Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

On yılın adı sonuçta ne oldu

TÜRKİYE’de temel kapitalist dönüşüm 24 Ocak 1980 kararları ile mümkün hale geliyor. 1923’te kurulan Cumhuriyetin en büyük ekonomik değişimi.

Geçen akşam İzmir’de yapılan toplantıyı dün burada özetliyorum. O toplantıdan arta kalan ve günümüze ışık tutan başka dersler de var.
Enflasyonu indiren, döviz kıtlığına son veren, kamu açıklarını azaltan, dış ticareti liberalleştiren, kısaca bir ekonomiye sadece neşter vurmakla kalmayıp, onu temelden değiştiren bu kararlar ne ölçüde başarılı?
24 Ocak kararlarını hazırlayan ekipten, o sırada Hazine Genel Müdür Yardımcısı, 90’lı yıllarda Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel’in bir sunumu var. Çok çarpıcı.
24 Ocak pek çok açıdan yaşanan sıkıntıları gideriyor, tamam, ancak on yıl sonra yaşanan ekonomik krizleri önlemekte eksik kalıyor.
80-90 arasında, on yıl süreyle, açın arşivi bakın, ne zaman ekonomi konuşulsa, hep 24 Ocak vurgusu var, ama çok önemli iki eksik var.
YARGI VE ETİK
Gazi Erçel, o kararlar sırasında ve sonrasında, nelerin yapılamadığını anlatırken, iki temel eksiğin altını çiziyor:
“Etik ve moral değerlere önem verilmedi. Etkin bir yargı sistemi için girişimde bulunulmadı.”
Günümüze kadar sarkan eksiklikler, günümüzün en büyük tartışma konuları. Yargı ve yolsuzluklar.
24 Ocak’ta kapitalist dönüşümün ahlaki boyutu eksik kalıyor. Ayrıca sistemin düzgün işlemesi için gereken yargı sistemi ile desteklenmiyor.
Kapitalizmin kendisi zaten yoz, bizdeki eksikliklerle iyiden iyiye vuran, çarpan bir ekonomiye dönüşüyor, iyice yozlaşıyor. Kimin eli, kimin cebinde belli değil. Devlet ihalelerinde bin türlü numara ve adam kayırmalar alıp başını gidiyor.
ARTÇI KRİZLER
24 Ocak Türkiye’yi on yıl götürüyor.
Sonra artçı krizler birbirini izliyor. 90’lı yıllarda iki büyük ekonomik krizi, 2001 yılında yine büyük bir kriz izliyor.
Bu dönemin en büyük skandalı arka arkaya batan değil, batırılan bankalar. Bunun sonucunda hepimize ağır fatura çıkıyor. Refah düşüyor, gelir dağılımı iyice bozuluyor, işsizlik artıyor.
Siyasi fatura da var. Krizlere neden olan partiler siliniyor. Bugün ne DYP var, ne ANAP, geriye adı var, kendi yok olan DSP ile topallayan MHP kalıyor.
Krizler yeni bir parti doğuruyor, AKP.
AKP 2001’deki ekonomik programı uyguluyor, 24 Ocak’tan bugüne kadar gelmiş eksiklikleri gidermeye yanaşmıyor.
O eksikler için bulduğu çare, İslam’a sığınmak. Faaliyeti o sembol altında.

Kemal Derviş Özal’a gelmek istedi

DPT Müsteşarı Yıldırım Aktürk merdivenleri hızla çıkıyor, bir konuda görüşünü almak için Başbakan Özal’ın odasına giriyor.
Odada Kemal Derviş var. Yıl 1983, 84 gibi.
Özal’la sohbeti sona eren Derviş izin istiyor ve ayrılıyor. Aktürk, “ne istiyor” gibilerinden Özal’a bakınca, Özal:
“Bizimle birlikte çalışmak istiyor ama o bize göre biri değil, bizim işimize yaramaz.”
Derviş yıllar sonra Ecevit tarafından çağrılıyor ve ekonominin yönetimi ona veriliyor. 2002’de krizden çıkmak için iyi bir ekonomik program hazırlıyor, o programı AKP sıkı sıkıya uyguluyor. O program hâlâ yürürlükte.
Buna karşılık, Derviş için siyasal açıdan aynı olumlu değerlendirme hayli güç. Ecevit’i terk ettiği gibi, birlikte çalışmaya söz verdiği İsmail Cem’i de son anda yalnız bırakıyor.
Özal, “bize göre biri değil” derken, belki de haklı çıkıyor.

İnsani ilişkiler hep sürüyor

KARŞIMDA oturan ekibe bakıyorum.
Onlar dönemin teknisyenleri, uzman kadrosu, aralarında daha sonra siyasete girmiş olan da var.
Onlar gerek işin içinde iken, gerekse onların bağlı bulunduğu siyasal iktidarlar en güçlü dönemlerini yaşarken, biz gazetecilerin önemli bir bölümü, onları ve siyasi iktidarı eleştirmekten geri kalmıyoruz. Tıpkı bugün gibi.
Ama, bugüne göre, çok ve fakat çok önemli bir fark var. Ne o uzman kadro, ne o siyasal iktidarlar, onları eleştiren gazetecilere bugünkü gibi, ayrımlara girmiyor. “Bizden olanlar ve olmayanlar” ayrımını otuz yıldır hiç hatırlamıyorum. Buna 12 Eylül askeri dönemi dahil.
Eleştirsek de, övsek de, iktidarlarla biz gazetecilerin insani ilişkileri hep sürüyor. O insani ilişkiler şimdi mazide kalıyor.
Karşımda oturan ekibe bakıyorum, otuz yıldır arkadaşlığımızdan hiç bir şey eksilmemiş.
X