"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Önemli olan etnik kökenleri değil!

PETKİM’in yüzde 51’ine 2 milyar 50 milyon ABD Doları veren Kazak-Rus ortakların kimlikleri, "ırkçı" yorumlara neden oldu.

Özellikle Rus ortak yatırım bankasının sahibinin Ermeni olması, bu "ırkçı" eleştirilerin nedeni.

Birçok konuda olduğu gibi bu olayda da sap ile saman birbirine karışıyor.

Oysa bu satışta eleştirilmesi ve üzerinde ciddiyetle durulması gereken şey çok başka!

Özelleştirme ihalesini kazanan konsorsiyumun ortaklarından biri Muhtar Abliyazov, "yolsuzlukları" nedeniyle Kazakistan Enerji Bakanlığı görevinden alınmış ve bir yıl hapis yatmış bir işadamı. Yaşı kırklara henüz dayanmış bir genç adam.

Diğeri, Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev’in damadı Timur Kulibayev. 2.1 milyar doları bulan kişisel servetiyle Forbes’in zenginler listesinde yer alıyor.

Diğeri saçı henüz ağarmamış bir zengin işadamı, Rifat Rizoyev.

Hepsi 15 yıl önce Kazakistan bağımsız bir ülke olduğunda ya üniversite öğrencisiydiler ya da okullarını yeni bitirmişlerdi.

Ermeni olduğu için eleştirilen Vardanian da onlardan farklı değil.

Bu servetler hiçbirine babalarından kalmadı.

Google, Microsoft, Apple gibi yeni teknolojinin olanaklarından yararlanarak büyük buluşlar yapıp bir anda zengin de olmadılar.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından yerel iktidarları ele geçiren ailelerin yolsuzluklarla sahip oldukları servetlere sahip bir avuç oligark bunlar.

Eleştirilmesi gereken, Türkiye’nin önemli bir sanayi şirketinin böyle ellere geçmiş olması, hangi etnik kökenden geliyor olmaları değil.

Bu kişiler sahip oldukları işletme bilgisi, işlerini yönetme biçimleriyle değerlendirilmeli.

Petkim gibi değerli bir şirketi iyi yönetip yönetemeyecekleri, ülkelerinde öğrendikleri iş yapma alışkanlıklarını burada da devam ettirtip ettirmeyecekleri irdelenmeli.

Irkçı yorumlar, her şeyden önce bu tür değerlendirmelerin yapılmasını engelliyor, dikkatlerden kaçırıyor.

O karikatür Selçuk Erdem’in

CUMARTESİ günü, yarım yamalak hatırladığım eski bir karikatürden söz ederek "Kendinden kaçabilmek mümkün mü?" başlıklı bir yazı yazmıştım.

O karikatürün kime ait olduğunu hatırlayamıyordum.

Bir meslektaşım, gönderdiği bir e-posta ile bu eksikliğimi tamamladı.

Karikatür Selçuk Erdem’e aitmiş ve Penguen’de yayımlanmış.

Bir "uzaylı" ile bir "dünyalı"nın yer aldığı karikatürde diyalog tam olarak şöyle:

Uzaylı: "Merhaba dünyalı, 100 milyon ışık yılı uzaklıktaki bir galaksiden geliyorum."

Dünyalı: "Peki kendinden kaçabildin mi?"

Uzaylı: "Hah, hasta çıktı adam."

Bu vesileyle tekrar düşünebiliriz: Kendinden kaçabilmek o kadar kolay mı?

Türk markaları nasıl rekabet edecek?

NEDİM Özbek, Polonya’da kurduğu tekstil işiyle önemli markalar yaratmış bir Türk işadamı. Cumartesi günü Sabah’ta Özbek ile yapılan röportajı okurken, aylar önce bu köşede yazdığım bir yazıyı hatırladım.

O yazıda kent içinde çok sayıda alışveriş merkezi açılmasının trafik üzerinde yaratacağı olumsuz etkiler ile yeni gelişmeye başlayan Türk hazır giyim markalarının kaybettikleri rekabet avantajından söz etmiştim.

Alışveriş merkezlerinin kent merkezlerinde kontrolsüz olarak açılmaları, Türkiye pazarına girmek isteyen yabancı markaların işini çok kolaylaştırıyor.

Oysa Avrupa’nın önemli merkezlerinde kent içlerinde bu tür yeni merkezler açılamadığı için yerli markalar önemli bir rekabet avantajı sağlayabiliyorlar.

O röportajdan öğrendiğime göre, yeni açılan ve açılmak üzere olan alışveriş merkezlerinde yabancı önemli markalara önemli avantajlar da sağlanıyormuş.

Yabancılardan ciro üzerinden makul bir kira talep edilirken, yeni gelişmekte olan Türk markalarından metrekare başına ciddi kiralar talep ediliyormuş.

Bu da ister istemez fiyatlara yansıyan ve rekabet şartlarını yabancı markalar lehine değiştiren bir uygulama.

Araştırdım, benzer avantajlar az sayıdaki büyük Türk markası için de geçerliymiş.

Alışveriş merkezlerinin ortak giderlerine katılım konusunda da bu tür büyük markalara önemli avantajlar sağlanıyormuş.

Özellikle eski Doğu Bloku ülkelerine gittiğimde, ülkemizde hiç tanımadığım birçok Türk markasına rastlıyorum.

Bu röportajı okuyunca o markaların neden kendi ülkelerinde tanınmadıklarını daha iyi anladım.

Rekabet Kurulu, bu işlere ne diyor acaba?
X