Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Önemini bilen yok...

<B>ÖNÜMÜZDEKİ</B> cumartesi, <B>Bilgi Edinme Hakkı </B>Yasası yürürlüğe giriyor. Bu büyük bir reform. Ama kimsenin haberi yok.<br><br>Buna bakınca insan, <B>tarihimizdeki önemli reformların </B>karşılaştığı ilgisizliği daha iyi anlıyor.

Oysa bu yasa tıpkı 1839’da ilan edilen Gülhane Hatt-ı Hümayunu gibi...

Tıpkı 1876’da ilan edilen Birinci Meşrutiyet gibi...

Tıpkı 1908’de ‘Hürriyet, adalet, müsavat’ getirecek diye ilan edilenİkinci Meşrutiyet gibi önemli...

Atatürk devrimlerini saymıyoruz. Çünkü onların yeri çok ayrı. Daha doğrusu onlar, yukarıdaki reformların getirdiği ‘yarım yamalak tedavi’ sonuç vermediği için uygulanan radikal tedavi önlemleridir.

Bugünkü reformun önemini anlatabilmek için vurgulanması gereken gerçekler var:

Osmanlı ile birlikte sayarsanız 700 yıllık Türk devleti, vatandaşla paylaşmaktansa, tozlu raflarda küflenmesini tercih ettiği bilgileri ilk defa bu cumartesi gününden itibaren vatandaşların istifadesine sunuyor. AKP’nin konuyu sahiplenmesini inkar edemeyiz ama Gülhane Fermanı ve öteki Osmanlı reformları gibi bu da Avrupa Birliği’nin baskıları sonucu yapılıyor...

Oysa dünyanın en gelişmiş demokrasisine sahip İsveçliler, kamu kurumlarının elinde bulunan bilgileri talep edip öğrenme hakkını 1766’dan beri, yani tam 238 yıldır kullanıyorlar.

Biz matbaayı da Avrupa’dan 273 sene sonra kullanmaya başladık değil mi?

Uygarlık treni yola çıkarken bizim nelerle meşgul olduğumuzu ve hangi nedenle geride kaldığımızı hálá merak eden var mı?

Bu cumartesi günü yürürlüğe girecek olan yasanın içeriğine ve uygulamaya ilişkin konulara (yer olmadığı için) sonra değineceğiz. Ancak bundan önce dikkatinize sunmaya değer birkaç gerçek var:

Bu yasa Basın Konseyi’nin önce 1989’da dile getirdiği, 1990’da ‘Anayasal bir hak’ olarak kabul edilmesini ‘somut’ öneri şeklinde siyasi partilere sunduğu ve sonraki yıllarda ‘Halkın gerçekleri öğrenme hakkı’ şeklinde çokça sözü edilen bir temel demokratik hakkı yaşama geçiriyor.

Ancak ilginçtir... İngiltere bu konuya 1991-92’de ilgi gösterdi. Kamuoyu konuyu, 10 yıla yakın süre, ‘şöyle mi olsun, böyle mi?’ diye uzun uzun tartıştı. Sonunda Tony Blair hükümeti 2000 yılında yasayı çıkarttı. Ama yasanın uygulanmasını, gerekli hazırlıkların tamamlanmadığını ileri sürerek 1 Ocak 2006 tarihine erteledi.

Oysa Türkiye’de yasa, 24 Ekim 2003 tarihli Resmi Gazete’de yayınlandı. Yürürlüğe girmesi de ilgili hükme göre 6 ay sonraya, yani 24 Nisan’a bırakıldı.

Ancak... Dediğimiz gibi ‘içerik’ ve ‘uygulama’ ile ilgili konulara sonra değinmek kaydıyla dikkatinizi çekmek istiyoruz:

Yasa yürürlüğe giriyor ama daha yasanın uygulanması için yürürlüğe konulması gereken yönetmelik bile Bakanlar Kurulu’nca yayınlanamadı.

Yani Avrupai bir reformu yine Türk usulü yapıyoruz...

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI