Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

On yılda ‘biz’ ve ‘ötekileştirme’ politikası

PAZAR günkü AKP kongresi yeni şarkı, “Sözümüz söz” ile başlayacakmış.

Çok yazımda ifade ettim; balkon konuşmalarının sonucu ortada olduğu için bugünün acil ihtiyacı, ‘söz’ değil, toplumu bütünleştirecek uygulamalardır.

On yılı, ‘biz’ ve ‘ötekileştirme’ temelinde yürüttüğü izlenimi bırakan AKP’den bunu beklemenin ne kadar gerçekçi olduğu tabii ki herkesin bakışına bağlı.

AKP’nin on yılda pek çok olumlu uygulamaya imza attığı kesin ve bunlar her yerde, her an zaten dillendiriliyor, olumsuzluklar ise pek görülmüyor.
Çünkü, olumsuz haber/bakış Başbakan’ın şimşeklerini çekmek demek.

Buna itiraz edene Ümit Boyner’in, “Başbakan’dan korkmuyorum” demesini, daha vahimi, medyanın da başlığa bu sözü çekmesini örnek veririm.

Çifte uygulamanın âlâsı

Bu ülkede her şeyin Başbakan’ın iki dudağı arasında olması, bakanından bürokratına rektöründen belediye başkanına herkesin, bir icraatla ilgili ağzını açanın söze, “Sayın Başbakanımın talimatı/olumlu görüşüyle” diye başlamasına dikkat çekerek, 10 yılın sorunlu yüzlerce alanından birkaç önemlisine işaret etmek istiyorum.

Başbakan’ın ne yenilip içileceğinden, kaç çocuk yapılacağına, hangi sokağa masa atılacağından, nereye cami yapılacağına, çocukların nasıl yetiştirileceğinden, hangi anne-babanın çocuklarına ihanet ettiğine, hangi dizilerin izleneceğinden, kimlerin neleri söyleyip neleri söyleyemeyeceğine kadar özel hayatın sınırları içine müdahale gibi görülen sözleri toplumun belli kesimlerinin kendisini ‘öteki’ gibi görmesi sonucunu yarattı.

Geçmişte sürekli yakınılan dinlemeler, isimsiz-imzasız ihbar mektup ve e-postalar hep ‘ötekiler’ için olumsuz sonuçlar yarattı; binlerce kişi ailesinden/eşinden/işinden koptu, cezaevine girdi, itibarsızlaştırıldı, intihar etti.

Kendisini iktidar güvencesinde gören okul müdürü öğretmen odasına dinleme cihazı koydu; koca koca valiler yanına çağırdığı kişileri bürokratların aleyhine konuşturup izinsiz kayıt yapma yoluna girdi.

AKP’ye karşı olmak ile “hükümeti yıkmak’ birbirine karıştırılınca darbe dönemlerini anımsatan davalar açıldı; o davalarda sanık lehine tutum alan hâkim/savcılar bir şekilde görevlerinden olurken, sanığa/avukatına/yakınına karşı tutum alanlar için işlem yapmaya dahi pek gerek görülmedi.

Davalar ilerledikçe siyasal görüntü kazandı; darbecilerle AKP’ye karşı olanlar, çetecilerle masumlar birbirine karıştı; adil olmakla övünenler dahi, “Canım, kurunun yanında yaş da yanabilir” gerekçesine sığınır oldular.

Yargı büyük sorun

Deniz Feneri, İsmail Ağa davalarında olduğu gibi ‘bizden’ görülen sanıklar aleyhine işlem yaptıkları iddiasıyla bazı savcılar, hapis cezaları ile yüz yüze kalırken, ‘öteki’ görülen sanıkların şikâyet ettiği yargı insanları terfi ettirildi.

Güvenlik güçleri arasında derin ayrıma gidildi; ‘öteki’ görülen askerler, toplu mahkûmiyette dünya rekoru kırdı, ‘bizden’ diye MİT yasal korumaya alındı.

“Yargı tarafsız değil” diye dokunulmayan ‘dokunulmazlıklar’, “yargıyı tarafsızlaştıracak” denen referandum paketine konmadı, ama ‘öteki’ olan milletvekillerinin cezaevinde tutulmasına son verilmedi.

‘Öteki’ görülen bürokrat en küçük hata üzerine hemen görevden alındı, ‘bizden’ olan bürokratın tüm hatalı uygulamaları sonuna dek savunuldu.

Kaldırılan, indirilen, artırılan vergilerde dahi ‘bizimkilerin’ kullandığı ürünlerle ‘ötekilerin’ kullandıkları arasında ters orantılar kuruldu.

Verilecek daha onlarca örnek olmasına karşın AKP, “Bu yol bizi yüzde 60’a çıkarır” diye düşünebilir, ama toplumsal huzurun olmayacağını da görmeli. En iyi seçenek, ‘herkesin hükümeti olmayı’ başarmak ve göstermektir.

 

X