Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Onlar da haklılar

Serdar TURGUT

Haberlerde duymuşsunuzdur mutlaka, Amerika'da bir grup insan 24 Mart günü Tanrı'nın kendilerine televizyondan sesleneceğine inanıyormuş.

Bu nedenle grubun üyeleri tüm o günü televizyonlarının başında geçirmişler.

Sonucu merak edenler için bu beklentilerinin boşa çıktığını baştan söylemeliyim.

Yanlış anlamayın beni, bu adamlarla alay etmek niyetinde değilim.

Ancak gün boyu televizyonlarının başına çakılı kalmadan önce bana bir danışsalardı, boşu boşuna vakit de harcamazlardı.

Çünkü eğer böyle bir şeyin azıcık gerçekleşme olasılığı bile varsa, yani Tanrı bir gün insanlara televizyondan seslenmeye karar verirse, bunun ancak ve ancak Reha Muhtar'ın haber programında olabileceğini ben ve diğer Türkler çok iyi bilmekteyiz.

Böyle bir olayı Reha'nın atlaması, bu reyting imkanını kaçırması kesinlikle imkansızdır.

***

Tamam kabul ediyorum tüm bu gerçekleri bilmeme rağmen ben de o gün Teksas'ta olsaydım ben de aynen televizyonun başına çakılı kalırdım. İtiraf etmeliyim ki ben de acayip olayların durup dururken olabileceğine gönülden inanıyorum. Uzun yıllardır tuhaf insanlara muhatap olmamdan kaynaklanan bir deformasyon bu.

Kötü biliyorum ama sonuçta benim deformasyonum bu işte, ne yapayım, atsam atamam, satsam satamam, o yüzden de onu kabul ettim artık.

Orada televizyonun önünde malak gibi yayılıp, pür dikkat seyrederdim ve hatta zaping bile yaparak Tanrı hangi kanalda konuşmasını yaparsa yapsın onu kaçırmamaya özen bile gösterirdim.

***

Neden tuhaf adamların lafına hemen inanıyorsun diye soruyorsanız onu da anlatayım.

Vakti zamanında ben de sizin gibi normal ve sıkıcı bir insandım. Normal olmayan davranışları elimin ucuyla iterdim.

Bir gün bizim üniversitenin girişinde bir adam gördüm.

Adamı gördüğüm anda da had safhada delirmiş olduğuna karar verdim. Çünkü adam sürekli olarak geri geri yürüyordu.

Diyelim ki oturduğu masadan kalkıp büfeye kahve almaya gidecek. Geri geri yürüyor ve kahveyi aldıktan sonra da geri geri yürüyüp masaya geliyordu.

İçime bir şüphe de düşmedi değil o anda. Adamın bunu sadece ilgi çekmek için yapıyor olabileceğini düşündüm.

Ve bir gün kafaya takıp adamı ünüversiteden çıktıktan sonra da takip etim. Size yemin ediyorum, adam evine kadar aynen bu şekilde, geri geri yürüdü. Hatta süpermarkette alışverişini de aynı şekilde yaptı. Evinin merdivenlerini de geri geri çıktı. Anlıyamadığım iki şey vardı. Birincisi doğal olarak adamın neden böyle yürümeyi tercih ettiğiydi. Bunun cevabının basit olacağına, adamın tımarhaneye götürülmesiyle herşeyin açığa çıkacağına emindim.

İkinci anlayamadığım şey ise daha karmaşıktı.

Bu dediğim olay, 1977 yılında New York'ta oluyor.

O tarihlerde New York sokaklarında fazla dikkat çekmek pek hayra alamet bir şey değildi.

O zaman sokakların ilkesi şuydu: Eğer üzerine dikkatleri çekiyorsan ya ölmeye ya da öldürmeye hazır ol.

Ben bunu bildiğim ve başımdan bir iki olay geçtiği için, kısa süre içinde tamamen topluma karışayım diye Porto Riko'lu gibi davranmaya başlamıştım.

Hatta o zamanlar bıyığım da olduğundan dünyanın en çirkin Porto Riko'lusu edasıyla yürüyordum sokaklarda. Herkes bana acıdığından olmalı, en belalı ortamda bile bana tek bir fiske bile vurulmadı. Hatta çoğu zaman beni yok bile farzettiler.

İşte bu koşullar altındaki bir şehirde, sokakta geri geri yürümek gerçek anlamda bir çılgınlıktı. Ve yaptığım bilimsel hesaplara göre geri geri yürüyerek sokakta dikkatleri üzerine çekme kavramına yepyeni bir boyut getiren bu adamın onu ilk gördüğüm günden beş yıl önce filan öldürülmüş olması gerekiyordu.

***

Sonradan adamla tanıştım ve onunla konuştum.

İki şey açığa çıktı onunla konuşmamda:

1- Kimse ona bulaşmıyordu, çünkü sokaktaki en vahşi katiller bile geri geri yürüyen ve bunu hiç düşmeden başaran bir adamdan gerçek anlamda korkmuşlardı. Çivi çiviyi söker ilkesinin bir başka tezahürüydü bu.

2- Adam deli filan değildi. Felsefeciydi. Geri geri yürümesi de onun felsefi bir tavrıydı.

Şimdi felsefesinin detaylarına inmek istemiyorum ama şunu da söylemeliyim ki, ben onu tanıdığım günden itibaren felsefeye olan inancımı tamamiyle kaybettim.

Uzun lafın kısası demek istediğim şu:

İlk bakışta tuhaf görünen şeylere inanları hemen elinizin tersiyle itmek doğru değil.

Bunun için, Tanrı televizyonda konuşacak diyorsa birisi, hemen kafayı yemiş damgasını vurmayın ona. Çünkü kimbilir bakarsınız geri geri yürüyen adam gibi onun da belki bildiği bir şey vardır.













X