"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Ömür biter 'Yol' bitmez

Doğan HIZLAN

Yılmaz Güney 'in Altın Palmiye'yi Costa Gavras'ın Kayıp filmiyle bölüştüğü Yol, şubat ayında Türkiye'de gösterime giriyor.

Cannes Film Şenliği'nde ödül kazanan bu film, çekildiğinden 18 yıl sonra sinemacının kendi ülkesinde seyredilebilecek.

Yılmaz Güney'in bir filminin 1980 yılında yapılan Antalya Film Festivali'ne katılma haberi bile keskin sırtlı tartışmaları başlatmıştı. Jürinin çalışmaları sırasında dışardan müdahaleler yapılacağı söylentileri hepimizi tedirgin etmişti.

Ben o yıl festivalde jüri üyesiydim. Antalya'ya 11 Eylül akşamı vardım, sabaha karşı da 12 Eylül darbesini öğrendim.

Bir süre oradaki motelde mahsur kaldık. Birlikte olduğum arkadaşlardan, Leyla Umar'ı, Gani Turanlı'yı, Menderes Samancılar'ı hatırlıyorum.

İhtilal sonrası günlerde hemen hemen her övünde şakşuka yiyorduk.

Yılmaz Güney'in filmi o gün, her mercii ve herkesi germeye yetmişti.

Sanatın yasakçı bir anlayışla önlenmemesi gerektiğini yazan çizen çok oldu ama onların da sesini 12 Eylül kesti. Katı yönetimler, ilerde tarihin kendileri için düşeceği notu pek umursamazlar, sıkıyönetimciler de öyle yaptı. Zaten yarışma da iptal edildi.

Yılmaz Güney'in filmlerinin yasaklanmasını anlayamadım. Ben Türkiye'de gösterilmeyenleri de yurt dışına gittiğimde seyrettim. Belki bazı bölümlerinde bizi haksız yere eleştiriyor, abartıya kaçıyordu. Eğer filmlerinin oynatılmasını önlemeselerdi, onun düşüncesine karşıt olanlar eleştirilerini söylerler, yazabilirlerdi. Oysa bu tek taraflı oldu, aleyhtekiler konuştu, lehinde olanlara susmak düştü.

Herkes görebilseydi, Yılmaz Güney, Türk sinemasındaki yerine oturtulur, daha iyi ya da daha kötü filmler çekebilirdi.

*

SANATÇILARIMIZIN, edebiyatçılarımızın yasaklanması, onları okurlarının, seyircilerinin gözünde efsane kahramanı katına yükseltiyor. Çektirilen acılar yüzünden, övmede alabildiğine cömert davranılıyor. Her efsane kahramanında olduğu gibi tartışılmazlık, eleştirilmezlik zırhına büründürülüyor.

Yasak arzu doğurur ilkesince, Názım Hikmet'in şiirleri elden ele dolaştı, Yılmaz Güney'in kötü çekilmiş korsan videokasetlerini el altından herkes birbirine verdi.

Efsaneler; bir sanatçının çevresinde kabuk bağladı mı, onu ulaşılmaz da kılar.

Yasaklamalar, insanları ikiye ayırıyor; övgüyü ve yergiyi saplantıya dönüştürenler, okurdan, seyirciden çok mürit kimliğini benimsiyorlar.

Eğer Názım Hikmet yasaklanmasaydı, Türk şiiriindeki yeri daha gerçekçi biçimde belirlenir, efsanenin yarattığı hava yüzünden de o çok yükseklere çıkarılırken, bazı şairlerin de hakkı yenmezdi.

Her iki sanatçıya da yapılan baskı, onları politika girdabına çekti, ikisinin de çoğunlukla sanatlarından çok politik tavırlarıyla kamuoyunun gündemine sunulmalarına sebep oldu. Elbette sanatlarının aleyhine bir durumdu bu.

Názım Hikmet'in şiirleri yıllarca yasaklandıktan sonra yayınlandı. Yılmaz Güney'in filmleri sinema ve televizyonlarda oynadı.

Sorarım size sonra ne oldu?

Komünist ihtiláller birbirini mi izledi, memlekette bastırılmayan ayaklanmalar mı gerçekleşti?

*

YILMAZ Güney'in iyi filmlerinden biri olan Yol'u seyredecek genç kuşakların düşüncelerini, değerlendirmelerini öğrenmek isterdim.

Efsanelerin gerçek olup olmadığı anlamak için yasakların kaldırılmasından sonraki durumu izlemek gerekiyor.



X