"Fatih Çekirge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Çekirge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fatih Çekirge

Onlarla da bağ kurulmuş

GERÇEK bazen parçalar halinde ortaya çıkıyor. Ve her detay tıpkı bir lego gibi "büyük gerçeği" tamamlıyor, yaratıyor...

/images/100/0x0/55eb4800f018fbb8f8b71059Ben o büyük gerçeğe "kamusal gerçek" diyorum.

Bu hafta kamusal gerçeğe birkaç parça da ben ekliyorum...

Şimdi başlıklar halinde sıralayalım:

Önce Ertuğrul Özkök’ün sorduğu şu soru:

- Teröristbaşına, "Bu sorunu seninle çözelim" diyen bir teklif götürüldü mü? Böyle bir pazarlık oldu mu?

Birinci ağızdan şu cümleyi biliyorum:

- MİT olarak bizim görevimiz, gerekirse yılanla bile konuşmaktır. Herkesle temas ederiz. Düşmanla bile...
/images/100/0x0/55eb4800f018fbb8f8b7105b
Şimdi bu sözü temel alarak gelişmelere bakalım:

- Barzani, MİT Müsteşarı Emre Taner’e "Siz bir adım atın. Biz de silahsızlandıralım" dedi...

-
2007 Aralık ayında Ankara’daki zirvede, MİT Müsteşarı şu mesajı verdi:

"Şu anda eylem yok, bir şeyler yapılmazsa eylemler yeniden başlayacak." (Nitekim bugün başladı.)

Gelinen son nokta şuydu:

- MİT Müsteşarı Emre Taner, Talabani ve Barzani ile temas etmişti.

-
PKK’ya gelince; örgütün üçlü görüntüsü vardı. İmralı-Murat Karayılan (dağ)-Zübeyir Aydar (Avrupa). Bu temaslar da sağlandı.

- Gelişmeler Ankara’da devletin en yetkili isimlerine aktarıldı. Bu elbette bir çalışmaydı. Bir plan... Abdullah Gül’e aktarıldığını biliyoruz...

- Amaç teröriste silah bıraktırmaktı. Dağdaki yönetim kademesinin dağıtılmasıydı. İşte bu kapsamda teröristbaşıyla da, dağdakilerle de bazı dolaylı temaslar oldu.

- Sonuç olarak, plana göre "mağlubu olmayan" bir çözümle silahlar bıraktırılabilirdi. En azından beklenti buydu.

- Ama hükümet bir tavır alamadı. Olumlu olumsuz bir cevap veremedi. Ve özelikle asker, (dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt
ve Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlker Başbuğ) plana yanaşmadılar. İkna olmadılar. Dahası uzak durdular. Böylece dağdan indirme planı ortada kaldı...

PEKİ NE İSTENİYORDU


Barzani görüşmede şu mesajı vermişti:

- Siz de birkaç adım atın.. Örneğin seçim barajını yüzde 5’e indirin. Anayasa’da kültürel zenginliklerden bahsedin.

Bu da geri tepti... Böylece iş yine silahlara kaldı...

Bu noktada şunu söylemeliyim:

Yapılan çalışma kesinlikle "Öcalan’la, yani teröristle pazarlık" değildi... Kanın durması için bir stratejik hazırlıktı... Bu nedenle "Gerekirse yılanla bile temas ederiz" sözü önemlidir... Ki temas edilmiştir... Ve belki de hálá edilmektedir...

Bu yüzden Ertuğrul Özkök’ün sorduğu sorunun, bir suçlu aranıyormuş gibi algılanarak "sürek avı"na dönüştürülmesi yanlıştır.

İKİNCİ YAZI

Bizim dağlardan gelip vurmuşlar

HÁKİM sorular şuydu:- Aktütün Karakolu’na saldıran teröristler Kuzey Irak’tan geldilerse nasıl görülmediler?

- ABD bize uydu istihbaratıyla bilgi verdiğine göre bu nasıl atlandı?

- Acaba ABD bize bilgi vermedi mi?

ABD’nin Ankara Büyükelçiliği Basın Sözcüsü Kathryn Schalow arayıp açıkça söyledi:

- Türkiye ile aramızdaki istihbarat paylaşımında bir kesinti yoktur. Üstelik bu program dünyada en iyi işleyen programlardan birisidir...

Bu sözlerden anlayacağımız şudur:/images/100/0x0/55eb4800f018fbb8f8b7105d

ABD Kuzey Irak’la ilgili istihbarat vermeye devam ediyor... Yani gelen teröristleri görmemek diye bir şey yok...

Şimdi sıkı durun.

Yaptığım konuşmalardan, aldığım bilgilerden çıkarttığım sonuç şudur:

- Kuzey Irak’la ilgili bir istihbarat bilgisine, bir uydu görüntüsüne gerek yoktu. Çünkü teröristler zaten içeriden gelmişti. Kuzey Irak’tan değil... Yani bizim dağlardan...

Evet işte korkutucu olan budur... Kuzey Irak’tan kilometrelerce yol gelinmedi. Oradalar, hemen yanıbaşındaki dağlarda...

Öyleyse "ABD bize Kuzey Irak’tan istihbarat görüntüsü vermedi" iddiası burada çöküyor.

ABD’Yİ SUÇLAMAYIN

Çünkü ABD şöyle diyor:

- Saldıranlar sizin dağlarınızdan geldi... Sorun sizin sınırlarınızın içinde.

Aynı cevap, Barzani ya da Talabani’den de geliyor...

- İşte geldiniz, bombaladınız. Karadan girdiniz. Havadan hálá da bombalıyorsunuz. Daha ne istiyorsunuz?

Bu cevaplar Türk kamuoyuna yansımıyor olabilir. Ama eğer bu şekildeyse kimseyi kandırmanın anlamı yok...

Terör örgütü eğer hálá bu gençleri kandırıp dağlara çekilebiliyorsa;

Bu gençleri ölüme çağırıyor ve ikna edebiliyorsa,

Önce bunu düşünmek gerekiyor...

Yoksa her baskından sonra Kuzey Irak’a doğru kükremenin bir anlamı kalmıyor...

ÜÇÜNCÜ YAZI

DTP’yi kapatıyor, İKDP ile konuşuyoruz

ŞU manzaraya bakın... Talabani ve Barzani’den "iyi niyet" bekliyoruz... Görüşmeler yapıyoruz. Notalar veriyoruz... Şimdi bir "diplomatik atak" hazırlığı var..

Talabani ve Barzani ile görüşülecek. PKK ile birlikte mücadele için Barzani ile ortak strateji geliştirilecek...

Ne garip... Bir ülke düşünün ki;

Kendi parlamentosundaki seçilmiş milletvekilleriyle temas edemiyor, konuşamıyor. İyi niyet iflas etmiş... Onlarla konuşulmuyor ama gidip onların, "üç liderimizden birisi Mam Mesut (Mesut Amca)" dedikleri Barzani ile konuşuluyor.

Barzani de her seferinde adresi "onlar" olarak gösteriyor...

Barzani "İçeride bir şeyler yapın ben de yardımcı olayım" diyor... Barzani’nin "içeri" dediği yer "konuşulmayan milletvekilleri"...

DTP yani... Cevap şu:

- Olmaz! Biz içeride DTP’yi kapatıyoruz. Dışarıda Barzani’nin IKDP’si (Irak Kürdistan Demokrat Partisi) ile konuşuyoruz...

Nasıl bir çelişki, nasıl bir paradoks bu?

DÖRDÜNCÜ YAZI

Şehirleri ’kurtuluş’ komedisinden kurtarın

İŞTE Gaziantep’in kurtuluş töreni... Manzara şu: Marşlar çalıyor. Kurusıkı tüfekler patlıyor. Toplar atılıyor. Allah Allah nidaları yeri göğü kaplıyor. Kimi zaman cumhurbaşkanı, belki başbakan ya da o ilin bakanı, valisi ön sırada bu ilkel müsamereyi izliyor... Sahnede Fransız üniforması giymiş bir kişi yere yatırılıyor. Kimisi kurşun atıyor. İmam tekmeliyor. Asker vuruyor. Ahali yumrukluyor. Fransız üniforması ayaklar atında eziliyor. Cumhurbaşkanı alkışlıyor. Dışişleri Bakanı ayağa kalkarak, "bravo" diyor...

Sonra Ankara’ya dönüyorlar... Ve Dışişleri Bakanı kendisini ziyarete gelen Fransız Büyükelçisi’ne şöyle diyor:

- İki ülkenin geçmişten gelen köklü ilişkileri var (tekme tokat bir ilişki). Avrupa Birliği bizim temel rotamızdır. Lütfen bizi engellemeyin. Bize bir tarih verin. Medeniyetler ittifakı bozulmasın... Dünya barışı için...

Bu defa Antalya’dayız... Şehrin düşman işgalinden kurtuluşu canlandırılıyor:

- İtalyan bayrağı, İtalyan üniformalı asker ayaklar altında... Dayak yiyor... Millet tükürüyor... Devlet erkanı yine ön safta alkışlıyor..

İtalyan askeri tekmelendikten sonra Başbakan Erdoğan arkadaşı Berlusconi ile iftarda buluşuyor... Başbakan şöyle diyor:

- İki ülke arasında tarihi bağlar var (tekme tokat)...

Evet her yıl şehirler sırasıyla tekme tokat kurtuluyor... Her yıl törenle adamların askerlerini tekmeliyoruz. Bayraklarını yakıyoruz. Devlet erkanı ön safta alkışlıyor. O büyükelçiler bunları televizyonlarda izliyorlar. Sonra gidip "Bizi AB’ye alın, sizi çok seviyoruz" diyoruz...

Bu nasıl bir anlayıştır. Bu nasıl bir zihniyettir... Birisi bu komediye son verebilir mi artık... Tamam geçmişimizden kopmayalım ama, bugüne uygun mantıklı bir kutlama programı yapılamaz mı?

BEŞİNCİ YAZI

CSO’yu izleyecek

MERAK ediyorum... Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın bir konserine gitmeyecek mi? Bir opera? Ya da bir bale... Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen’e sordum.../images/100/0x0/55eb4801f018fbb8f8b7105f

"Tam zamanında sordunuz" dedi ve devam etti:

- Sayın Cumhurbaşkanı 12 Kasım’da CSO’nun konserine gidiyor. Salonda her şey yenilendi. Çok iyi bir yatırım yapıldı. Doğuş Grubu sponsor oldu. Başarılı bir çalışma yapıldı.

Doğrusu sevindim. Biraz buna ihtiyacımız var... Farkında mısınız? Çocukluğumuzda 23 Nisan Balosu diye bir şey vardı... Dans ederdik... Ankara "dansı" unuttu. Resepsiyonlar, yemekler, balolar unutuldu... Yabancı büyükelçiler onuruna verilen kokteyller, konserler yok... Bu şehir el ele tutuşmayalı çok oldu... Tamam ülkeyi yönetenler sevmiyor olabilir. Ama kendi içindeki farklı kültürleri buluşturamayan bir ülke, dünyada medeniyetler ittifakını nasıl kuracak? Bu yüzden Cumhurbaşkanı’nın 12 Kasım’daki açılımını önemsiyorum...

X