"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Önden buyurun direnişçi CHP’liler

BAZI CHP’li milletvekilleri, yurttaşlara “Direnişe geçin” diye çağrıda bulundu.

-  “Direnmek hakkınızdır” diyerek...
-  “Eski tip bir hamaseti” ihmal etmeyerek...
-  “Emperyalizmin yerli işbirlikçileri” vurgusuna sığınarak...
-  “Milli Kuvvetler” ruhunu öne çıkararak...
-  “Atatürk’ün Bursa Nutku”nu rehber alarak...
-  “Kalk ey ehli vatan” diye slogan atarak...
Kısacası...
Bir tür “Gün doğdu hep uyandık / Siperlere dayandık” tadında bir çıkış yaptılar.
* * *
CHP’lilere göre...
Her yer işgal edilmiş... Vatan yabancılara peşkeş çekilmiş... Dâhili emeller harici emellerle tevhit edilmiş... Yargı elden gitmiş... İhanet kol gezmeye başlamış...
Yani “kurtuluştan önceki” gibi bir manzara ile karşı karşıyaymışız.
Buna karşı yapılacak tek bir şey kalmış: Vatandaşın direnme hakkına sahip çıkması.
Yani “tek yol direniş” imiş.
Peki bu “Direniş” nasıl olacakmış?
İşte bu sorunun yanıtı yok ortada...
Sadece CHP’li İsa Gök’ün anımsattığı bir “nutuk” var elde...
Atatürk’ün “Bursa Nutku”...
* * *
Ne demiş Atatürk, tarihi “Bursa Nutku”nda?
Şöyle demiş:
“Türk genci devrimleri güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük kıpırtı ve davranış duydu mu, ‘bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır’ demeyecektir. Hemen araya girecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla, nesi varsa onunla kendi eserini koruyacaktır.”
Yani?
CHP’li İsa Gök’e göre...
Zaman silahı, taşı, sopayı alıp sokağa dökülme zamanı...
* * *
Atatürk, Bursa’da böyle bir nutuk verdi mi, vermedi mi, yıllardır tartışılır.
“Verdi” diyenler de bir sürü delil sunar, “Vermedi” diyenler de.
Sanki “verdiği” kanıtlanırsa, elde silah, taş sopa, sokağa çıkmak meşru hale gelecekmiş gibi.
Ya da...
Sanki “vermediği” kanıtlanırsa, elde silah, taş, sopa, sokağa çıkmak gayrimeşru hale gelecekmiş gibi.
Hiç kimse çıkıp da...
“Verdiyse de, vermediyse de silah, taş, sopa ile sokağa dökülmek caiz değildir” demez.
* * *
Buradan CHP’li milletvekillerine sesleniyorum:
Bugünkü iktidarın uygulamalarından bu kadar kaygı duyuyorsanız, vatandaşa “direniş çağrısı” yapmak yerine...
Şöyle bir doğrulun da...
-  Yargının kuşatılmasına karşı etkili muhalefet yapın.
-  Çelişkili mesajlarla milletin kafasını karıştırmaktan vazgeçin.
-  Kürt sorunu konusunda iki ileri bir geri adım atmayın.
-  Adam gibi bir özgürlük söylemi tutturun.
-  Kıyılara sıkışıp kalmayın.
-  Gecekondulardan çıkmayın.
-  Ergenekon, laiklik gibi temel konularda doğru dürüst bütüncül bir politika belirlemeyi başarın.
-  Memleketin içinde bulunduğu iktisadi durumla ilgili ortaya adam gibi bir veri koyun...
Yok, ille de “Bunlarla olmaz, direniş şart” diyorsanız...
O zaman önce siz milletvekilliğinden istifa edip şöyle bir direnişe geçin bakalım...
Belki vatandaş o zaman arkanızdan gelir.

Liberal örfi idare

ZAMAN Gazetesi’nin liberal yazarı İhsan Dağı, kendisi gibi liberallere sesleniyor gazetesindeki köşesinden...
Diyor ki:
“Sırası mı canım şimdi AK Parti ile kavga etmenin?”
Ardından da “asıl tehlike”ye işaret ediyor:
“Halkını tehdit eden bir Genelkurmay var ortada. Önce onunla mücadele edelim.”
Özetle... Liberal İhsan Dağı, sıralamayı şöyle yapıyor:
-  BİR: Önce Genelkurmay ile kavga...
-  İKİ: Ardından tam demokrasiye geçiş...
-  ÜÇ: Ve en sonunda belki sıra AK Parti’ye gelir.
* * *
Şu “Şimdi sırası değil” lafı var ya...
Bu laf, bir örfi idare lafıdır.
Sıkıyönetim gerekçesidir. Olağanüstü hal bahanesidir.
Otoriterler bayılırlar “şimdi sırası değil” tekerlemesine...
Ortadoğu’daki zulüm rejimlerinin hepsi, “şimdi sırası değil” gerekçesine sığınır.
Mesela Mısır’da Enver Sedat öldürüldüğü günden beri, yani 30 küsur yıldır, “şimdi sırası değil” gerekçesiyle Hüsnü Mübarek tasallutu yaşanıyordu.
30 küsur yıl... Dile kolay.
Sözün özü: Otoriter yönetimler, “şimdi sırası değil” üzerinden gemisini yürütür.
* * *
İhsan Dağı’nın yaklaşımından anlıyoruz ki...
Otoriter yönetimler açısından hayli “kullanışlı” olan “şimdi sırası değil” yaklaşımı, bir tür “entelektüel sıkıyönetim” adına da devreye sokulabiliyormuş.
Şöyle ki:
-  “AK Parti hükümeti giderek muhafazakarlaşıyor” mu dediniz? Liberal İhsan Dağı hemen atılır: “Tamam ama şimdi sırası değil.”
-  “Ama yüksek yargıyı ele geçirme çabası çok yanlış” mı dediniz? Liberal İhsan Dağı hemen atılır: “Tamam ama şimdi sırası değil.”
-  “Özgürlükler kısıtlanıyor, öğrenciler dövülüyor” mu dediniz? Liberal İhsan Dağı hemen atılır: “Tamam ama şimdi sırası değil.”
Kısacası liberal yazar, “Ordu var, asker var, Genelkurmay var. Önce şunları bir halledelim. Sıra AK Parti’ye de gelir, o zaman ben de itiraz ederim” demek istiyor.
Ama ne çare ki...
Tıpkı Mısır’da olduğu gibi bizde de zaman su gibi akıyor.

Hadsizle tartışmak

ADAM, en saldırganından bir Vakit yazarı...
Laf ebeliği yapıyor, demagoji yapıyor, konuşturmuyor, dinlemiyor, muhatabının soyadını kasten yanlış söyleyerek güya laf sokuyor, gayet ilgisiz konuları gündeme getirerek konuyu mecrasından saptırıyor, düzeysiz bir şovla muhataplarını sözde madara ediyor.
Terbiye yok, nezaket hak getire...
Pervasızlık, küstahlık, cehalet kol geziyor.
Yadırgamıyorum: Adamın tıyneti, mizacı, karakteri buna uygun.
Hadi Habertürk adlı mecra, “ortalık kızışsın” diye bu adamı ekrana çıkarmayı içine sindirebiliyor.
Peki İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocakasal ile Cumhuriyet yazarı Ali Sirmen’e ne oluyor?
Neden bu nezaket yoksunu adamın karşısında “tartışma yapma” çabası içine girmeye rıza gösteriyorlar?
O adamla tartışırlarken aradaki farkın hissedilmeyeceği tehlikesine nasıl atılabiliyorlar?
Hadi diyelim hiçbirini hesap edemiyorlar, bir hadsize verilecek en büyük mükâfatın, onu muhatap almak olduğunu da mı kestiremiyorlar?

X