Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Onbir gün sonra 41'den gün alıyorum ben

“Vay vay” diyorum, acısıyla tatlısıyla Allah’ın izniyle on bir güne 40’ı deviriyorum ben.

Acısını da tatlısını da en uçlarda yaşadım her bir şeyin, hiç “orta karar” uğramadı şu 40 yıllık yaşantıma. Biraz benden de kaynaklandı elbette ortayı bulamamak. Acıyı da sevinci de bağırarak, önce kendimin sonra beni sevip, bana değer verdiklerini bildiklerimin gözüne gözüne sokmayı seçtim.

İlgiye mi açtım, komplekslerim mi dürtüp dürtüp duruyordu, eh işte onu bilmiyorum. Gerçi yaşadıklarım da öyle kolay kolay yenip yutulacak şeyler değildi, kendi kendimin hakkını da fazlaca yemeyeyim. Sabredip, dayanmak, ümitlerle, “Geçecek bunlar” şeklinde kendimi eğleyemeseydim şu an sizlere biraz zor yazıyor olurdum.

Ha diyeceksiniz ki “Neler yaşadın, çoğunu biliyoruz,  yazdın?”

Ben de diyeceğim ki; “Herhalde her şeyi yazmadım ve de yazamazdım.Bazı acılar, bazı imkânsızlıklar sadece seninle ve yatağa kafanı koyduğunda sarıldığın yastıkla aranda kalıyor ve tabi ki bir de Allah’la.Anana, babana, kocana, evladına, sevgiline dökülemiyorsun. “Yine mi? Aa yettin artık, sen güçsüz müsün?” damgasını yemekten kaçıyorsun.

Yine sarılıyorsun yastığına, bazı geceler sırılsıklam ediyorsun onu ağlamaktan, bazen içinde bir heyecan, kalbin çarpıyor, yine sarılıyorsun yastığına, yine sırılsıklam ama  bu sefer terden, vücudunu kaplayan adrenalinden.

Sen bunları yaşarken hayat öbür yandan su gibi akmaya devam ediyor. Acılar, mutluluklar hiç bitmiyor. Acıların, gözyaşıyla mutlulukların bir araya karışıyor, sen de bunları akan yağmur damlasını bir şişeye doldururcasına dolduruyorsun, el mahkûm o şişeden  de içip içip duruyorsun, gün ne getirdiyse bahtına, o gün ne karalanmışsa ondan sebepleniyorsun.

Günler, aylar ve en vahimi yıllar böyle geçiyor, gidiyor hayatında. Bazen kendini unutuyorsun, yok bazen değil; genellikle kendini unutuyorsun. Harala gürele hayata tutunmaya, onu bunu mutlu etmek için çabalamaya devam edip çoğu kez kendinden vazgeçiyorsun.

Çok sabah suratını yıkarken kendine bile bakmıyorsun; “Aman ya almayayım” diyorsun. Sonra bir an bir müzik çalıyor, bir aşk filmi izleyip, bir aşk meşk kitabı okuyup canlanıyorsun, kendine az ama çok az da olsa biraz daha kıymet, biraz daha değer vermeye girişiyorsun. Taa ki, işte o “Ta ki” ye kadar. (Herkesin “taa ki” si farklı tabi ki)

Öyle böyle günler, aylar ve en vahimi yıllar geçiyor, gidiyor hayatında yine. Sonra gün geliyor aklına aaa doğum gününün yaklaştığı düşüyor. Doğduğuma, doğmadığıma tarzında, hem  duygusal hem küfürsel yaklaşımlarda bulunacakken, şükredip “Ay ben kaç oldum?” diye düşünüyorsun.

Cevap benimki gibi sıfırlıysa, bir irkiliyorsun ama sonra  yine kutlanmak isteyen tarafın ortaya çıkıyor. Ay acaba nasıl kutlasam bu sene? Sanki hep yıllardır büyük şaşalarla kutladın da ama olsun, istiyor işte canın.

İlk önce birisi, en sevdiklerinden biri sürprizler yapsa diye düşünüyorsun, daha doğrusu hayal ediyorsun. Onu yapacak birinin varsızlığına kanaat getirince, aslında en çok arzu ettiğin doğum gününü hayal etmeye başlıyorsun.

Onbir gün sonra 41den gün alıyorum ben

Annen, baban, kardeşin, evladın, amcan,  dayın, kuzen,  yeğen, kankaların, can dostların, kocan, kayınvaliden, kayınpederin, işte bu ya kısaca; en sevdiklerin.

Sonra önüne bir duvar geliyor, tosssssssssssssssssss diye vurup bir silkeleniyorsun.

Doğum gününde arzu ettiğin bu insanları asla ama asla bir araya getiremiyorsun.

Baba ölmüş gitmiş, annen taa Avustralya’da, kızın “Tamam anne ama cumartesi program yapmıştım” modunda, kardeşinin oğlu iki sene önce 9 ay dayanamamış, erken doğmuş, doğduğu günü de  ayarlamışçasına teyzesinden iki gün önceye rast getirmiş, eh haliyle kardeşin de kendi oğluşunun doğum günü hazırlıklarının telaşında. Koca desen eski koca, mesaj atıp kutlarsa o bile takdire şayan bir durum halinde. Kankalar sevgilileriyle, herkesin  önceden verilmiş sözleri var. Amca desen o da göçtü, kuzen desen sokakta karşılaşsak birbirimizi tanımayız.

Kısacası benim 40. yaş doğum günüm bir sürü engele takılır. Allah’tan nöbetçi kayınvalidem, halam ve dedemin ikinci eşi olan canım anneannem beni ararlar; “İyi ki doğdun Ayşe” derler her sene olduğu gibi. Kızım da gelir bir öper, annem; “Canım yavrum, iyi ki varsın” diye mesaj çeker, cadı kardeşim; “Abla kırk oldun hahah” diye laf sokar. İşte bu doğum günü de böyle geçer gider. Aman, Allah sağlık versin de şükür buna da.

VE VE VE YAZI BİTTİ SANMAYIN SAYIN OKUR DOSTLARIM

Aslında ben de yazım bitti sanıyordum. Tam cici laptopumu kapatıp “Ah ahh” diye kaderime yanıp, “Ne yapalım doğum günümü de yalnız kutlarım bu sene. Olmadı bir otelde bir oda ayırtırım kendime. Giyerim geceliklerimi, açarım şampanyamı, müziğimi; oda servisinden yemek söylerim, aksırana tıksırana kadar içer, kendi kendimi eylerim ya da bakarsın bu yazıyı okuyan eşin, dostun, okurların sana kıyamazlar az ihtimal de olsa bakarsın sana bir sürpriz parti yaparlar” diye öylesine dellenmişken telefonuma bir mesaj geldi;

“Fıstık kusura bakma seni arayamadım, telefonlarını da açamadım bu ara çok yoğundum, sakın aklına başka bir şey gelmesin.İyi misin bakalım, ne yapıyorsun?”

“Aaaaa Veli, iyiyim Velicim. Ne yapayım, tam yazımı yazmış, tvye bakıyordum”

“Ne yazdın bakalım? İnşallah yine benimle ilgili değildir”

“Yok yok, seninle ilgili değil, doğum günüm yaklaşıyor ya, onu yazdım.”

“Tesadüfe bak, ben de seni onun için aradım. Ne yapmak istersin 5 Şubat’ta bakalım? Müsaitsin değil mi? Dur seni arıyorum.”

İçimden dedim ki; “Ayşe ya ne kötü bir kadınsın, adama hallaç pamuğu muamelesi yapıp duruyorsun ama bak işte yine seni tek düşünen o.”

Veli aradı, biraz havadan sudan konuştuk, tekrar sordu;

“Söyle bakalım doğum günü çocuğunun planı, programı ne?”

“Bilmem ki bir programım yok”

“Peki, bir parti desem, mesela güzel bir lokantayı kapatsan, şöyle 100 kişi falan davet etsen; ne de olsa 40 mühim bir yaş”

“Ya ne iyi olurdu Velicim ama şu aralar o tip bir parti beni bir hayli aşar”

“Dur sen anlamadın beni, ben nasıl olsa sana bir hediye alacağım istesen de istemesen de. Eh ben ne hediye alırım, malum ya mücevher alacağım ya çanta falan. Eh sen de o hediyeyi görünce; “Bana bak, ben bunu kabul edemem” deyip kafamda parçalayacaksın, işte bu nedenle düşündüm ki sana hediyem parti olsun, sen sadece yeri seç, gerisine de karışma”

Yine düşünmeye başladım; kızım sen ne salak zırtapoz, küçük beyinli, kurukafalı, yabani ot, mankafa, kılkuyruk, lobotomi ihtiyacı olan bir tipsin diye. Nasıl kaçırdın bu adamı zamanında ah benim kuştan daha az beyine sahip Ayşe kardeşim? Adam maden, resmen maden, parayı geç, ruhu maden.

“Eeee ne diyorsun? Kal geldi sana yine, buna da mı kızdın bakalım?”

“Yok yok, öyle değil de  ıhhhhhhhhhhhhhhhh”

Ellerim terlemeye başladı, ağzımdan çıkacak şey için endişeye düştüm. Desem mi demesem mi, dersem  çıktığım bu yolun, aldığım kararın geri dönüşümü olabilir mi, acaba bu gece çok duygusalım söylemeye niyetlendiğim gerçek hislerim değil mi, ay yanlış mı yapıyorum, ay ben ne yapıyorum? Sus ağzım sus, ay susamadım veeeeeeeeeee

“ Veli…”

“Ha canım?”

“Veli…”

“Evet fıstık, söyle”

 “PARTİ FALAN İSTEMİYORUM, DOĞUMGÜNÜMÜ SENİNLE BAŞBAŞA KUTLAMAK İSTİYORUMMMMMMMMMMM”

Ağzımdan çıkanı kulağım duydu mu bilemiyorum ama Veli duydu ve konuştu; “Sana tek bir şey söyleyeceğim Ayşe, sen cevap vermek zorunda değilsin; seni çok seviyorum, iyi geceler Japon gözlüm”

“İyi geceler Veli”

Bu konuşma dün gece oldu, bugün onunla hiç konuşmadık ama eve çiçek geldi, daha doğrusu bambu; tam 40 adet. Üzerindeki notta sadece “Başbaşa bebeğim, başbaşa” yazıyordu.

Onbir gün sonra 41den gün alıyorum ben

Notu okuyunca bana kriz geldi, “Başbaşa bebeğim, başbaşa”Bas gaza yavrum, bas gaza” gibi. Sabahtan beri başbaşa bebeğim, başbaşayı, bas gaza yavrum, bas gazanın melodisiyle söyleyip duruyorum ve merakla yeni yaşımın ve Veli’nin hayatıma getireceklerini düşünüp duruyorum. Bakalım hep beraber göreceğiz sevgili okur dostlarım.

Not:Okur dostlarımdan bana sürpriz parti yapmak isteyen falan varsa sakın vazgeçmesinler, organizasyona devam etsinler, malum sağım solum belli olmaz benim.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI