Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Om Mani Padme Hum

Nasuh MAHRUKİ

Budizmin en önemli mantrası olan Om Mani Padme Hum, (okunuşu, om mani peme hung) Budist manastırlarda en çok karşılaşılan semboldür. Tibet, Bhutan, Sıkkım gibi Budist ülkelerde hemen her yerde görebileceğimiz bu mantra, budistlerin en çok tekrarladığı ve kullandığı sözcük.

Budist bir ülkeyi ziyaret ettiğinizde, ‘‘Lotus Çiçeğinin İçindeki Mücevher’’ diye çevirebileceğimiz bu sözcüğe ve Sanskritçe'deki kıvrımlı yazılışına kısa sürede aşina oluyorsunuz. Bütün manastırlarda, evlerin baş köşelerinde, trekking yaptığınızda aşacağınız bütün yüksek geçitlerde kayaların üzerinde, bir gün bir tırmanışa katılırsanız ana kampınızda, hatta neredeyse sokaklarda bile bu formu değişik boyut ve renklerde ama hep aynı saygıyla ve inanışla yazılmış olarak göreceksiniz.

Bu sözcüğü tekrar etmeyi ve içerdiği kutsal anlamı evrene yaymayı bir ibadet olarak değerlendiren Budistler, hemen her fırsatta bunu kullanırlar. Üzerinde kutsal mantraların yazılı olduğu Dua Bayrakları ve Dua Tekerlekleri ve bu mantrayı okuyarak saydıkları tespihleri Budistlerin gündelik hayatına öyle işlemiştir ki, onsuz bir eylem düşünülemez bile.

Budizmi kabul eden ilk Tibet kralı Songtsen Gampo ve daha sonra Dalai Lama'lık mertebesini alan 14 Lama, merhametin ve sevginin bedenlenmiş hali olarak ifade edebileceğimiz ‘‘Avalokiteshvara’’ ya da Tibetçe'deki kullanımıyla 'Chenrezi'nin insan formu almış hali olarak değerlendirilir. Bu Aydınlanmış Merhametin ses formuna dönüşmesi de, On Mani Padme Hum'dur.

Bu mantra, kişinin merhamet-sevgi kavramları üzerine konsantre olmasına ve benzeri bütün olumlu duyguları kalbinde hissetmesine yardımcı olur.

Kızılderilinin doğa anlayışı

1871 yılında doğan ‘‘Tatanga Mani’’ ya da Yürüyen Boğa adlı, yaşamı boyunca doğayı anlamaya çalışan Stoney kızılderilisi, yaşlılığında Kanada hükümeti tarafından Kızılderili halkının temsilcisi olarak bir dünya turuna çıkarılır. 87 yaşında, Londra'da yaptığı bir konuşmada, Kızılderililerin Yüce Ruh'la ve onun yarattığı doğa ile olan ilişkisini şu şekilde dile getirir:

‘‘Biliyorsunuz, dağlar her zaman taş binalardan daha güzeldir. Şehirde yaşamak, yapay bir varoluştur. Orada birçok insan, ayaklarının altında gerçek toprağı hiç hissedemiyor, saksıdakiler dışında bitkilerin büyüyüşünü göremiyor ya da caddelerin ışıklarından, geceleyin yıldızlarla süslenen büyüleyici gökyüzünü görebilecek kadar uzaklaşamıyor. İnsanlar Yüce Ruh'un yarattığı sahnelerden uzakta yaşadığında, onun kanunlarını da kolayca unutuyorlar.

Biz her şeyin yaratıcısı ve yöneticisi olan Yüce Ruh'la iyi geçiniyorduk. Siz beyazlar bizim vahşi olduğumuzu sandınız. Bizim dostlarımızı anlamadınız, anlamaya çalışmadınız. Biz güneşe, aya ya da rüzgára övgüler düzerken, siz bizim putlara taptığımızı söylediniz. Hiç anlamadan, yalnızca bizim tapınma şeklimiz sizinkinden farklı diye, bizi kayıp ruhlar olarak nitelediniz.

Biz Yüce Ruh'un eserlerini her şeyde görürdük, güneşte, ayda, ağaçlarda, rüzgárda ve dağlarda. Bazen bunlar aracılığıyla ona yaklaşırdık. Bu çok mu kötüydü? Bence biz, yüce varlığa, bize putperest diyen bayazların çoğundan daha güçlü bir imanla, gerçek bir inançla bağlıyız. Doğaya ve doğanın yöneticisine yakın yaşayan Kızılderililer karanlıkta değildir.

Ağaçların konuştuğunu bilir miydiniz? Evet, konuşurlar. Birbirleriyle konuşurlar, kulak verirseniz sizinle de konuşacaklardır. Asıl sorun, beyazların dinlememesidir. Kızılderilileri dinlemeyi hiçbir zaman öğrenemediler, bu yüzden doğadaki başka sesleri dinleyeceklerini de hiç sanmıyorum. Oysa ben ağaçlardan çok şey öğrendim, bazen hava, bazen hayvanlar, bazen de Yüce Ruh hakkında.’

İnsanın artık doğanın sesini dinleme, onunla konuşma zamanı çoktan geldi de geçiyor. Ondan öğrenebilecğimiz öyle çok şey var ki, ne kadar erken gözlerimizi, kulaklarımızı açarsak o kadar iyi. Hepimiz için.

HER ŞEYİN BAŞI EĞİTİM

Geleceğimizi bugünden hazırlamalıyız. Daha sağlıklı, daha üretken, daha başarılı bir gelecek, ancak bugünün çocuklarının daha iyi eğitilmesiyle olur. Bundan 2600 yıl önce yazılmış Çin şiirinde ozanın dediği gibi,

Eğer bir yıl sonrasını düşünüyorsan, bir tohum ek,

Eğer on yıl sonrasını düşünüyorsan, bir ağaç ek,

Eğer yüz yıl sonrasını düşünüyorsan, insanları eğit.

Bir tohum ekerek bir kez ürün alırsın

Bir ağaç ekerek, on katı ürün alırsın

İnsanları eğitirsen yüz kat ürün alırsın.

nmahruki@hurriyet.com.tr

Fax: (0212) 677 04 21

X