyor. Köylümüz öfkesini bir anda dışarıya vurmaz; ama tavrını fırsatını bulduğunda ortaya koyar.

İçten içe kızdığı hususlardan bir olgudur bu; ama çok önemlidir. Hep böyle oluyor demiyorum; ama birlikte birtakım eksiklikler olduğu apaçık ortadadır.

Eskiden bir yangın çıktığında canı gönülden giderdi ormanına... Bir ihbar gelip biz hazırlanırken, telefon edip "Söndürdük, gelmeyin" diye müjdelerlerdi.

Bir yangın ilk başta söndürülür, büyüdükten sonra iş işten geçmiş olur. Bunun maliyeti çok büyüktür. Orman şeflerinin bugün yetkileri vardır; ama yine de eli kolu bağlıdır. Halbuki kendi bölgelerini en iyi bilen bu insanlardır. Şimdi siyasi mülahazalarla tecrübesiz personel öne çıkarılıyor.

’ŞEHİR ORMANCILIĞI’ Bizler hassas bölgelerde yazları gece-gündüz ’karavan sistemi’ni getirelim diye önermiştik. Haberleşme araçlı, hatta motosikletlerin bulunduğu karavanlı ekipler; her türlü koruma ve söndürme faaliyetlerine hazır olmak üzere... Fakat ’şehir ormancılığı’ anlayışı getirilince nokta ekipler kaldırıldı. Köylü biliyor ki, ormanda kimse yok artık; herkes şehirde; ’bana ne diyebilen’ de çıkıyor.

BABADAN OĞULA ORMANCI Ormancılık hassas bir meslektir. Dünyada orman teşkilatları, en az New York itfaiye ekibi kadar saygın kurumlardır.

Ormancılık mesleği, Almanya’da babadan oğula geçer. Bir ailenin oğlu ormancı olsun diye avantajlı kriterler ön plana çıkarılıyor. Bizde böyle bir şey yok; insanlar köylerinden göç ediyor. Çünkü ormandan geçinemiyor; sosyal doku gittikçe bozuluyor.

9 BİNDEN 4 BİNE DÜŞTÜ Teşkilatın kadroları gittikçe eridi; orman muhafızlarının sayısı 9 binden 4 bine düştü. Bodrum yangını dolayısıyla arkadaşlarımızla konuştuk, bilgilerimizi aktardık. Emin olun hepsi çok sıkıntılıydı, teşkilatın zafiyete uğratılmasından üzgündü. Orman Genel Müdürlüğü çok güçlü bir kuruluş, bunun ayakta tutulması lazım.

Buna karşın işler özverili insanların omzu üzerine binmiştir.

’TEKEL’ OLUNUNCA NASIL KIYASLANACAK Bizim ormancılığımız ’tekel’ konumundadır. Rakibi yok. Böyle olunca elbette onun dediği kabul edilmek zorundadır. Nasıl önce özel bankalar otomasyona geçti, sonra da devlet bankaları ve fark da ortaya çıktı. Siz benim yaptığım hep doğru deyince bir kıyas yapamıyorsunuz tabii. Orman yanmış; ama nasıl neden yanmış, yanıtı yok.

AĞAÇTAN ÖTE CANLI DA GİDİYOR Biz orman yangınına çam ağacı yandı diye bakıyoruz. Halbuki, binlerce bitki çeşidi var, canlılar var. Ne yazık ki bunlarla doğayı değerlendirmiyoruz.

’Türk’ adı yine gitti

KIZILAY’daki MEB Yayınevi’nde kitaplara göz atayım dedim. Milli Eğitim Yayınları kurulduğundan beri ’Batı Klasikleri’, ’Şark Klasikleri’ ve ’Türk Klasikleri’ adı altında temel kitapları okuyucusuna sunar. Baskı kalitesi düşük de olsa sıkça basım-dizgi hataları da yapılsa, bu kitaplar önemli bir boşluğu doldurur yıllardır. Ama bu dizilerin birisinin adını değiştirmiş MEB.Türk Klasikleri’nin adının ’Milli Klasikler’ olarak değiştirildiğini görünce şaşırdım.

Yanılıyor muyum diye kütüphanemdeki kitapları inceledim, 1940’larda da, 1970’lerde de, 1980’lerde de bu serinin adının ’Türk Klasikleri’ olduğunu gördüm.

Bu değişim bir tesadüf mü? Türk kelimesine duyulan bir tepkinin sonucu mu? Bu değişimi küçük ve önemsiz görebiliriz.

Ama unutmayalım ki; bir mıh bir nalın, bir nal bir atın, bir at bir ordunun sonu olabilir.

Fazlı KÖKSAL

’Yaz tatili’ 35 güne indi

EGE’den bir kentin belediye başkanı, "Daha ağustos bitmeden kentlerimiz boşaldı; aileler ve çocukları kurs ve okul peşine düştü" diyor.

Kıyı bölgelerinde tatil süresinin 35 güne indiğini savunuyor.

Okullar kapanıyor, sınavlar başlıyor; eylül gelmeden dershaneler açılıyor ve kayıt telaşı başlıyor.

Sınav, kurs derken koca yaz tatili ölüyor.

Milli Eğitim, ’klasikler’ler kadar ’eğitim takvimi’ için kafa yorsa; Ege ve Akdeniz bölgeleri için yeni bir eğitim takvimi belirlese; olmaz mı?

Valiler, Temel Eğitim Yasası’na göre, 180 iş günü hesabıyla bu yetkiyi neden kullanmazlar? Hem dünyanın en az eğitim süresine sahibiz hem de sağlıklı bir program ortaya koyamıyoruz.

Eğitim sektörü, turizm sektörüne karşı daha ’baskın’ çıkıyor.

Üretici mi ’Pakize’ mi daha önemli

BRAVO
Tarım Bakanı Mehdi Eker’e, ülkemizdeki tarımın ve çiftçinin tüm sorunları çözülmüş. Ülkemiz bolluk ve refah içinde, üretici halinden çok memnun, ürünleri iyi para ediyor. Tarım ürünleri ihracında önemli mesafeler kat ettik. Sayın Bakan’ın yapacağı başka bir iş kalmamış, medya ordusunu başına toplamış, Ankara hayvanat bahçesinden bir süre önce kaçan ’Pakize’ isimli piton yılanının yakalanışını ballandıra ballandıra anlatıyor.

Pes doğrusu!

M.Sinan ÖZTAN-İZMİR
X